Kuran Galerisi Blog · Makaleler
Hesaba Çekilmeden Önce Kendinizi Hesaba Çekin
Bir halife, koca bir disiplini bir zamanlar iki fiile sığdırmıştı: Erteleyemeyeceğiniz o gün gelip çatmadan ve bir başkası sizi hesaba çekmeden önce kendinizi hesaba çekin ve tartın. Bir hadis, daha tek bir adım dahi atılmasına izin verilmeden önce nelerin hesaba katılacağını tam olarak belirtir: ömür, ilim, mal ve beden. Bu hesabı şimdi, kendi isteğinizle yapmanızın; ileride amel defteriniz elinize tutuşturulup 'kendi kitabını oku' denmesiyle çok yakından bir ilgisi var.
Zilhicce5 dakikalık okuma2 kaynakPost Hajj
Yazar:The Quran Gallery team
İnsanlar mali durumlarını yılda bir kez, sağlıklarını her kontrolde, planlarını ise her pazar akşamı gözden geçirirler. Ancak gerçekten bir şeyleri belirleyecek olan o asıl defter, genellikle bir başkası bizim adımıza açana kadar kimsenin kapağını aralamadığı tek defterdir.
İslam’ın bu erteleme huyunun tam zıddı olan alışkanlık için kullandığı bir isim var ve bu isim oldukça önemli. Zira bu isimlendirme, söz konusu pratiği uzaktan benzeyebileceği çok daha temelsiz bir alışkanlıktan ayırır. Sıradan bir karar sadece geleceği ilgilendirir; bugün bir şeye karar verirsiniz ve yarın bu karara uyup uymadığınıza göre değerlendirilirsiniz. Oysa muhasebe (kendini hesaba çekme) çok daha tavizsiz bir gerçeğe dayanır: Geçmiş, sırf geçip gittiği için kapanmış sayılmaz. Harcanan her saat, hala okunabilir durumda olan ve o saati harcayan kişi dönüp bir daha baksa da bakmasa da bir noktada eksiksiz olarak yüzüne okunacak bir hesap kalemidir. Ömer bin Hattab, İbn Kesir’in Fatiha Suresi tefsirinde günümüze ulaşan bir sözünde bu erteleme huyuna doğrudan değinmiş ve çözümü iki fiille özetlemiştir:
حاسبوا أنفسكم قبل أن تحاسبوا وزنوا أنفسكم قبل أن توزنوا، وتأهبوا للعرض الأكبر “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, tartılmadan önce kendinizi tartın ve o en büyük arz (huzura çıkış) günü için hazırlığınızı yapın…”
— İbn Kesir Tefsiri, Fatiha Suresi tefsiri, baskısı, 1/205. Bu baskının editörleri, sözü Hz. Ömer’e dayandıran senedin kopuk olduğuna (sözü aktaran Sabit bin Haccac’ın onunla hiç karşılaşmadığına) dikkat çeker. Dolayısıyla bu söz, bizzat onun ağzından çıktığı kesinleşmiş bir alıntıdan ziyade, Hz. Ömer’e atfedilen bir rivayet olarak bize ulaşmaktadır.
Senet hakkındaki bu dürüstlüğü göz önünde bulundurmakta fayda var, çünkü bu durum sözün buradaki işlevini değiştiriyor. Bu bir ayet veya hadis değil ve öyleymiş gibi de aktarılmıyor. Bu, bir sahabenin bir yöntemi özetleyişidir ve yöntemin kendisi, sözcüklerin bizzat ona ait olup olmamasına bağlı değildir. Bu yöntem, Hz. Ömer bunları hiç söylememiş olsa bile İslam’ın bizatihi emrettiği iki fiile dayanır: hasebe (hesaplamak/saymak) ve vezene (tartmak). Hesaplamak, kalem kalem ayırmaktır; şu eylem, sonra bu eylem diyerek her birini tek tek isimlendirmektir. Tartmak ise bundan sonra gelir: “Ne yaptım?” sorusundan ziyade, terazideki diğer her şeyin karşısına konduğunda “Bunun ağırlığı ne kadar?” sorusunu sormaktır. Hz. Ömer burada bir metafor yapmıyordu. Ahirette zaten yapılacağı vaat edilen iki işlemi önceden tarif ediyor ve insandan, ortaya çıkacak sonuçla ilgili hala yapılabilecek bir şeyler varken, şimdi bunun provasını yapmasını istiyordu.
