Kuran Galerisi Blog · Makaleler
Saati Saatine Kaydedilenler: Bir Cuma Gününün Sünnet Çizgisi
Bir hadis, meleklerin cuma günü mescidin kapısında durup gelenlerin isimlerini geliş sırasına göre yazdığını söyler; bir diğeri ise aynı günün içindeki bir saatin, o an edilen her duaya icabet ettiğini bildirir. Bu iki hakikatin arasında, bir cuma gününün sünnetle şekillenen hali yer alır: bir gusül, erkenden yola çıkış, Kur'an tilaveti ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e bolca getirilen salavat.
7 dakikalık okuma6 kaynakEtiquettes
Yazar:The Quran Gallery team
Her cuma günü, her mescidin kapısında, saflarda duran hiç kimsenin göremediği bir şey yaşanır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, meleklerin ellerinde açık sahifelerle orada beklediklerini haber verir. Üstelik hutbenin başlamasını beklemezler; imam minbere çıktığı an kapanacak olan bir listeyi kaydetmekle meşguldürler.
إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، وَقَفَتِ الْمَلَائِكَةُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ، يَكْتُبُونَ الْأَوَّلَ فَالْأَوَّلَ، وَمَثَلُ الْمُهَجِّرِ كَمَثَلِ الَّذِي يُهْدِي بَدَنَةً، ثُمَّ كَالَّذِي يُهْدِي بَقَرَةً، ثُمَّ كَبْشًا، ثُمَّ دَجَاجَةً، ثُمَّ بَيْضَةً، فَإِذَا خَرَجَ الْإِمَامُ طَوَوْا صُحُفَهُمْ وَيَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ “Cuma günü geldiğinde melekler mescidin kapısında durur ve insanları geliş sırasına göre kaydederler. Erkenden gelen kimse bir deve kurban etmiş gibidir; ondan sonra gelen bir inek, sonra bir koç, sonra bir tavuk, sonra da bir yumurta tasadduk etmiş gibidir. İmam (minbere) çıktığında ise melekler sahifelerini kapatır ve zikri (hutbeyi) dinlemek üzere yerlerini alırlar.”
— Sahih-i Buhari, 929 numaralı hadis, baskısı, cilt 2, sayfa 11.
O sıraya kırkıncı olarak giren kimse kapıdan çevrilmez; hutbeyi yine dinler, kıldığı namaz yine geçerlidir ve üzerindeki farzı yerine getirmiş olur. Hadisin değer biçtiği şey mescide girmek değil, gösterilen çabadır: Bir deve getirmek bir yumurta getirmekten daha külfetlidir. Dolayısıyla en erken gelen kişi, imam minbere çıktığında herkesin ücretsiz oturacağı bir yer için en yüksek bedeli ödemiş olandır. Melekler kimin içeri gireceğine karar vermezler. Sadece orada olmak için en çok fedakarlığı yaparak gelenleri kaydederler.
Liste Daha Açılmadan Önce
Bu kayıt işlemi, daha kimse kapıya varmadan çok önce başlar. Evs bin Evs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, bir kişinin cuma sabahı daha evden çıkmadan önce yaptığı her şeyi tek bir cümlede toplayan şu hadisi aktarmıştır:
مَن غَسَلَ يومَ الجُمُعةِ واغتَسَلَ، ثمَّ بكَرَ وابتكرَ، ومشى ولم يَركَب، ودنا مِن الإمامِ فاستَمعَ ولم يَلْغُ، كانَ له بكُل خُطوةٍ عَمَلُ سنةٍ أجرُ صِيامِها وقِيامِها “Kim cuma günü başını yıkar ve gusleder, sonra erkenden yola çıkar ve ilk saflarda yerini alır, binek kullanmayıp yürür, imama yaklaşır ve boş konuşmadan hutbeyi dinlerse, attığı her adım için ona bir yıllık oruç ve gece namazı sevabı verilir.”
— Sünen-i Ebu Davud, 345 numaralı hadis, tahkiki, cilt 1, sayfa 259. Bu baskının editörleri hadisin senedini sahih olarak değerlendirmiştir.
