İçeriğe geç

Kuran Galerisi Blog · Makaleler

Tesbih, Tahmid ve Tekbir: Göründüğünden Daha Ağır Çeken Üç İfade

Tesbih, tahmid ve tekbir, bir Müslümanın hayatında en çok tekrarlanan üç ifadedir ve her biri Allah hakkında apayrı bir gerçeği dile getirir: Biri O'nu her türlü noksanlıktan tenzih eder, diğeri her türlü övgüyü O'na atfeder, bir diğeri ise O'nu hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir büyüklükte yüceltir. Sahih rivayetler bu ifadeleri, dile son derece hafif ama mizanda bir o kadar ağır olarak tanımlar.

6 dakikalık okuma3 kaynakTasbih

Yazar:The Quran Gallery ekibi

Kur’an’ın bizzat kendisi dışında, bir Müslümanın zikir hayatını şu üç ifade kadar ayakta tutan başka çok az söz vardır: سُبْحَانَ اللَّهِ (Sübhanallah), اَلْحَمْدُ لِلَّهِ (Elhamdülillah) ve اَللَّهُ أَكْبَرُ (Allahu Ekber). Güne bu sözlerle başlanır, her namaz bu sözlerle bitirilir; şaşkınlık, keder, sevinç ve korku anlarında neredeyse aynı sıklıkta bu sözlere başvurulur. Bu kadar sık tekrarlanmaları, bu kelimelerin aslında ne anlama geldiğini düşünmeden, sadece alışkanlıkla söylenmesini de kolaylaştırır. Oysa bu üç ifadenin her biri teolojik olarak birbirinden farklı bir işlev görür: Biri tenzih eder, diğeri tasdik eder, öteki ise hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir büyüklüğü ilan eder. Üstelik bu sözlerin mizandaki ağırlığına dair rivayetler, sadece “iyi bir şey söylemiş olmak” gibi muğlak bir övgüden ibaret değil, son derece net ve belirgindir.

سُبْحَانَ اللَّهِ İfadesi Aslında Ne Söyler?

س-ب-ح kökü, hızlı ve engelsiz bir hareketi; bir yüzücünün kendisini yavaşlatacak veya takılacak hiçbir şey olmadan suda süzülmesini ifade eder. سُبْحَانَ اللَّهِ ifadesi bu imgeyi ödünç alarak Allah’ı O’na atfedilebilecek her türlü kusur, ihtiyaç, benzerlik ve sınırlamadan münezzeh olarak tanımlar: O’nun ortağı yoktur, dengi yoktur, bir başlangıcı yoktur, dinlenmeye ihtiyacı yoktur; O’nun için hata veya haksızlık ihtimali söz konusu bile olamaz. Bunu söylemek, O’na bir iltifat eklemek değildir; aksine, cümlenin gramer yapısının O’na atfedilmesini imkânsız kıldığı her şeyi birer birer ortadan kaldırmaktır.

Bu tenzih, içi boş bir eylem değildir. Bir tanımdan her türlü eksikliği çıkarıp attığınızda geriye sadece mükemmellik kalır; zira Allah, kusurlu olmak ile tam olmak arasında üçüncü bir kategoride yer almaz. Muhtemelen bu yüzden Kur’an, tesbihi, duyulsun ya da duyulmasın, var olan her şeyin doğal bir eylemi olarak ele alır:

تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَـٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ ۗ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halîmdir, çok bağışlayandır.

İsrâ Suresi, 17:44

Dikkat ederseniz ayet sadece “O’nu tesbih eder” demekle kalmıyor; her şeyin O’nu “biḥamdih”, yani övgüyle birlikte tesbih ettiğini söylüyor. Tek başına tesbih, sadece Allah’ın ne olmadığını söyler. Kur’an ise bunu, O’nun ne olduğunu söyleyen hamd (övgü) ile eşleştirir.

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ İfadesi Aslında Ne Söyler?