İtiraz Edemeyeceğiniz Bir Hesap Sorucu
Bu provanın bu kadar önemli olmasının nedeni, vakti geldiğinde asıl hesabı görmek üzere dışarıdan bir yargıcın atanmayacak olmasıdır. O gün, yukarıda sayması ve tartması emredilen kişinin bizzat kendisi bu iş için görevlendirilir; tek farkla, artık bu görevlendirme isteğe bağlı değildir:
ٱقْرَأْ كِتَـٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ ٱلْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.”
— İsrâ Suresi, 17:14
Bunu Hz. Ömer’in iki fiiliyle yan yana okuduğunuzda, verilmek istenen mesajı gözden kaçırmak imkansız hale gelir. Hisab (hesaba çekilme), Kıyamet Günü insanın sadece maruz kaldığı bir şey değildir; insanın eline kendi amel defteri tutuşturularak bizzat kendi üzerinde uygulaması istenen bir eylemdir. Bu dünyada kendini hesaba çekmesi emredilen nefis, ahirette kendi hesabını görmek üzere zorunlu olarak görevlendirilen nefsin ta kendisidir. Buradaki tek değişken, kişinin bu konuda pratik yapıp yapmadığıdır. Kendi defterini kendi isteğiyle hiç açmamış biri, o defterle ilk kez zaten yargılanmaktayken ve artık kullanımını kontrol edemediği bir kalemi tutarken karşılaşır. Başından beri kendi hesabını tutan biri ise, sadece zaten bildiği bir şeyi yüksek sesle okumaktadır.
Gerçekten Hesabını Tutmaya Değer Dört Şey
Hz. Ömer’in bu talimatını alıp şekilsiz bir şeye, yani belirli bir içeriği olmayan, yılda bir kez gelen belirsiz bir suçluluk duygusuna dönüştürmek pekala mümkündür. Ancak İslami gelenek meseleyi burada bırakmaz. Hz. Peygamber’in sahabesi Ebu Berze el-Eslemi, hesabın neleri kapsadığına dair çok daha spesifik bir döküm aktarmıştır ve kullanılan ifadeler, bu hesap görülene kadar hareket edecek ne kadar az alanımız olduğu konusunda son derece nettir:
لا تزُولُ قَدمَا عَبْدٍ يومَ القِيامةِ حتَّى يُسْألَ عن عُمُرِهِ فيما أفْناهُ، وعن عِلْمِه فِيمَ فَعلَ، وعن مَالِه من أيْنَ اكْتَسبَهُ وَفِيمَ أنْفقَهُ، وعن جِسْمِه فِيمَ أبْلاهُ “Kıyamet gününde bir kul; ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel işlediğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından hesaba çekilmedikçe iki ayağı yerinden kıpırdayamaz.”
— Sünen-i Tirmizî, 2584 numaralı hadis, baskısı, 4/418. Hem Tirmizî hem de bu baskının editörleri rivayetin sahih olduğunu belirtmektedir.
Dört ana başlık ve hiçbiri soyut değil: zaman, bilgi, para, sağlık. Bunların her biri, insanın bir krizin kendisini bu soruları sormaya zorlamasını beklemeden, bugün oturup gerçekten hesabını yapabileceği şeylerdir. Hayatınızın son bir yılı nereye gitti? Hissiyat olarak değil, saat bazında. Sadece biriktirdiğiniz bilgilere kıyasla, bildiklerinizle fiilen ne yaptınız? Para nereden geldi ve dürüst olmak gerekirse nereye gitti? Her insana sadece bir kez tahsis edilen bu beden ne için kullanıldı? Bunların hiçbiri retorik sorular değildir. Bunlar, tutulup tutulmadığına bakılmaksızın okunacak olan bir defterin dört sütunudur ve bu defteri şimdiden tutmak, hesaplaşmanın cevapların hala değiştirilebileceği tek versiyonudur.
