Sayfa 230 / 604
230. Sayfa صفحة ٢٣٠ Standart Medine mushafının 604 sayfası.
Başlangıç Hud 72
Bitiş Hud 81
Ayet 10 229. Sayfa 231. Sayfa بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قَالَتۡ قَالَتۡ
يَٰوَيۡلَتَىٰٓ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ
ءَأَلِدُ ءَأَلِدُ
وَأَنَا۠ وَأَنَا۠
عَجُوزٞ عَجُوزٞ
وَهَٰذَا وَهَٰذَا
بَعۡلِي بَعۡلِي
شَيۡخًاۖ شَيۡخًاۖ
إِنَّ إِنَّ
هَٰذَا هَٰذَا
لَشَيۡءٌ لَشَيۡءٌ
عَجِيبٞ عَجِيبٞ
٧٢ ٧٢
"Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
قَالُوٓاْ قَالُوٓاْ
أَتَعۡجَبِينَ أَتَعۡجَبِينَ
مِنۡ مِنۡ
أَمۡرِ أَمۡرِ
ٱللَّهِۖ ٱللَّهِۖ
رَحۡمَتُ رَحۡمَتُ
ٱللَّهِ ٱللَّهِ
وَبَرَكَٰتُهُۥ وَبَرَكَٰتُهُۥ
عَلَيۡكُمۡ عَلَيۡكُمۡ
أَهۡلَ أَهۡلَ
ٱلۡبَيۡتِۚ ٱلۡبَيۡتِۚ
إِنَّهُۥ إِنَّهُۥ
حَمِيدٞ حَمِيدٞ
مَّجِيدٞ مَّجِيدٞ
٧٣ ٧٣
"Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
فَلَمَّا فَلَمَّا
ذَهَبَ ذَهَبَ
عَنۡ عَنۡ
إِبۡرَٰهِيمَ إِبۡرَٰهِيمَ
ٱلرَّوۡعُ ٱلرَّوۡعُ
وَجَآءَتۡهُ وَجَآءَتۡهُ
ٱلۡبُشۡرَىٰ ٱلۡبُشۡرَىٰ
يُجَٰدِلُنَا يُجَٰدِلُنَا
فِي فِي
قَوۡمِ قَوۡمِ
لُوطٍ لُوطٍ
٧٤ ٧٤
İbrahim'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti.
Turkish Translation (Diyanet)
إِنَّ إِنَّ
إِبۡرَٰهِيمَ إِبۡرَٰهِيمَ
لَحَلِيمٌ لَحَلِيمٌ
أَوَّٰهٞ أَوَّٰهٞ
مُّنِيبٞ مُّنِيبٞ
٧٥ ٧٥
Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi.
Turkish Translation (Diyanet)
يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ
أَعۡرِضۡ أَعۡرِضۡ
عَنۡ عَنۡ
هَٰذَآۖ هَٰذَآۖ
إِنَّهُۥ إِنَّهُۥ
قَدۡ قَدۡ
جَآءَ جَآءَ
أَمۡرُ أَمۡرُ
رَبِّكَۖ رَبِّكَۖ
وَإِنَّهُمۡ وَإِنَّهُمۡ
ءَاتِيهِمۡ ءَاتِيهِمۡ
عَذَابٌ عَذَابٌ
غَيۡرُ غَيۡرُ
مَرۡدُودٖ مَرۡدُودٖ
٧٦ ٧٦
Elçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz, geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
وَلَمَّا وَلَمَّا
جَآءَتۡ جَآءَتۡ
رُسُلُنَا رُسُلُنَا
لُوطٗا لُوطٗا
سِيٓءَ سِيٓءَ
بِهِمۡ بِهِمۡ
وَضَاقَ وَضَاقَ
بِهِمۡ بِهِمۡ
ذَرۡعٗا ذَرۡعٗا
وَقَالَ وَقَالَ
هَٰذَا هَٰذَا
يَوۡمٌ يَوۡمٌ
عَصِيبٞ عَصِيبٞ
٧٧ ٧٧
