İçeriğe geç
Kur'an metnine geç

Sure 53 / 114Mekki

An-Najm

النجم The Star

Ayet
62
Nüzul
Mekki
Cüz
27

Themes and purpose:

This uncompromising Makkan surah is dedicated to validating the Prophet Muḥammad’s (ﷺ) mission and the divine origin of the Quran against the polytheists. It establishes that the Prophet (ﷺ) speaks only through revelation, refutes shirk by denying the reality of idols and the claim that angels are Allah's daughters, and affirms the absolute certainty of the Resurrection and Recompense.

Context of Revelation:

Era: Makkan by unanimous agreement. The style, language, and subject matter firmly place it in the early period of confrontation.

Context: It was revealed in response to the polytheists claiming that the Prophet (ﷺ) fabricated the Quran. Its recitation culminated in the first public sajdah (prostration) performed by the Prophet (ﷺ), where even the polytheists nearby were overcome and prostrated with him.

Chronology: It is counted as the 23rd surah in the order of revelation.

Name and Ayah Count:

Name: The surah is known by "Sūrat al-Najm" and "Wa-al-Najm" (The Star) based on its opening words.

Ayah Count: 61 ayahs (Majority) or 62 (Kūfan).

Surah Overview:

  • Affirming the Prophet's (ﷺ) truthfulness and divine guidance, emphasizing that his words are not based on personal desire but pure revelation. [2-4]
  • Proving the divine source of the Quran through the powerful description of the Angel Gabriel’s descent and strength. [5-18]
  • Refuting Shirk: Denying the divinity and power of the idols (al-Lāt, al-ʿUzzā, Manāt) and invalidating the polytheists’ custom of naming angels as daughters of Allah. [19-27]
  • Warning those who speak of the Unseen based on mere conjecture rather than divine proof. [28]
  • Proving the Resurrection and the impending punishment for those who denied the former messengers. [43-56]
  • Consoling the Prophet (ﷺ) and establishing that his message encompasses the core truths found in the scriptures of previous prophets (Moses and Abraham). [36-54]
  • Concluding with a command to prostrate to Allah and worship Him. [62]
Tefekkür Katmanlar

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

وَٱلنَّجۡمِ
إِذَا
هَوَىٰ
١
Batmakta olan yıldıza and olsun ki,

Turkish Translation (Diyanet)

مَا
ضَلَّ
صَاحِبُكُمۡ
وَمَا
غَوَىٰ
٢
Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.

Turkish Translation (Diyanet)

وَمَا
يَنطِقُ
عَنِ
ٱلۡهَوَىٰٓ
٣
O, kendiliğinden konuşmamaktadır.

Turkish Translation (Diyanet)

إِنۡ
هُوَ
إِلَّا
وَحۡيٞ
يُوحَىٰ
٤
Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.

Turkish Translation (Diyanet)

عَلَّمَهُۥ
شَدِيدُ
ٱلۡقُوَىٰ
٥
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Turkish Translation (Diyanet)

ذُو
مِرَّةٖ
فَٱسۡتَوَىٰ
٦
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Turkish Translation (Diyanet)

وَهُوَ
بِٱلۡأُفُقِ
ٱلۡأَعۡلَىٰ
٧
Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Turkish Translation (Diyanet)

ثُمَّ
دَنَا
فَتَدَلَّىٰ
٨
Sonra yaklaşmış ve inmiştir.

Turkish Translation (Diyanet)

فَكَانَ
قَابَ
قَوۡسَيۡنِ
أَوۡ
أَدۡنَىٰ
٩
Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.

Turkish Translation (Diyanet)

فَأَوۡحَىٰٓ
إِلَىٰ
عَبۡدِهِۦ
مَآ
أَوۡحَىٰ
١٠
Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.

Turkish Translation (Diyanet)

مَا
كَذَبَ
ٱلۡفُؤَادُ
مَا
رَأَىٰٓ
١١
Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.

