İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Kur'an'ın Adını Koyduğu Yirmi Özellik ve Her Birinin Arkasındaki Ayet

Kur'an, güzel ahlakı ulaşılması gereken bir ruh hali olarak tasvir etmez; adını koyar. Yirmi farklı yerde, her bir talimatı açıp bizzat okuyabileceğiniz kesin bir ayete bağlar. Metin üzerinden doğrulanarak bir araya getirilmiş o yirmi ayetin tamamı.

Yazar
Quran Gallery Ekibi
Yayımlanma
Okuma süresi
10 dakikalık okuma

Birine İslam’da “güzel ahlakın” ne anlama geldiğini sorarsanız, alacağınız cevapların çoğu genel geçer olacaktır: Nezaket, dürüstlük, sabır… İnsanların ne okuduklarından bağımsız olarak sayacakları o bildik liste. Ancak Kur’an genel geçer ifadelerle yetinmez. Metin boyunca yirmi kez, okuyucunun körü körüne inanmak yerine bizzat teyit edebileceği bir dille, tek bir ayete bağlı spesifik bir talimat verilir. Bu yazı, söz konusu yirmi özelliğin mushaftaki sırasına göre değil, aslında ne talep ettiklerine göre gruplandırıldığı bir incelemedir. Arapça alıntıların her biri bizzat metin üzerinden doğrulanmış ve ait olduğu ayete bağlanmıştır.

Metin; para, söz veya mizaç hakkında herhangi bir şey söylemeden önce, hepsi aynı ilişkiyi tanımlayan dört talimat verir: Bir müminin dikkatinin, tekrar tekrar, bu dikkati en çok hak eden Yaratıcı’ya yönelmesi.

فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ

Öyleyse Beni anın ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin ve nankörlük etmeyin.

— Bakara suresi, 2:152

Ayet, anmayı (zikri) karşılıksız bir şekilde yalnızca yukarıya sunulan bir görev olarak tanımlamaz. Bu bir karşılıklılık ilişkisi olarak çerçevelenir ve Allah, bu ilişkide ilk adımı atan taraf olarak Kendisini gösterir: Bir müminin anışı sadece kayda geçirilmez, anında karşılık bulur.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِى لَشَدِيدٌ

Hani Rabbiniz şöyle bildirmişti: “Eğer şükrederseniz, size olan nimetimi kesinlikle artırırım; ama nankörlük ederseniz, bilin ki Benim azabım gerçekten çok çetindir.”

— İbrahim suresi, 14:7

Burada şükür, verilmiş bir hediyeye karşı gösterilen kibar bir tepkiden ibaret değildir. Nimetin artmasını sağlayan bir şart olarak sunulur ve hemen ardından gelen cümle, diğer ihtimali hiçbir şekilde yumuşatmadan aynı netlikte ortaya koyar.

إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ

Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde, temiz akıl sahipleri için ibretler vardır.

— Âl-i İmrân suresi, 3:190

Tefekkür, burada felsefeye yatkın olanlar için kişisel bir hobi olarak çerçevelenmez. Gökyüzünün alacakaranlıkta renk değiştirmesi ve aynı yirmi dört saatin, bir kez bile aksamadan her gün aydınlık ve karanlık olarak ikiye bölünmesi birer ayet, yani delil olarak adlandırılır. Bu deliller, yanından öylece geçip gitmek yerine onlara gerçekten bakmaya istekli olan herkese hitap eder.

قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَـٰشِعُونَ

Müminler kesinlikle kurtuluşa ermiştir; onlar ki namazlarında derin bir saygı ve huşu içindedirler.

— Mü’minûn suresi, 23:1–2

Huşu, kurtuluşa eren bir müminin ilk özelliği olarak; sadakadan, oruçtan ve diğer her şeyden önce zikredilir. Bu, sadece namaz kılmak değil, namazın içinde var olmaktır; zira beden namazın hareketlerini yerine getirirken kalp bambaşka yerlerde dolaşıyor olabilir.

İkinci grubun doğrudan ibadetle bir ilgisi yoktur; tamamen bir müminin ne söylediği, ne dinlediği, neyi içinde tuttuğu veya neyi serbest bıraktığı ile ilgilidir.

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَكُونُوا۟ مَعَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

— Tevbe suresi, 9:119

Buradaki talimat sadece “doğruyu söyleyin” değildir. Doğruyu söyleyen insanlarla birlikte olmaktır. Bu, dürüstlüğü sürdürmenin veya ondan vazgeçmenin, yanınızda kimin durduğuna bağlı olarak kolaylaştığını ya da zorlaştığını kabul eden bir yaklaşımdır.

