Kuran Galerisi Blog · Makaleler
Havkele: Yedi Kelimelik Bir Cennet Hazinesi
Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) cennet hazinesi olarak adlandırdığı yedi Arapça kelime aslında bir dua veya istek değildir; gücün kimin elinde olduğuna dair somut bir gerçeğin ilanıdır. Sünnet bu kelimeleri ezanda, zorluk anlarında ve kulun kendi gücünü aşan her şeyin eşiğinde karşımıza çıkarır.
7 dakikalık okuma4 kaynakTasbih
Yazar:The Quran Gallery team
Müslümanların günde onlarca kez, aslında ne anlama geldiğini pek de düşünmeden tekrar ettiği yedi kelime:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ Güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.
Bu cümlenin kendine has bir adı vardır: Havkele. Tıpkı “bismillâh” için besmele ve “elhamdülillâh” için hamdele denildiği gibi, Arapçada sıkça tekrarlanan sözcüklerden türetilen bir isimdir bu. Çoğu zikrin aksine, havkelede bir istekte bulunulmaz veya bir övgü yer almaz. Sadece hakikate dair bir gerçeği dile getirir ve öylece bırakır. Bunun neden bu kadar önemli olduğunu ve Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) onu neden sıradan bir sevap değil de bir hazine olarak nitelendirdiğini anlamak, bu anlamı taşıyan iki kelimeyi incelemekle başlar.
Havl ve Kuvvet Kelimeleri Aslında Neyi Reddeder?
Havl, bir halden başka bir hale geçme veya değişme kapasitesidir; hastalıktan sağlığa, yoksulluktan güvenceye, günahtan itaate geçmek gibi. Kuvvet ise bu değişim başladıktan sonra harekete geçme gücüdür; bir kararı sonuna kadar götürmek, bir duruşu korumak, başlanan işi bitirmek gibi. Bu iki kelimeyi “lâ” (hayır/yoktur) olumsuzluk eki ve “illâ billâh” (ancak Allah ile) istisnasıyla bir araya getirdiğinizde, cümle oldukça net bir şey söyler: İnsan, Allah her ikisini de nasip etmedikçe, ne kendi durumunu değiştirme yeteneğine ne de değiştirdikten sonra herhangi bir eylemi sürdürme gücüne sahiptir.
İmam Nevevî, bu ifadeye adını veren hadisi şerh ederken, önceki âlimlerin bu cümleyi nasıl anladıklarını şöyle aktarır:
قَوْلُهُ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ. قَالَ الْعُلَمَاءُ: سَبَبُ ذَلِكَ أَنَّهَا كَلِمَةُ اسْتِسْلَامٍ وَتَفْوِيضٍ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى، وَاعْتِرَافٍ بِالْإِذْعَانِ لَهُ، وَأَنَّهُ لَا صَانِعَ غَيْرُهُ وَلَا رَادَّ لِأَمْرِهِ، وَأَنَّ الْعَبْدَ لَا يَمْلِكُ شَيْئًا مِنَ الْأَمْرِ. وَمَعْنَى الْكَنْزِ هُنَا أَنَّهُ ثَوَابٌ مُدَّخَرٌ فِي الْجَنَّةِ، وَهُوَ ثَوَابٌ نَفِيسٌ كَمَا أَنَّ الْكَنْزَ أَنْفَسُ أَمْوَالِكُمْ. قَالَ أَهْلُ اللُّغَةِ: الْحَوْلُ الْحَرَكَةُ وَالْحِيلَةُ، أَيْ لَا حَرَكَةَ وَلَا اسْتِطَاعَةَ وَلَا حِيلَةَ إِلَّا بِمَشِيئَةِ اللَّهِ تَعَالَى. وَقِيلَ: مَعْنَاهُ لَا حَوْلَ فِي دَفْعِ شَرٍّ وَلَا قُوَّةَ فِي تَحْصِيلِ خَيْرٍ إِلَّا بِاللَّهِ. وَقِيلَ: لَا حَوْلَ عَنْ مَعْصِيَةِ اللَّهِ إِلَّا بِعِصْمَتِهِ وَلَا قُوَّةَ عَلَى طَاعَتِهِ. “Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur” sözü, cennet hazinelerinden bir hazinedir. Âlimler şöyle demiştir: Bunun sebebi, bu cümlenin Allah Teâlâ’ya teslimiyet ve işleri O’na havale etme kelimesi olması, O’na boyun eğmeyi itiraf etmesi, O’ndan başka bir yaratıcı bulunmadığını, O’nun emrini geri çevirecek kimse olmadığını ve kulun hiçbir şeye malik olmadığını ifade etmesidir. Buradaki “hazine” kelimesinin anlamı, cennette biriktirilmiş bir sevap olmasıdır; tıpkı hazinenin mallarınızın en değerlisi olması gibi, bu da çok değerli bir sevaptır. Dil âlimleri şöyle demiştir: Havl, hareket ve çare demektir; yani Allah Teâlâ’nın dilemesi dışında hiçbir hareket, hiçbir güç ve hiçbir çare yoktur. Şöyle de denilmiştir: Bunun anlamı, Allah’ın yardımı olmadan kötülüğü defedecek bir güç ve iyiliği elde edecek bir kuvvet yoktur. Yine şöyle denilmiştir: Allah’ın koruması olmadan O’na isyan etmekten alıkoyacak bir güç ve O’nun yardımı olmadan O’na itaat etmeye yetecek bir kuvvet yoktur.