Turkish Translation (Diyanet)

أَفَتُمَٰرُونَهُۥ
عَلَىٰ
مَا
يَرَىٰ
١٢
Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?

Turkish Translation (Diyanet)

وَلَقَدۡ
رَءَاهُ
نَزۡلَةً
أُخۡرَىٰ
١٣
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

Turkish Translation (Diyanet)

عِندَ
سِدۡرَةِ
ٱلۡمُنتَهَىٰ
١٤
And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

Turkish Translation (Diyanet)

عِندَهَا
جَنَّةُ
ٱلۡمَأۡوَىٰٓ
١٥
Orada Me'va cenneti vardır.

Turkish Translation (Diyanet)

إِذۡ
يَغۡشَى
ٱلسِّدۡرَةَ
مَا
يَغۡشَىٰ
١٦
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

Turkish Translation (Diyanet)

مَا
زَاغَ
ٱلۡبَصَرُ
وَمَا
طَغَىٰ
١٧
Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.

Turkish Translation (Diyanet)

لَقَدۡ
رَأَىٰ
مِنۡ
ءَايَٰتِ
رَبِّهِ
ٱلۡكُبۡرَىٰٓ
١٨
And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.

Turkish Translation (Diyanet)

أَفَرَءَيۡتُمُ
ٱللَّٰتَ
وَٱلۡعُزَّىٰ
١٩
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

Turkish Translation (Diyanet)

وَمَنَوٰةَ
ٱلثَّالِثَةَ
ٱلۡأُخۡرَىٰٓ
٢٠
Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

Turkish Translation (Diyanet)

أَلَكُمُ
ٱلذَّكَرُ
وَلَهُ
ٱلۡأُنثَىٰ
٢١
Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?

Turkish Translation (Diyanet)

تِلۡكَ
إِذٗا
قِسۡمَةٞ
ضِيزَىٰٓ
٢٢
Öyleyse bu haksız bir paylaşma;

Turkish Translation (Diyanet)

إِنۡ
هِيَ
إِلَّآ
أَسۡمَآءٞ
سَمَّيۡتُمُوهَآ
أَنتُمۡ
وَءَابَآؤُكُم
مَّآ
أَنزَلَ
ٱللَّهُ
بِهَا
مِن
سُلۡطَٰنٍۚ
إِن
يَتَّبِعُونَ
إِلَّا
ٱلظَّنَّ
وَمَا
تَهۡوَى
ٱلۡأَنفُسُۖ
وَلَقَدۡ
جَآءَهُم
مِّن
رَّبِّهِمُ
ٱلۡهُدَىٰٓ
٢٣
Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

Turkish Translation (Diyanet)

أَمۡ
لِلۡإِنسَٰنِ
مَا
تَمَنَّىٰ
٢٤
Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?

Turkish Translation (Diyanet)

فَلِلَّهِ
ٱلۡأٓخِرَةُ
وَٱلۡأُولَىٰ
٢٥
Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

Turkish Translation (Diyanet)

۞ وَكَم
مِّن
مَّلَكٖ
فِي
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
لَا
تُغۡنِي
شَفَٰعَتُهُمۡ
شَيۡـًٔا
إِلَّا
مِنۢ
بَعۡدِ
أَن
يَأۡذَنَ
ٱللَّهُ
لِمَن
يَشَآءُ
وَيَرۡضَىٰٓ
٢٦
Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

Turkish Translation (Diyanet)

إِنَّ
ٱلَّذِينَ
لَا
يُؤۡمِنُونَ
بِٱلۡأٓخِرَةِ
لَيُسَمُّونَ
ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ
تَسۡمِيَةَ
ٱلۡأُنثَىٰ
٢٧
Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.