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.

— Mü’minûn suresi, 23:3

Bu, sıradan sohbetlere getirilmiş bir yasak değildir. Lağv, hiçbir yere varmayan konuşmalardır; dedikodu, alay, amaçsız gevezelik gibi. Seçilen fiil ise yüz çevirmektir; tıpkı yerdeki bir şeyin üzerine basıp geçmek veya onunla kavga etmek yerine etrafından dolaşıp gitmek gibi bir harekettir bu.

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلْفَـٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

İnananlar arasında çirkinliklerin yayılmasını arzulayanlar için dünyada da ahirette de acı verici bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

— Nûr suresi, 24:19

Tersten okunduğunda, ayet kendi mükafatını da ima eder: Bir müminin kusurunun açığa çıkmasından zevk almamak ve bu kusurun olduğundan daha fazla yayılmasına hiçbir şekilde alet olmamak.

خُذِ ٱلْعَفْوَ وَأْمُرْ بِٱلْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْجَـٰهِلِينَ

Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.

— A’râf suresi, 7:199

Kısa bir ayette üç talimat yer alır ve sıralama kasıtlıdır: Önce affet, ancak ondan sonra düzelt ve iletişimi kesmeyi yalnızca hiçbir şekilde laf anlatılamayacak kişiler için sakla. Kin, bu ayetin müminden boş bırakmasını istediği alanı dolduran şeydir.

۞ وَسَارِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِى ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَـٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ile yer kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış cennete koşun. Onlar bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.

— Âl-i İmrân suresi, 3:133–134

Kâzımîn el-ğayz, öfkenin yokluğu demek değildir; hissedilen öfkenin, onu kışkırtan kişiye kusulmak yerine bilinçli bir şekilde dizginlenmesidir. Ayet, bu dizginlemeyi hemen ardından affetmekle eşleştirir; sanki duyguyu içinde tutmak talimatın sadece yarısıymış gibi.

Bu listedeki en büyük grup; para, akrabalık ve bir müminin kendi seçmediği insanlara (ebeveynler, komşular, yoldan geçen yabancılar) karşı olan sorumluluklarıyla ilgilidir.

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَـٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَـٰعَةٌ ۗ وَٱلْكَـٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ

Ey iman edenler! İçinde ne bir alışverişin ne bir dostluğun ne de bir şefaatin bulunmadığı o gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin. İnkâr edenler, zalimlerin ta kendileridir.

— Bakara suresi, 2:254

Bu ayetteki aciliyet, talep ettiği şeyden değil, ortadan kaldırdığı şeyden kaynaklanır. Tasvir ettiği o günde, servet bir çıkış yolu için takas edilemez, bir dosttan iyilik istenemez ve kimse bir başkası adına şefaat edemez. İşte tam da bu yüzden, vermeniz şu an istenmektedir.

وَٱلَّذِينَ تَبَوَّءُو ٱلدَّارَ وَٱلْإِيمَـٰنَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّآ أُوتُوا۟ وَيُؤْثِرُونَ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ ۚ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِۦ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

Onlardan önce o yurda yerleşmiş ve imanı gönüllerine sindirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde hiçbir rahatsızlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

— Haşr suresi, 59:9

Bu ayet, hiçbir şeyi olmadan gelen Muhacirleri kucaklayan Medineli Ensarı anlatır. Ayetin kapanış cümlesi ise bu durumu o tarihi anın ötesine taşıyarak genelleştirir: Kur’an’ın kendi ölçüsüne göre refah ve kurtuluş, ne kadar biriktirdiğinize değil, nefsinizin cimriliğinden ne kadar arındığınıza bağlıdır.

۞ لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَـٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَـٰهَدُوا۟ ۖ وَٱلصَّـٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ

İyilik, yüzlerinizi doğu ya da batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevmesine rağmen onu akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve köleleri özgürlüğüne kavuşturmaya veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren; söz verdiklerinde sözlerinde duran; darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutumudur. İşte doğrular onlardır ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar da onlardır.

— Bakara suresi, 2:177

Akrabaların bir müminin malı üzerindeki hakkı burada sonradan akla gelen bir detay değildir; yetimlerden ve yoksullardan önce gelerek listeyi açar. “Sevmesine rağmen” ifadesi ise yalnızca zaten ihtiyaç fazlası olanı elden çıkarma fikrini ortadan kaldırır.