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, "Bu çetin bir gündür" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
وَجَآءَهُۥ وَجَآءَهُۥ
قَوۡمُهُۥ قَوۡمُهُۥ
يُهۡرَعُونَ يُهۡرَعُونَ
إِلَيۡهِ إِلَيۡهِ
وَمِن وَمِن
قَبۡلُ قَبۡلُ
كَانُواْ كَانُواْ
يَعۡمَلُونَ يَعۡمَلُونَ
ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ
قَالَ قَالَ
يَٰقَوۡمِ يَٰقَوۡمِ
هَٰٓؤُلَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ
بَنَاتِي بَنَاتِي
هُنَّ هُنَّ
أَطۡهَرُ أَطۡهَرُ
لَكُمۡۖ لَكُمۡۖ
فَٱتَّقُواْ فَٱتَّقُواْ
ٱللَّهَ ٱللَّهَ
وَلَا وَلَا
تُخۡزُونِ تُخۡزُونِ
فِي فِي
ضَيۡفِيٓۖ ضَيۡفِيٓۖ
أَلَيۡسَ أَلَيۡسَ
مِنكُمۡ مِنكُمۡ
رَجُلٞ رَجُلٞ
رَّشِيدٞ رَّشِيدٞ
٧٨ ٧٨
Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
قَالُواْ قَالُواْ
لَقَدۡ لَقَدۡ
عَلِمۡتَ عَلِمۡتَ
مَا مَا
لَنَا لَنَا
فِي فِي
بَنَاتِكَ بَنَاتِكَ
مِنۡ مِنۡ
حَقّٖ حَقّٖ
وَإِنَّكَ وَإِنَّكَ
لَتَعۡلَمُ لَتَعۡلَمُ
مَا مَا
نُرِيدُ نُرِيدُ
٧٩ ٧٩
"And olsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkındasın" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
قَالَ قَالَ
لَوۡ لَوۡ
أَنَّ أَنَّ
لِي لِي
بِكُمۡ بِكُمۡ
قُوَّةً قُوَّةً
أَوۡ أَوۡ
ءَاوِيٓ ءَاوِيٓ
إِلَىٰ إِلَىٰ
رُكۡنٖ رُكۡنٖ
شَدِيدٖ شَدِيدٖ
٨٠ ٨٠
"Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
قَالُواْ قَالُواْ
يَٰلُوطُ يَٰلُوطُ
إِنَّا إِنَّا
رُسُلُ رُسُلُ
رَبِّكَ رَبِّكَ
لَن لَن
يَصِلُوٓاْ يَصِلُوٓاْ
إِلَيۡكَۖ إِلَيۡكَۖ
فَأَسۡرِ فَأَسۡرِ
بِأَهۡلِكَ بِأَهۡلِكَ
بِقِطۡعٖ بِقِطۡعٖ
مِّنَ مِّنَ
ٱلَّيۡلِ ٱلَّيۡلِ
وَلَا وَلَا
يَلۡتَفِتۡ يَلۡتَفِتۡ
مِنكُمۡ مِنكُمۡ
أَحَدٌ أَحَدٌ
إِلَّا إِلَّا
ٱمۡرَأَتَكَۖ ٱمۡرَأَتَكَۖ
إِنَّهُۥ إِنَّهُۥ
مُصِيبُهَا مُصِيبُهَا
مَآ مَآ
أَصَابَهُمۡۚ أَصَابَهُمۡۚ
إِنَّ إِنَّ
مَوۡعِدَهُمُ مَوۡعِدَهُمُ
ٱلصُّبۡحُۚ ٱلصُّبۡحُۚ
أَلَيۡسَ أَلَيۡسَ
ٱلصُّبۡحُ ٱلصُّبۡحُ
بِقَرِيبٖ بِقَرِيبٖ
٨١ ٨١
"Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemiyecekler; geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelen onun başına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
Hud suresini bitirdiniz Kur'an'ın tamamından bu cihazda okunan 0%