Pek çok dil “teşekkür” ve “övgü”yü kabaca aynı eylemde birleştirir; oysa hamd kavramının reddettiği şey tam da bu birleştirmedir. Şükür (teşekkür), alınan bir şeye verilen karşılıktır: Ortada bir nimet, bir veren ve bir alan olmalıdır; üstelik şükrün boyutu verilenle orantılıdır; nimet yoksa şükür de yoktur. Hamd ise böyle bir şart taşımaz. Övülen kişiyi, öven kişi bundan bizzat fayda görmüş olsun ya da olmasın, sırf kendi içlerinde övgüye layık olan nitelikleri (güzellik, cömertlik, bilgelik, merhamet) sebebiyle över. Dolayısıyla Elhamdülillah aynı anda iki işi birden yapar: Hem sıradan hayatın devam etmesini sağlayan nimetler için Allah’a şükreder, hem de bundan bağımsız olarak, sırf O olduğu için O’nu över. Bu öyle bir övgüdür ki, kendisine hiçbir şey verilmediğini hisseden biri için bile geçerliliğini korur. Aynı zamanda Kur’an’ın ilk ayeti ve bir Müslümanın kıldığı her namazın açılış cümlesidir:

ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Fâtiha Suresi, 1:2

Ayetin O’nu ne için övdüğüne dikkat edin: Okuyucunun o gün tesadüfen aldığı bir nimet için değil, var olan her şeyin Rabbi olduğu için. Bu ifadenin, bir kulun asla tamamlayamayacağı, tükenmez bir eylem olarak tanımlanmasının sebebi de budur: Övgüyle geçen bir ömür bile O’nun hakkını ödemeye yetmez ve O’nu övebilme yeteneğinin bizzat kendisi, daha fazla övgüyü gerektiren bir başka nimettir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu ifadeyi, sıcaklık veya duyguyla ilgili bir metafora değil, fiziksel bir ağırlık iddiasına bağlamıştır:

الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ…

Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Sübhanallah ve Elhamdülillah ise gökler ile yer arasını doldurur…

— Sahih-i Müslim, baskısı 1/203. sayfa, 223. hadis, Ebû Mâlik el-Eş’arî’den rivayet edilmiştir, Tahâret Kitabı.

اَللَّهُ أَكْبَرُ İfadesi Aslında Ne Söyler?

Gramer olarak أَكْبَرُ bir karşılaştırma sıfatıdır — “daha büyük” anlamına gelir — ve cümle hiçbir zaman O’nun neyden daha büyük olduğunu belirtmez. Bu boşluk, eksik bir kelime değildir; aksine, karşılaştırmayı mutlak ve kapsayıcı kılan şeyin ta kendisidir. Allahu Ekber, Allah’ın belirli bir rakibe, engele veya korkuya üstün geldiğini iddia etmez; O’nun, söyleyen kişinin o an karşı karşıya kaldığı şey — bir savaş, bir hastalık teşhisi, bir çalar saat veya kaçındığı bir karar — dâhil olmak üzere, olası tüm karşılaştırma nesnelerinden aynı anda daha büyük olduğunu ilan eder. Gözde büyütülen bir şeyi, O’nun karşısındaki gerçek boyutuna döndürmek için kullanılabilecek en kısa cümledir.

Dile Hafif, Mizanda Ağır

Bu ifadelerle ilgili rivayetler, onları genel geçer bir şekilde “iyi” olarak tanımlamaz; kelimeleri söylemenin ne kadar zahmetsiz olduğu ile ne kadar ağır çektikleri arasında spesifik, neredeyse fiziksel bir dengesizliği tarif eder:

كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ: سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ، سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ

İki kelime vardır ki dile hafif, mizanda ağır ve Rahmân’a sevimlidirler: Sübhanallahi’l-azîm ve Sübhanallahi ve bi-hamdih.

— Sahih-i Buhârî, baskısı 5/2352. sayfa, 6043. hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir, Dualar Kitabı, Tesbihin Fazileti Babı.

