Kuran Galerisi Blog · Makaleler
O'na Bu İsimlerle Dua Edin: Allah'ın Kendisini İsimlendirmesi Ne Anlama Geliyor?
Bir ebeveynin yeni doğan bebeğine verdiği isim, isimlendirenin henüz pek tanımadığı birini tanımlar. Allah'ın isimleri ise bunun tam aksidir; mutlak bir öz bilginin tecellisidir ve Kur'an, inananlara O'na bu isimlerle dua etmelerini emreder. İşte bu emir, doksan dokuz kelimelik bir listeyi ezberlemenin ötesinde bizden bunu istiyor.
5 dakikalık okuma2 kaynakNames of Allah
Yazar:Quran Gallery Ekibi
Yeni doğan bir bebeğe verilen isim, isimlendirenin henüz tanışmadığı birini tanımlar. Anne babalar bu ismi kulağa hoş gelmesine, bir hatıraya veya bir umuda dayanarak seçerler; yani ismin verileceği kişiye dair doğrudan bir bilgi dışında her şey etkili olabilir. Zira o kişi, henüz anlatılacak bir geçmişi olan biri olarak var olmamıştır. Bir insanın taşıdığı her isim işte böyle başlar: Ortada tam anlamıyla isimlendirilecek gerçek bir varlık henüz yokken, dışarıdan verilerek.
Kur’an ise tamamen farklı türde bir isimden bahseder.
وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا ۖ وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ “En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimleri konusunda haktan sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.”
— A’râf Suresi, 7:180
Bu ayette, asıl mesaja geçmeden önce dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır. İsimlerin Allah’a ait olduğu söylenir — lehu, “O’na aittir” — yani bu isimler O’na bir başkası tarafından verilmemiştir. Ayrıca bu isimler el-husnâ olarak adlandırılır. Bu, sadece kulağa hoş gelen anlamına gelen bir sıfat değil; her bir ismin, nitelediği varlık için yapılabilecek en uygun ve en eksiksiz tanım olduğu anlamına gelen bir üstünlük derecesidir. Bir yabancının yeni doğan bir bebeğe verdiği isim, tanım kılığına girmiş bir tahminden ibarettir. Allah’ın kendisine verdiği isim ise bunun tam aksidir: Nitelendirilen varlığa dair mutlak ve eksiksiz bilgiye sahip tek kaynaktan gelen bir beyandır.
Ayetteki emrin sadece “onları bilin” veya “onları okuyun” değil de fe-d’ûhu bihâ — “O’na onlarla dua edin” — olmasının sebebi de budur. İsimler, bir bilgi olarak rafa kaldırılmak için değil, O’na seslenirken kullanılmak için vardır.
Kur’an’ın Doğrudan Cevap Verdiği Bir İtiraz
Kur’an’ı ilk duyan insanların zihin yapısı, bu emri kabullenmeyi bugünkünden çok daha zor hale getiriyordu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namaz sırasında Allah’a er-Rahmân ismiyle dua ettiğinde, onu duyan bazı Mekkeliler, onun iki farklı varlığa yakardığını zannederek itiraz ettiler; bir nefeste “Allah”, diğerinde “er-Rahmân” diyordu. Kur’an’ın bu kafa karışıklığına verdiği cevap, ilahi bir ismin aslında ne anlama geldiğinin tanımı olabilecek kadar nettir:
قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ أَوِ ٱدْعُوا۟ ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ أَيًّا مَّا تَدْعُوا۟ فَلَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ … “De ki: ‘İster Allah diyerek dua edin, ister Rahmân diyerek dua edin; hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler O’nundur.’ …”
— İsrâ Suresi, 17:110
Farklı isimler, tek bir İsimlendirilen. Buradaki her şeyin dayandığı temel budur: Bu gelenekteki her bir isim, sayısı ne kadar olursa olsun, farklı bir gerçeklik değil, tek bir gerçekliğe farklı bir açıdan bakıştır. İlk ayetin açıkça adlandırdığı o tek Varlığa, yani Allah’a seslenmenin bir yoludur.