— Şerhu’n-Nevevî alâ Müslim, adlı eserin 17/26 numaralı matbu sayfası.
Art arda sıralanan bu üç açıklama da aynı noktada birleşir: Cümleyi hangi yöne çevirirseniz çevirin —ister kötülükten sakınmaya, ister iyiliği elde etmeye, ister itaatte kalmaya, ister günahı terk etmeye— varılan sonuç, kulun bu gücü kendi başına sağlayamayacağıdır. Kuldan istenen bunu değiştirmesi değil, sadece itiraf edip kabullenmesidir.
Peygamber Efendimiz Ona Neden Hazine Dedi?
Bu cümle, unvanını Buhârî ve Müslim’in Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den aktardığı belirli bir hadiseden almıştır:
كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ فِي سَفَرٍ، فَكُنَّا إِذَا عَلَوْنَا كَبَّرْنَا، فَقَالَ النَّبِيُّ: أَيُّهَا النَّاسُ ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ؛ فَإِنَّكُمْ لَا تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلَا غَائِبًا، وَلَكِنْ تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا. ثُمَّ أَتَى عَلَيَّ وَأَنَا أَقُولُ فِي نَفْسِي: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ، فَقَالَ: يَا عَبْدَ اللهِ بْنَ قَيْسٍ، قُلْ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ؛ فَإِنَّهَا كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ. Peygamber ile birlikte bir yolculuktaydık. Tepeye her çıktığımızda sesimizi yükselterek “Allahu ekber” diyorduk. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Ey insanlar, kendinize acıyın (sesinizi yormayın); zira siz sağır veya uzakta olan birine seslenmiyorsunuz, aksine her şeyi işiten ve gören birine dua ediyorsunuz.” Sonra benim yanıma geldi, o sırada ben içimden “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” diyordum. Bana şöyle buyurdu: “Ey Abdullah bin Kays! ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ de; çünkü o, cennet hazinelerinden bir hazinedir.”
— Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’d-Deavât, adlı baskının 8/82 numaralı sayfası ve Sahîh-i Müslim, adlı baskının 8/73 numaralı sayfası.
Bu rivayette, cümlenin aldığı unvanın ötesinde iki önemli detay daha vardır. Birincisi, Ebû Mûsâ bu cümleyi yüksek sesle söylemiyordu ve bahsettiği herhangi bir zorluğa tepki olarak da dile getirmemişti; yolculuğun ortasında, kendi kendine, “içinden” söylüyordu ve buna rağmen Peygamber Efendimiz onun bu zikrini faziletinden dolayı özellikle öne çıkarmıştı. İkincisi, Buhârî bu hadisi yokuş çıkarken yapılacak dualarla ilgili bir bölüm başlığı altına yerleştirir. Onun kitabındaki bu düzenlemeye göre, cümlenin doğal yeri, önünüzdeki işin geride bıraktığınızdan daha fazla çaba gerektirdiği o kritik andır.