Hadis aslında giriş cümlesinde iki ayrı eylemden bahseder: gassele ve ığtesele. Bu baskının şerhinde, Nevevî’ye atıfla, ilk fiilin nasıl okunduğuna dair (şeddesiz mi yoksa şeddeli mi) eski bir ihtilafa değinilir ve bunun özellikle başı yıkamak anlamına geldiği sonucuna varılır. Zira cuma sabahları, insanların tam bir gusül abdesti almadan önce saçlarına yağ ve temizleyici maddeler sürdükleri bir vakitti. Bu küçük bir ayrıntı gibi görünebilir, ancak bu sünnetin ne kadar bilinçli bir şekilde uygulandığına dair bize çok şey söyler: Evden çıkarken aceleyle alınan bir duş değil; önce başın, sonra bedenin yıkandığı ve ardından yürüyüşün geldiği bir silsile. Her bir aşama başlı başına bir ibadet sayılır ve daha hutbenin tek bir kelimesi bile okunmadan hesaba katılır. Üstelik bu, sadece kişisel bir talimat da değildir. Cuma Suresi, doğrudan tüm cemaate seslenerek aynı çağrıyla başlar:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نُودِىَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوْمِ ٱلْجُمُعَةِ فَٱسْعَوْا۟ إِلَىٰ ذِكْرِ ٱللَّهِ وَذَرُوا۟ ٱلْبَيْعَ ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَٱبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın, Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın ve Allah’ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz.”
— Cuma Suresi, 62:9–10
Ayetin bu koşuşturma için kullandığı fes’av fiili, Kur’an’ın başka yerlerinde iki nokta arasında hızla hareket etme çabası için kullanılan kelimenin aynısıdır. Bu, aheste bir yürüyüşü ifade etmez. Alışverişin özellikle zikredilmesinin sebebi ise, bir cuma sabahını yarıda kesmeye değecek tek şeyin ticaret olmasıdır. Ayet, bir dükkânın alışkanlıktan dolayı kapatılmasını istemez; kişiden, devam eden bir ticari işlem ile Allah’ı anmak arasında bir tartı yapmasını ve bir seçimde bulunmasını ister. Evs bin Evs’in aktardığı hadis, bu seçimin pratiğe dökülmüş halidir; ayetin emrettiği o yürüyüşün her bir adımına iliştirilmiş bir mükâfattır.
Bir Sahabenin Kendi Nuru
Yürüyüş ile hutbe arasında, bu güne ait bir uygulama daha hatıralarda yer eder; ancak bunun aktarım zinciri, diğerlerine kıyasla daha dikkatli bir okuma gerektirir. Ebû Saîd el-Hudrî’nin, cuma günü Kehf Suresi’ni okumanın faziletini şöyle tarif ettiği kaydedilmiştir:
مَنْ قَرَأَ سُورَةَ الْكَهْفِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَضَاءَ لَهُ مِنَ النُّورِ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ الْعَتِيقِ “Kim cuma günü Kehf Suresi’ni okursa, durduğu yerden Beyt-i Atik’e (Kâbe’ye) kadar uzanan bir nur onun için parlar.”
— Şuabü’l-Îmân, baskısı, cilt 4, sayfa 86. Beyhakî’nin bu rivayet üzerine düştüğü not alışılmadık derecede açıktır: O, bu rivayeti mevkuf formuyla, yani Peygamber’in sözü olarak değil de Ebû Saîd’in kendi ifadesi olarak mahfuz (doğru korunmuş) kabul eder. Ayrıca bu sözü merfu (Peygamber’e ait) bir hadis seviyesine çıkaran ravinin, başka yerlerde de sıra dışı rivayetleri sebebiyle eleştirilen Nuaym bin Hammâd olduğunu belirtir.
Bu ayrımı, sıradan bir nebevi vaatmiş gibi düzleştirmek yerine, tam da Beyhakî’nin bıraktığı şekliyle korumakta fayda vardır. Kesin olarak sabit olan şey, önde gelen bir sahabenin Kehf Suresi’ni bu güne has bir okuma olarak görmesi ve onu, okuyanın durduğu yerden dışarıya doğru yayılan bir nur olarak tasvir etmesidir. Beyhakî’den sonraki nesiller boyunca âlimler, bu âdetin dayanağı olarak bu rivayeti zikretmeye devam etmişlerdir. Ancak işin aslı, bunun doğrudan Peygamber’in ağzından çıkmış bir vaat değil, bir sahabenin kendi nuru olduğudur. Zaten muhafaza edilmeye değer olması için bundan daha fazlası olmasına da gerek yoktur.