Yarın, Bugün İçin Ne İfade Ediyor
Tüm bu disiplinin sürekli tek bir kelimeye dönmesinin bir nedeni var: Bugün. İleride bir gün değil, bir sonraki dönüm noktasından sonra değil, hayat hesaba çekilmeye değer bir şekle girdikten sonra hiç değil. Kur’an, bu aciliyeti tam da bu ifadelerle, halihazırda iman etmiş olan ve aksi takdirde sadece inanmanın işi bitirdiğini varsayabilecek kişilere hitap ederek çerçeveler:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
— Haşr Suresi, 59:18
Buradaki “yarın”, uzak ve belirsiz bir gelecek değildir; kelimenin günlük konuşmadaki kullanımıyla ertesi gündür ve defterin nihayet açılacağı O Gün’ü temsil eder. Buradaki talimat, o gün hakkında soyut bir endişe duymak değildir. Talimat, özellikle o gün için şimdiden ne gönderildiğine bakmaktır; sanki yarının bir kısmı bugünün ellerinden çoktan çıkmış ve daha gelmeden incelenebilirmiş gibi. Hz. Ömer’in iki fiilinin, Ebu Berze’ye yöneltilen dört sorunun ve kişinin kendi kitabını okuması emrinin insandan yapmasını istediği şeyin tamamı budur: Hesabın kendiliğinden gelip çatmasını beklemek değil, kalem hala kendi irademizle elimizdeyken gidip onu erkenden karşılamaktır.
O defter öyle ya da böyle okunacak. Geriye kalan tek seçenek, defterin ilk kez şimdi, bulduğu hataları düzeltmekte hala özgür olan bir elde mi; yoksa daha sonra, kendisine sadece “oku” denilmiş ve ekleyecek hiçbir şeyi kalmamış bir elde mi açılacağıdır.
Devam et
Post Hajj
İlgili
Post Hajj Makbul Bir Hac: Peygamberimizin Kabul Alâmeti Olarak Gösterdiği Şey Haccınız kabul oldu mu? İki hadis bu soruyu bir histen ziyade bir testle cevaplıyor: Biri ihramlıyken nelerden uzak durduğunuza, diğeri ise döndükten sonraki sıradan günlerde etrafınızdaki insanlar için neler yaptığınıza bakıyor. Makaleler Asıl Mesele İradede Bitiyor: Hac, Takva ve Sabrı Nasıl Eğitir? İhramın her bir yasağı, asıl hac ibadeti başlamadan önce kapıda ödenen bir geçiş ücreti gibi görünür. Birlikte okunan üç metin, bu kısıtlamaların eğitimin bedeli değil, bizzat eğitimin kendisi olduğunu ve sabrın, takvanın sadece dile getirilmekle kalmayıp nasıl inşa edildiğini gösterir. Reflecting on the Ayat of Hajj Ne Etleri Ne de Kanları: Hac Suresi'ne Göre Kurbanın Asıl Amacı Hac Suresi'ndeki dört ayet, her ümmetin yerine getirdiği bir ibadetten yola çıkarak Kur'an'ın niyet hakkındaki en doğrudan ifadelerinden birine uzanır: Kesilen hayvanın eti ve kanı Allah'a asla ulaşmaz, O'na ulaşacak olan yalnızca bu eylemin ardındaki takvadır. Kurbanın fiilen nasıl kesildiğini anlatan üç hadisle birlikte okunduğunda, bu pasaj bir ritüel talimatından ziyade o ritüel hakkında verilmiş bir hüküm gibi okunur.
Sor
Az önce okuduğunuz hakkında kütüphaneye sorun
Her yanıt basılı sayfaya dayanır — adlandırılmış bir baskı, cilt ve sayfa — ve metin soruyu çözmediğinde bunu söyler.
Sorunuzla Quran Gallery sohbetini açar.