“Hazine” (kenz) kelimesi boşuna seçilmemiştir ve Nevevî’nin yukarıdaki açıklaması bunu açıkça ortaya koyar: Hazine, harcanıp giden değil, saklanan ve kaybolmaktan korunan bir servettir. Havkelenin mükafatı da aynı şekilde işler; tıpkı gömülü bir servetin sahibi için saklanması gibi, onu söyleyen kişi için biriktirilir ve aksi takdirde onu tüketebilecek her şeyden korunur. Mesele bu kelimeleri söylemenin zor olması değildir. Asıl zor olan, bu kelimelerin ifade ettiği şeyi —hiçbir şeyi dışarıda bırakmaksızın tam bir muhtaçlık halini— gerçekten hissederek söyleyebilmektir. Allah da bu samimi idraki, tıpkı eksiksiz korunan bir serveti mükafatlandırdığı gibi cömertçe mükafatlandırır.
Sünnetin Onu Yerleştirdiği Yer: Ezan
Havkele sadece rastgele anlara bırakılmamıştır; Sünnet ona bizzat ezanın içinde sabit bir yer tayin etmiştir. Müezzin eyleme çağrı yapan o iki cümleye —“haydi namaza” ve “haydi kurtuluşa”— geldiğinde, dinleyen kişi ezanın diğer tüm cümlelerinde yaptığı gibi onun sözlerini tekrar etmez:
ثُمَّ قَالَ: حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ، قَالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ. ثُمَّ قَالَ: حَيَّ عَلَى الْفَلَاحِ، قَالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ. Sonra (müezzin) “Hayye ale’s-salâh (Haydi namaza)” der, (dinleyen) “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” der. Sonra “Hayye ale’l-felâh (Haydi kurtuluşa)” der, (dinleyen yine) “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” der.
— Sahîh-i Müslim, Ömer bin Hattâb’ın hadisinden, adlı baskının 2/4 numaralı sayfası.
Ezanın diğer tüm satırları birer ilandır; Allah’ın en büyük olduğu, O’ndan başka ilah olmadığı, Muhammed’in O’nun elçisi olduğu ilan edilir ve dinleyen kişi bunları sadece tasdik ederek tekrarlar. “Hayye ale’s-salâh” ve “hayye ale’l-felâh” ise farklıdır: Bunlar eyleme yönelik çağrılardır ve boş bir odada “haydi namaza” sözünü tekrarlamak anlamsız bir yankıdan ibaret olacaktır. Bunun yerine Sünnetin sunduğu cevap son derece dürüstçedir: Dinleyen kişi bu çağrıya icabet etmeden önce; namaza yürümenin, namazda durmanın ve onu tamamlamanın, Allah’ın gücü kendisine ulaşmadıkça kendi başına yapamayacağı bir şey olduğu gerçeğini itiraf eder. Tam o anda havkelenin görevi, eylem çağrısına verilen cevabın kişinin kendi hazırlığıyla övünmesine dönüşmesini engellemektir.
Bir İstek Değil, Bir İtiraf
Havkelenin nasıl bir cümle olduğu konusunda kesin konuşmakta fayda vardır, zira bu ayrım tüm ifadenin merkezinde yer alır ve onu, yanında okunan diğer birçok zikirden ayırır. Allah’tan hiçbir şey istemez. İçinde bir istek fiili, bir emir kipi, “bana bahşet” veya “bana ver” gibi bir ifade yoktur. Gramer olarak, sadece bir olumsuzluk ve onu takip eden bir istisnadan ibarettir; yani birileri yüksek sesle söylese de söylemese de doğru kalacak somut bir gerçeğin ifadesidir. Bunu söylemek, daha önce esirgenmiş bir gücü çağırmaz; en başından beri başka hiçbir yerde olmayan bir gücü tasdik eder.