Ona Arz Edilenler
Yürüyüş ve Kur’an tilaveti hutbeden önceki saatlere aitse, bir diğer talimat tüm güne birden şamildir. Üstelik bu talimat, onu günümüze taşıyan rivayetin içine doğrudan yerleştirilmiş bir itirazla birlikte gelir. Bu yazının başında mescide yürüyüşü anlatan aynı sahabe olan Evs bin Evs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in özellikle bu günde kendisine bolca salavat getirilmesini istemesinin ardındaki sebebi de muhafaza etmiştir:
قال رسولُ الله- صلى الله عليه وسلم: إن مِنْ أفضل أيامِكُم يومَ الجُمعة: فيه خُلِقَ آدَمُ، وفيه قُبِضَ، وفيه النَّفْخةُ، وفيه الصَعقةُ، فأكثروا على مِن الصلاةِ فيه، فإن صلاتكم معروضة علىّ. قالوا: يا رسولَ الله، وكيفَ تُعرَضُ صلاتُنا عليك وقد أرَمْتَ؟ يقولون: بَلِيت. فقال: إن الله حرَّم على الأرض أجساد الأنبياء “Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Günlerinizin en faziletlilerinden biri cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün vefat etti, Sûr’a o gün üflenecek ve o gün tüm mahlukat dehşetle yere serilecektir. Öyleyse bu günde bana bolca salavat getirin, zira salavatlarınız bana arz edilir.’ Sahabeler, ‘Ey Allah’ın Resulü, sen çürüyüp toprağa karıştıktan sonra salavatlarımız sana nasıl arz edilecek?’ diye sordular. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Allah, peygamberlerin bedenlerini tüketmeyi yeryüzüne haram kılmıştır.‘”
— Sünen-i Ebu Davud, 1047 numaralı hadis, tahkiki, cilt 2, sayfa 279. Bu baskının editörleri, rivayeti destekleyici diğer yolların gücüyle sahih li-gayrihi olarak değerlendirmiştir.
Bu günde zikredilen diğer tüm ameller, kulun yapıp bitirdiği şeylerdir: Gusül biter, yürüyüş sona erer, sahife kapanır. Ancak bu talimatın mahiyeti farklıdır. Söylendiği an bitmez; bir yere doğru seyahat eden ve menziline ulaşan bir eylem olarak tasvir edilir. Cuma günü, Âdem’in başlangıcına ve Sûr’un bitişine, yani ilk insan hayatına ve hüküm gününden önceki son ana sabitlenmiştir. Bu geniş zaman diliminin içinde verilen talimat, bu iki uç noktayı tefekkür etmek değil, doğrudan bu ikisinin tam ortasında muhatap alınan kişiye seslenmektir.
Kimsenin İşaret Edemediği O Saat
Şu ana kadar anlatılan her şey, hutbe fiilen başladığında tek bir şartın yerine getirilmesine bağlıdır: Sessizlik. Bu, bir nezaket kuralı olarak değil, başkasının konuşmasını düzeltmenin bile aleyhinize yazılacağı kadar açıkça belirtilmiş kesin bir hüküm olarak sessizliktir.
إِذَا قُلْتَ لِصَاحِبِكَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَنْصِتْ وَالْإِمَامُ يَخْطُبُ فَقَدْ لَغَوْتَ “Cuma günü imam hutbe okurken yanındakine ‘Sus’ dersen, sen de boş konuşmuş olursun.”
— Sahih-i Buhari, 934 numaralı hadis, baskısı, cilt 2, sayfa 13.
Bu hüküm ilk bakışta neredeyse mantıksız görünebilir; birine susmasını söylemek de nihayetinde bir tür konuşmadır ve hadis bunu diğer herhangi bir müdahaleyle aynı kefeye koyar. Ancak aynı kitabın aynı sayfasında hemen ardından gelen rivayetle birlikte okunduğunda, bu katılık anlam kazanır. Ebû Hureyre’nin aktardığına göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir keresinde bu günden bahsetmiş ve içinde kimsenin dikkatsizlik edip kaçırmayı göze alamayacağı bir şeye değinmiştir:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ: فِيهِ سَاعَةٌ لَا يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ، وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، يَسْأَلُ اللهَ تَعَالَى شَيْئًا، إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ. وَأَشَارَ بِيَدِهِ يُقَلِّلُهَا “Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem cuma gününden bahsetti ve şöyle buyurdu: ‘Onda öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul namazda dururken o saate denk gelir de Allah’tan bir şey isterse, Allah onu kendisine mutlaka verir.’ Sonra da o vaktin ne kadar kısa olduğunu göstermek için eliyle bir işaret yaptı.”
