Sayfa 229 / 604
229. Sayfa صفحة ٢٢٩ Standart Medine mushafının 604 sayfası.
Başlangıç Hud 63
Bitiş Hud 71
Ayet 9 228. Sayfa 230. Sayfa بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قَالَ قَالَ
يَٰقَوۡمِ يَٰقَوۡمِ
أَرَءَيۡتُمۡ أَرَءَيۡتُمۡ
إِن إِن
كُنتُ كُنتُ
عَلَىٰ عَلَىٰ
بَيِّنَةٖ بَيِّنَةٖ
مِّن مِّن
رَّبِّي رَّبِّي
وَءَاتَىٰنِي وَءَاتَىٰنِي
مِنۡهُ مِنۡهُ
رَحۡمَةٗ رَحۡمَةٗ
فَمَن فَمَن
يَنصُرُنِي يَنصُرُنِي
مِنَ مِنَ
ٱللَّهِ ٱللَّهِ
إِنۡ إِنۡ
عَصَيۡتُهُۥۖ عَصَيۡتُهُۥۖ
فَمَا فَمَا
تَزِيدُونَنِي تَزِيدُونَنِي
غَيۡرَ غَيۡرَ
تَخۡسِيرٖ تَخۡسِيرٖ
٦٣ ٦٣
"Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O'na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah'a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
وَيَٰقَوۡمِ وَيَٰقَوۡمِ
هَٰذِهِۦ هَٰذِهِۦ
نَاقَةُ نَاقَةُ
ٱللَّهِ ٱللَّهِ
لَكُمۡ لَكُمۡ
ءَايَةٗۖ ءَايَةٗۖ
فَذَرُوهَا فَذَرُوهَا
تَأۡكُلۡ تَأۡكُلۡ
فِيٓ فِيٓ
أَرۡضِ أَرۡضِ
ٱللَّهِۖ ٱللَّهِۖ
وَلَا وَلَا
تَمَسُّوهَا تَمَسُّوهَا
بِسُوٓءٖ بِسُوٓءٖ
فَيَأۡخُذَكُمۡ فَيَأۡخُذَكُمۡ
عَذَابٞ عَذَابٞ
قَرِيبٞ قَرِيبٞ
٦٤ ٦٤
"Ey milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız"
Turkish Translation (Diyanet)
فَعَقَرُوهَا فَعَقَرُوهَا
فَقَالَ فَقَالَ
تَمَتَّعُواْ تَمَتَّعُواْ
فِي فِي
دَارِكُمۡ دَارِكُمۡ
ثَلَٰثَةَ ثَلَٰثَةَ
أَيَّامٖۖ أَيَّامٖۖ
ذَٰلِكَ ذَٰلِكَ
وَعۡدٌ وَعۡدٌ
غَيۡرُ غَيۡرُ
مَكۡذُوبٖ مَكۡذُوبٖ
٦٥ ٦٥
Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi.
Turkish Translation (Diyanet)
فَلَمَّا فَلَمَّا
جَآءَ جَآءَ
أَمۡرُنَا أَمۡرُنَا
نَجَّيۡنَا نَجَّيۡنَا
صَٰلِحٗا صَٰلِحٗا
وَٱلَّذِينَ وَٱلَّذِينَ
ءَامَنُواْ ءَامَنُواْ
مَعَهُۥ مَعَهُۥ
بِرَحۡمَةٖ بِرَحۡمَةٖ
مِّنَّا مِّنَّا
وَمِنۡ وَمِنۡ
خِزۡيِ خِزۡيِ
يَوۡمِئِذٍۚ يَوۡمِئِذٍۚ
إِنَّ إِنَّ
رَبَّكَ رَبَّكَ
هُوَ هُوَ
ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡقَوِيُّ
ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡعَزِيزُ
٦٦ ٦٦
Buyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.
Turkish Translation (Diyanet)
وَأَخَذَ وَأَخَذَ
ٱلَّذِينَ ٱلَّذِينَ
ظَلَمُواْ ظَلَمُواْ
ٱلصَّيۡحَةُ ٱلصَّيۡحَةُ
فَأَصۡبَحُواْ فَأَصۡبَحُواْ
فِي فِي
دِيَٰرِهِمۡ دِيَٰرِهِمۡ
جَٰثِمِينَ جَٰثِمِينَ
٦٧ ٦٧
Haksızlık yapanları bir çığlık tuttu, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
Turkish Translation (Diyanet)
كَأَن كَأَن
لَّمۡ لَّمۡ
يَغۡنَوۡاْ يَغۡنَوۡاْ
فِيهَآۗ فِيهَآۗ
أَلَآ أَلَآ
إِنَّ إِنَّ
ثَمُودَاْ ثَمُودَاْ
كَفَرُواْ كَفَرُواْ
رَبَّهُمۡۗ رَبَّهُمۡۗ
أَلَا أَلَا
بُعۡدٗا بُعۡدٗا
لِّثَمُودَ لِّثَمُودَ
٦٨ ٦٨
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud milleti Rabbini inkar etmişti. Bilin ki, Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
Turkish Translation (Diyanet)
وَلَقَدۡ وَلَقَدۡ
جَآءَتۡ جَآءَتۡ
رُسُلُنَآ رُسُلُنَآ
إِبۡرَٰهِيمَ إِبۡرَٰهِيمَ
بِٱلۡبُشۡرَىٰ بِٱلۡبُشۡرَىٰ
قَالُواْ قَالُواْ
سَلَٰمٗاۖ سَلَٰمٗاۖ
قَالَ قَالَ
سَلَٰمٞۖ سَلَٰمٞۖ
فَمَا فَمَا
لَبِثَ لَبِثَ
أَن أَن
جَآءَ جَآءَ
بِعِجۡلٍ بِعِجۡلٍ
حَنِيذٖ حَنِيذٖ
٦٩ ٦٩
And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
Turkish Translation (Diyanet)
فَلَمَّا فَلَمَّا
رَءَآ رَءَآ
أَيۡدِيَهُمۡ أَيۡدِيَهُمۡ
لَا لَا
تَصِلُ تَصِلُ
إِلَيۡهِ إِلَيۡهِ
نَكِرَهُمۡ نَكِرَهُمۡ
وَأَوۡجَسَ وَأَوۡجَسَ
مِنۡهُمۡ مِنۡهُمۡ
خِيفَةٗۚ خِيفَةٗۚ
قَالُواْ قَالُواْ
لَا لَا
تَخَفۡ تَخَفۡ
إِنَّآ إِنَّآ
أُرۡسِلۡنَآ أُرۡسِلۡنَآ
إِلَىٰ إِلَىٰ
قَوۡمِ قَوۡمِ
لُوطٖ لُوطٖ
٧٠ ٧٠
Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
وَٱمۡرَأَتُهُۥ وَٱمۡرَأَتُهُۥ
قَآئِمَةٞ قَآئِمَةٞ
فَضَحِكَتۡ فَضَحِكَتۡ
فَبَشَّرۡنَٰهَا فَبَشَّرۡنَٰهَا
بِإِسۡحَٰقَ بِإِسۡحَٰقَ
وَمِن وَمِن
وَرَآءِ وَرَآءِ
إِسۡحَٰقَ إِسۡحَٰقَ
يَعۡقُوبَ يَعۡقُوبَ
٧١ ٧١
Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "Ona İshak'ı ardından Yakub'u müjdeleriz" dediler.
Turkish Translation (Diyanet)
Hud suresini bitirdiniz Kur'an'ın tamamından bu cihazda okunan 0%