Doksan Dokuz ve Onları Saymanın Ne Anlama Gelmediği
Bu konuda en çok alıntılanan hadis, isimlere belirli bir sayı biçer ve bu sayıyla meşgul olmanın belirli bir mükafatı olduğunu belirtir:
إِنَّ لِلهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا، مِائَةً إِلَّا وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ. “Allah’ın doksan dokuz, yani yüzden bir eksik ismi vardır. Kim onları ihsa ederse (kavrayıp sayarsa) cennete girer.”
— Sahîh-i Buhârî, 2736 numaralı hadis, baskısı, cilt 3, sayfa 198.
Bunu bir üst sınır olarak okumak, sanki Allah’ın tam olarak doksan dokuz ismi varmış ve başka ismi yokmuş gibi düşünmek kolaydır. Ancak Nevevî, âlimlerin bunu kesinlikle böyle anlamadığını kaydeder:
فَلَيْسَ مَعْنَاهُ أَنَّهُ لَيْسَ لَهُ أَسْمَاءٌ غَيْرَ هَذِهِ التِّسْعَةِ وَالتِّسْعِينَ، وَإِنَّمَا مَقْصُودُ الْحَدِيثِ أَنَّ هَذِهِ التِّسْعَةَ وَالتِّسْعِينَ مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ، فَالْمُرَادُ الْإِخْبَارُ عَنْ دُخُولِ الْجَنَّةِ بِإِحْصَائِهَا لَا الْإِخْبَارِ بِحَصْرِ الْأَسْمَاءِ. “Bunun anlamı, O’nun bu doksan dokuz isimden başka isminin olmaması demek değildir. Hadisin asıl maksadı şudur: Kim bu doksan dokuz ismi ihsa ederse cennete girer. Yani kastedilen, isimleri sınırlandırmak değil, bu isimleri ihsa ederek cennete girileceğini haber vermektir.”
— Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim, adlı eserin matbu nüshası, cilt 17, sayfa 5.
Bu sayı bir toplam değil, bir eşiktir. Aynı metnin birkaç satır öncesinde Nevevî, âlimlerin “ihsa etmenin” (ahsâhâ) ne gerektirdiği konusunda bile ihtilafa düştüklerini belirtir: Buhârî ve diğer muhakkik âlimlerin bunu hafizahâ — yani onları korumak veya ezberlemek — olarak anladıklarını kaydeder ve aynı hadisin doğrudan “kim onları ezberlerse” diyen başka bir rivayetine dikkat çeker. Diğerleri ise ahsâhâ kelimesini daha lafzi bir şekilde, “onları saymak” olarak okumuştur. Bu görüş ayrılığı önemlidir, çünkü kelimenin hiçbir zaman kendi kendini açıklayan basit bir ifade olarak görülmediğini kanıtlar. Doksan dokuz kelimeyi art arda okumak ile hadisin aslında bir insandan istediği şeyi yapmak aynı görev olarak kabul edilmemiştir. Nitekim ilk müfessirler, bu ikisi arasındaki farkı, bugün bu satırları okuyan herhangi birinden yüzyıllar önce fark etmişlerdir.
Sizden Bir Şey Talep Eden Bir İsim
Eğer bir ismi ihsa etmek onu sadece okumaktan ibaret değilse, bu aradaki boşluğu ne doldurur? Kur’an, isimlerden birini ibadet maksatlı bir listenin içine değil de sıradan bir hukuki talimatın içine yerleştirerek kendi cevabını verir ki bu durum başlı başına öğreticidir:
… وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا “…Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.”
— Nisâ Suresi, 4:1
Her An Gözetleyen anlamındaki er-Rakîb ismi, burada hayranlık duyulacak bir listenin maddesi olarak geçmez. İnsanların birbirlerinden talep ettikleri haklara ve akrabalık bağlarına riayet etmek gibi belirli bir davranışın, ortada hiçbir insan şahit olmasa bile neden isteğe bağlı olmadığının gerekçesi olarak karşımıza çıkar. İsim burada bir argüman işlevi görür: O, Her An Gözetleyen olduğu için, bir akrabayla ilişkiyi kesmenin veya gizli bir sözü bozmanın hiçbir haklı gerekçesi kalmaz; zira en başından beri gerçek anlamda gizli kalınan hiçbir an olmamıştır.