— Sahih-i Buhari, 935 numaralı hadis, baskısı, cilt 2, sayfa 13.
O saatin yeri için “onun (cuma gününün) içinde” olmasından başka bir konum belirtilmez. Sunulan tek ölçü ise Peygamber’in kendi el işaretidir; parmakların birbirine yaklaştırılmasıyla tarif edilen, saate bakarak bulunamayacak kadar kısa bir an. O ana ulaşmak için sessizlik tesadüfi bir gereklilik değildir. Hutbeyi yanındakini uyarmakla veya sadece dikkatinin dağılmasına izin vermekle geçiren bir kulun, kendisine haber verilen o saatin çoktan geçip gitmediğini bilmesinin hiçbir yolu yoktur. Sessiz kalma emri ile duanın kabul edileceği vaadi, farklı başlıklar altına kaydedilmiş iki ayrı talimat değildir. İkisi de aynı kısa zaman dilimini iki farklı yönden tarif eder: Biri o anın içinde ne yapılmaması gerektiğini söylerken, diğeri o an geldiğinde hâlâ dikkatini koruyan kişiyi nelerin beklediğini haber verir.
Kapanış
Bu parçaların hiçbiri, maddeleri tek tek işaretlenip geçilecek bir kontrol listesi gibi işlemez: Guslet, yürü, oku, salavat getir, dinle, iste… Bunlar, günün büyük bir bölümünde muhafaza edilen tek bir duruşu tarif eder: Kayıt defterinin üst sıralarında hâlâ yer varken erkenden varın, o gelişin size mal olduğu dikkati koruyun ve dualara icabet edilen o dakika hangisi çıkarsa çıksın, sizi çoktan gitmiş değil, hâlâ orada dururken bulacak kadar uzun süre o hal üzere kalın. Şafak vakti alınan bir deve, uğruna ödendiği o sessizlik dinlemekten başka bir şeye harcanırsa ziyan olup gider.
Devam et
Etiquettes
İlgili
Etiquettes Müezzine Asla Vermediğiniz O Tek Cevap Ezanın büyük bir kısmında talimat basittir: Müezzinin söylediklerini aynen tekrar edin. Ancak iki cümlede bu kural bilinçli olarak bozulur. Bu değişikliğin yanı sıra rıza şehadeti, Peygamber'e salavat ve vesile duası, ezanı dinlemeyi çoğu dinleyicinin fark etmediği beş kısa ibadete dönüştürür. Etiquettes Allah'ın Evinde Bir Misafir: Mescidin Bedenden İstedikleri Mescit, öylesine oturup vakit geçirdiğiniz sıradan bir salon değildir; Allah'ın, adının anılmasına ve yüceltilmesine izin verdiği evlerden biridir. Bu yazı, bir adap kuralları listesi değil; bir misafirin sadece kalbiyle değil, bedeniyle de mescidin içinde neden farklı davranması gerektiğine dair bir incelemedir: Eşikten nasıl geçeceğiniz, safa doğru nasıl yürüyeceğiniz ve içeriye neleri sokmaktan imtina edeceğiniz üzerine bir tefekkür. Etiquettes Teheccüde Kurulan Bir Gece: Allah Resulü Nasıl Uyurdu? Yatsı ile sabah namazı arasındaki saatleri Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) için şekillendiren beş küçük alışkanlık vardı: Erken uyumak, yatağa girmeden önce arınmış bir beden, belirli bir yatış pozisyonu ve okunan dualar, avuç içlerine üflenen sureler ve güne başlarken söylenen o cümle. Tek başlarına bakıldığında hiçbiri doğrudan bir ibadet gibi görünmeyebilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, gecenin son saatinde Allah'ın huzuruna durmak için inşa edilmiş sessiz bir mimariyi oluştururlar.
Sor
Az önce okuduğunuz hakkında kütüphaneye sorun
Her yanıt basılı sayfaya dayanır — adlandırılmış bir baskı, cilt ve sayfa — ve metin soruyu çözmediğinde bunu söyler.
Sorunuzla Quran Gallery sohbetini açar.