Turkish Translation (Diyanet)

وَمَا
لَهُم
بِهِۦ
مِنۡ
عِلۡمٍۖ
إِن
يَتَّبِعُونَ
إِلَّا
ٱلظَّنَّۖ
وَإِنَّ
ٱلظَّنَّ
لَا
يُغۡنِي
مِنَ
ٱلۡحَقِّ
شَيۡـٔٗا
٢٨
Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.

Turkish Translation (Diyanet)

فَأَعۡرِضۡ
عَن
مَّن
تَوَلَّىٰ
عَن
ذِكۡرِنَا
وَلَمۡ
يُرِدۡ
إِلَّا
ٱلۡحَيَوٰةَ
ٱلدُّنۡيَا
٢٩
Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.

Turkish Translation (Diyanet)

ذَٰلِكَ
مَبۡلَغُهُم
مِّنَ
ٱلۡعِلۡمِۚ
إِنَّ
رَبَّكَ
هُوَ
أَعۡلَمُ
بِمَن
ضَلَّ
عَن
سَبِيلِهِۦ
وَهُوَ
أَعۡلَمُ
بِمَنِ
ٱهۡتَدَىٰ
٣٠
Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.

Turkish Translation (Diyanet)

وَلِلَّهِ
مَا
فِي
ٱلسَّمَٰوَٰتِ
وَمَا
فِي
ٱلۡأَرۡضِ
لِيَجۡزِيَ
ٱلَّذِينَ
أَسَٰٓـُٔواْ
بِمَا
عَمِلُواْ
وَيَجۡزِيَ
ٱلَّذِينَ
أَحۡسَنُواْ
بِٱلۡحُسۡنَى
٣١
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

Turkish Translation (Diyanet)

ٱلَّذِينَ
يَجۡتَنِبُونَ
كَبَٰٓئِرَ
ٱلۡإِثۡمِ
وَٱلۡفَوَٰحِشَ
إِلَّا
ٱللَّمَمَۚ
إِنَّ
رَبَّكَ
وَٰسِعُ
ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ
هُوَ
أَعۡلَمُ
بِكُمۡ
إِذۡ
أَنشَأَكُم
مِّنَ
ٱلۡأَرۡضِ
وَإِذۡ
أَنتُمۡ
أَجِنَّةٞ
فِي
بُطُونِ
أُمَّهَٰتِكُمۡۖ
فَلَا
تُزَكُّوٓاْ
أَنفُسَكُمۡۖ
هُوَ
أَعۡلَمُ
بِمَنِ
ٱتَّقَىٰٓ
٣٢
Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

Turkish Translation (Diyanet)

أَفَرَءَيۡتَ
ٱلَّذِي
تَوَلَّىٰ
٣٣
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

Turkish Translation (Diyanet)

وَأَعۡطَىٰ
قَلِيلٗا
وَأَكۡدَىٰٓ
٣٤
Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

Turkish Translation (Diyanet)

أَعِندَهُۥ
عِلۡمُ
ٱلۡغَيۡبِ
فَهُوَ
يَرَىٰٓ
٣٥
Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?

Turkish Translation (Diyanet)

أَمۡ
لَمۡ
يُنَبَّأۡ
بِمَا
فِي
صُحُفِ
مُوسَىٰ
٣٦
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

Turkish Translation (Diyanet)

وَإِبۡرَٰهِيمَ
ٱلَّذِي
وَفَّىٰٓ
٣٧
Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

Turkish Translation (Diyanet)

أَلَّا
تَزِرُ
وَازِرَةٞ
وِزۡرَ
أُخۡرَىٰ
٣٨
Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

Turkish Translation (Diyanet)

وَأَن
لَّيۡسَ
لِلۡإِنسَٰنِ
إِلَّا
مَا
سَعَىٰ
٣٩
İnsan ancak çalıştığına erişir.

Turkish Translation (Diyanet)

وَأَنَّ
سَعۡيَهُۥ
سَوۡفَ
يُرَىٰ
٤٠
Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

Turkish Translation (Diyanet)