Bir ismi okumak ile onu ihsa etmek arasındaki fark işte budur. Bir insan, kendi davranışlarını bu isme göre bir kez bile hesaba çekmeden yüz kere “er-Rakîb” diyebilir. İlk müfessirlerin kullandığı anlamıyla ahsâhâ, doğru telaffuzdan çok daha fazlasını ister; ismin tanımladığı gerçeğin, kişinin kimse görmediğindeki davranışlarında bir şekilde kendini göstermesini talep eder. Bir isim, sadece bir duayı süslediği gün değil, bir seçimi açıklamaya başladığı gün ihsa edilmiş olur.
Emir Neden Sadece Öğrenmek Değil de Dua Etmekti?
Burada alıntılanan ilk ayetin sadece isimleri saymakla yetinmeyip, inananlara özellikle bu isimlerle Allah’a dua etmelerini emretmesinin sebebi de budur. Kullanılmayan bir sıfatlar kataloğu, teolojiyi sadece önemsiz bir bilgi yığınına dönüştürür. Ancak amacına uygun kullanıldığında bu isimler, kişinin yakarışının asıl kelime dağarcığı haline gelir: Bağışlanma dileyen birinin tam da bu niteliği ifade eden sığınacağı bir isim vardır; ihtiyaç sahibinin başka bir ismi, korku içindeki birinin ise bir diğer ismi vardır. Açılış ayetindeki emir “bir listeyi ezberle” değildir; “konuşmak için bu listeyi kullan”dır. Çünkü hangi ismin hangi ihtiyaca cevap verdiğini öğrenen bir kul, sadece ezberlemenin sağlayamayacağı bir şeyi öğrenmiş olur: İstenilen Varlığın en doğru niteliği üzerinden, doğru şeyi nasıl isteyeceğini.
İlahi isimleri bir öğleden sonraya sığdırılacak bir liste olarak değil de bir ömre bedel bir konu olarak ele almanın tam olarak anlamı budur. Doksan dokuz, Allah’ın kim olduğuna dair bir üst sınır değildir. Bu, ilk nesle açık olduğu bildirilen ve dışarıda durup onları saymak için değil, her birini kullanmak için yapılan açık bir davetle sunulan kapıların sayısıdır.
Devam et
Names of Allah
İlgili
Names of Allah Sabah Aç, Akşam Tok: El-Vekîl Kendisine Tevekkül Edenden Ne İster? Bir kuş rızkının gelmesi için yuvada beklemez; aç çıkar ve tok döner. Bu, Peygamber'in eyleme dayalı tevekkül için çizdiği tablodur. Her işin nihayetinde kendisine havale edildiği El-Vekîl ismi, kuldan yürümeyi, plan yapmayı veya çalışmayı bırakmasını istemez. Plan elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, yakînin nerede muhafaza edildiğini sorar. Names of Allah El-Halîm: Vurmamayı Seçen Güç El-Halîm (En Müsamahakâr), cezalandırma hakkını sonuna kadar elinde tuttuğu hâlde bu cezayı erteleyen bir gücü ifade eder. Kur'an, O'nu bu isimle asla cehaletle değil, yalnızca ilim veya mağfiret ile yan yana zikreder; bu birliktelik, ona inandığını iddia eden herkesten belirli bir duruş talep eder. Names of Allah El-Kebîr ve El-Azîm İsimleri Neden Hiç Yan Yana Zikredilmez? En Büyük olan el-Kebîr ile Yüce olan el-Azîm, neredeyse her zaman ayrılmaz bir ikili gibi anılır; oysa Kur'an'ın kendisi bu iki ismi hiçbir zaman yan yana getirmez. Bunun yerine her ikisi de benzer yapıdaki ayetlerde üçüncü bir isimle, En Yüce olan el-Alî ile eşleştirilir. Bu yazıda, bu ortak ismin neye karşı bir kalkan oluşturduğunun ve onun önünde rükûya varanlardan ne talep ettiğinin izini sürüyoruz.
Sor
Az önce okuduğunuz hakkında kütüphaneye sorun
Her yanıt basılı sayfaya dayanır — adlandırılmış bir baskı, cilt ve sayfa — ve metin soruyu çözmediğinde bunu söyler.
Sorunuzla Quran Gallery sohbetini açar.