Bunu, namaz kılan her Müslümanın günde en az on yedi kez, Fâtiha Suresi’nin ikinci yarısında okuduğu şu ayetle karşılaştırın:
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
— Fâtiha Suresi, 1:5
“Ve iyyâke nesteîn” — “Yalnız senden yardım dileriz” — kul ile Rabbi arasında bir konuşma olarak inşa edilmiş bir surenin içinde, doğrudan ikinci tekil şahısla Allah’a hitap eder. Bu bir yakarıştır: Kul, o an için henüz sahip olmadığı bir yardımı talep etmektedir. Havkele ise bunların hiçbirini yapmaz. Üçüncü tekil şahısla, belirli bir muhatap olmaksızın Allah hakkında söylenir ve yeni hiçbir şey istemez; sadece her zaman var olan durumu ifade eder. İstiâne (yardım dileme), Allah’a yöneltilen bir ibadettir; havkele ise Allah hakkında ikrar edilen bir inanç esasıdır. Biri ihtiyaç anında yapılan bir taleptir. Diğeri ise ortada bir ihtiyaç olup olmadığına bakılmaksızın geçerliliğini koruyan bir gerçektir. İşte tam da bu yüzden, en ağır krizlere olduğu kadar yoldaki bir yokuşa da aynı doğallıkla uyum sağlar ve âlimler ondan “istemek” yerine “teslimiyet” ve “işleri havale etme” anlamını çıkarırlar.
Yine bu yüzden onun doğal yeri, insanın kendi gücüyle taşıyamayacağı her şeyin eşiğidir: Dayanma gücünü aşan bir yolculuk, sabrını tüketen bir hastalık veya girmeyi hiç istemediği bir kapının ardında bekleyen zorlu bir görev. Bu cümlede, kişinin önündeki zorluğu değiştirecek hiçbir şey yoktur. Değiştirdiği şey, bu zorlukla yüzleşecek gücün nereden geleceğine dair kişinin idrakidir. İşte tüm samimiyetiyle ve anlamı tam olarak kastedilerek söylenen bu idrak, bir Sahabeye hazine değerinde olduğu müjdelenen şeyin ta kendisidir.
Bunu bir kez söylemek insana pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak onu, dünyanın aslında nasıl işlediğine dair yerleşik bir tanım olarak —kendi gücünüzü aşan her işle karşılaştığınızda— söylemek, işte Peygamber Efendimiz’in işaret ettiği ve hazine olarak adlandırdığı o yedi kelimenin sırrıdır. Sünnetin bir mümine sunduğu günlük zikirlerin daha geniş bir derlemesi ile bunların kaynakları ve gün içindeki doğru yerleri için ezkâr kütüphanesine göz atabilirsiniz.
Devam et
Tasbih
İlgili
Tasbih Tesbih, Tahmid ve Tekbir: Göründüğünden Daha Ağır Çeken Üç İfade Tesbih, tahmid ve tekbir, bir Müslümanın hayatında en çok tekrarlanan üç ifadedir ve her biri Allah hakkında apayrı bir gerçeği dile getirir: Biri O'nu her türlü noksanlıktan tenzih eder, diğeri her türlü övgüyü O'na atfeder, bir diğeri ise O'nu hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir büyüklükte yüceltir. Sahih rivayetler bu ifadeleri, dile son derece hafif ama mizanda bir o kadar ağır olarak tanımlar. Tasbih Lâ İlahe İllallah: Her Şeyi Taşıyan Cümle Ezanlarda, her namazın içinde tekrarlanan ve son nefeste söylenmesi umulan dört kelime... Ancak bu ifade, Allah'a yönelik sıradan bir övgü sözü değildir. Bir reddin ardından gelen bir istisnadır ve bizzat gramer yapısı, Sahabelere doksan dokuz günah siciline karşı tartılması söylenen bir iddiayı ortaya koyar. Tasbih Parmaklarla Saymak: Peygamberimizin Kendi Tesbihatı Nasıldı? Bir sahabe, sadece izlediği şeyi anlattı: Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), tesbihatını kendi elinde boğum boğum sayıyordu. Başka bir hadis ise sayım yapan bu parmakların bir gün konuşturulacağı konusunda uyarıyor. Bu fiziksel sayımın aslında ne işe yaradığı ve sayıya ulaşmanın, söylenenin anlamından daha önemli hâle geldiği an nelerin kaybedildiği üzerine bir inceleme.
Sor
Az önce okuduğunuz hakkında kütüphaneye sorun
Her yanıt basılı sayfaya dayanır — adlandırılmış bir baskı, cilt ve sayfa — ve metin soruyu çözmediğinde bunu söyler.
Sorunuzla Quran Gallery sohbetini açar.