Bu kombinasyon — söylenmesi zahmetsiz, neticesi ağır — tesadüfi bir tanımlama değil, bizzat meselenin özüdür. Söylenmesi gerçekten çaba gerektiren bir ifade, sırf bu çaba sayesinde büyük bir ödül kazandırabilirdi. Fiziksel olarak neredeyse hiçbir çaba gerektirmeyen ve buna rağmen bir insanın terazinin diğer kefesine koyabileceği çoğu şeyden daha ağır çeken bir ifade ise, emekten ziyade merhamet hakkında bir şey söylüyordur.

Bu Üçü Neden Hep Bir Aradadır?

Tesbih, tahmid ve tekbir, İslam geleneğinde nadiren tek başlarına yer alırlar; genellikle birbirine dizilmiş hâlde karşımıza çıkarlar: Beş vakit namazın ardından, sabah ve akşam zikirlerinde, bir çocuk doğduğunda veya yeni ay görüldüğünde. Bunun sebebi bir alışkanlıktan ziyade yapısal bir gerekliliktir. Tesbih ortadan kaldırır: Allah’ın nasıl tanımlandığına dair her türlü kusuru söküp atar. Tahmid tasdik eder: Boşaltılan o tanımın içini, O’nun hak ettiği her şeyle yeniden doldurur. Tekbir ölçeklendirir: Zikri tetikleyen şey her ne ise, onu Allah’ın her zaman galip geldiği bir kıyaslamanın içine yerleştirir. Tenzih, tasdik ve yüceltme üç farklı iştir ve hiçbir ifade tek başına bu üçünü aynı anda yapamaz:

أَحَبُّ الْكَلَامِ إِلَى اللَّهِ أَرْبَعٌ: سُبْحَانَ اللَّهِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ، وَلَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ، لَا يَضُرُّكَ بِأَيِّهِنَّ بَدَأْتَ

Allah’a en sevimli gelen söz dörttür: Sübhanallah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illallah ve Allahu Ekber. Hangisiyle başlarsan başla senin için bir sakıncası yoktur.

— Sahih-i Müslim, baskısı 6/172. sayfa, 2137. hadis, Semüre b. Cündüb’den rivayet edilmiştir, Edeb Kitabı.

Aynı hadisteki dördüncü ifade olan Lâ ilâhe illallah, bambaşka bir işlev görür — Allah’ın sıfatlarının bir tanımından ziyade, ibadetin yalnızca O’na ait olduğunun ilanıdır — ve başka bir yazıda tek başına ele alınmayı hak eder. Hadisin elimizdeki bu üç ifade için netleştirdiği şey, hiçbirinin diğeri için bir ısınma turu olmadığıdır. Aralarında sabit bir sıra olmaksızın birlikte zikredilmelerinin tam olarak sebebi, her birinin diğer ikisinin boş bıraktığı alanı doldurmasıdır.

Art arda söylendiğinde bu üçlü şöyle okunur: سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَاللَّهُ أَكْبَرُ — Allah her türlü kusurdan münezzehtir, her türlü övgü O’na mahsustur ve O her şeyden daha büyüktür. Her biri diğerinin yapamadığı bir işi yapan üç kısa cümle; gün ister harika başlamış olsun, isterse sabahın dokuzunda altüst olmuş olsun, hep aynı şekilde söylenir.

Zikir uygulamamız, bu üç ifadeyi sabah, akşam ve her namazdan sonra yapılan diğer günlük zikirlerle birlikte; Arapçası, okunuşu ve çevirisiyle tek bir yerde bir araya getiriyor.

Bu sayfadaki herhangi bir alıntı, çeviri veya hadis derecelendirmesi, belirtilen kaynakla karşılaştırıldığında uyuşmuyorsa, lütfen bize bildirin; hemen düzeltelim.

Devam et

Tasbih

Sor

Az önce okuduğunuz hakkında kütüphaneye sorun

Her yanıt basılı sayfaya dayanır — adlandırılmış bir baskı, cilt ve sayfa — ve metin soruyu çözmediğinde bunu söyler.

Sorunuzla Quran Gallery sohbetini açar.