۞ وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَـٰنًا ۚ إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ ٱلْكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا وَٱخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا

Rabbin, Kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, onlara “Öf!” bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle. Onlara merhametle ve alçakgönüllülükle kol kanat ger ve şöyle de: “Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl şefkatle büyüttülerse, Sen de onlara öyle merhamet et.”

— İsrâ suresi, 17:23–24

Anne babaya iyilik, doğrudan yalnızca Allah’a kulluk etme emrinin ardına yerleştirilmiştir; cümlede ondan önce gelen tek yükümlülük budur. Ayet sadece eziyeti yasaklamakla kalmaz; onlara karşı sabırlı olmanın en zor olduğu o yaşta, kullanılmaması gereken spesifik bir ses tonunu da belirtir.

فَـَٔاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ ٱللَّهِ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

Öyleyse akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. Allah’ın rızasını isteyenler için bu en hayırlısıdır. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

— Rûm suresi, 30:38

Burada bahsedilen yolcunun dayanabileceği bir aile bağı yoktur; o, yoksulluktan ziyade mesafe yüzünden kendi imkanlarından kopmuş, oradan geçip giden biridir. Ayet onlara bir hak tanır; bu, akrabanın payı için kullanılan kelimenin aynısıdır, isteğe bağlı bir sadaka eylemi değildir.

۞ وَٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَـٰنًا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altında bulunanlara iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.

— Nisâ suresi, 4:36

Ayet, “komşu” çemberini sizinle akrabalık veya inanç bağı paylaşan kişilerin ötesine genişletir. Ailenin yanı sıra kapı komşusu olan yabancıyı ve sadece yanınızda yürüyen arkadaşı da sayar. Ardından, Allah’ın sevmediğini belirttiği tek bir karakter özelliğiyle kapanışı yapar: Kibir.

وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۖ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۖ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Rüştüne erinceye kadar yetimin malına en güzel yol dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman, yakın akrabanız bile olsa adil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte düşünüp öğüt alasınız diye O size bunları emretti.

— En’âm suresi, 6:152

“Yakın akrabanız bile olsa adil olun” talimatı, ayetin daha zor olan kısmıdır. Bir yabancıya karşı adil olmak insandan pek bir şey götürmez; ancak kendi ailenize dokunan bir anlaşmazlıkta adil olmak, ayetin bu standardın asıl test edilmesini beklediği yerdir.

Daha önce sayılanların hiçbiri, onları yerinde tutan bir şey olmadıkça zor bir günle karşılaştığında ayakta kalamaz. Kur’an, o şeyin adını doğrudan koyar.

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.

— Bakara suresi, 2:153

Seçilen fiil “uygulayın” veya “gösterin” değil, “yardım dileyin”dir (iste’înû). Sabır, bir müminin destek almak için başvurduğu bir kaynak olarak ele alınır ve aynı talebin diğer yarısı olarak doğrudan namazla eşleştirilir.

وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَىِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ ٱلَّيْلِ ۚ إِنَّ ٱلْحَسَنَـٰتِ يُذْهِبْنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ ذَٰلِكَ ذِكْرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ

Gündüzün iki ucunda ve gecenin ilk saatlerinde namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir hatırlatmadır.

— Hûd suresi, 11:114

Bu ayetin ortasındaki ifade, onu çevreleyen namaz talimatından daha büyük bir işlev görür: İyi bir eylem, sadece kendine ait ayrı bir mükafat kazandırmakla kalmaz; kendinden önce gelen kötü bir eylemin kaydını da aktif olarak siler.

ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ

Sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmak.

— Beled suresi, 90:17

Tevâsî karşılıklı bir fiildir; bir kişinin sabırlı veya nazik olup etrafındakilerin sadece bundan faydalanması değil, her iki tarafın da birbirini teşvik etmesidir. Bu ayette merhamet, bir topluluğun üyelerini hep birlikte sorumlu tuttuğu bir standarttır ve sabır da aynı nefeste, aynı dilbilgisi yapısıyla istenir.

قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا۟ مِنْ أَبْصَـٰرِهِمْ وَيَحْفَظُوا۟ فُرُوجَهُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَزْكَىٰ لَهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا يَصْنَعُونَ

Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

— Nûr suresi, 24:30

Talimat önce erkeklere, tek başına verilir ve kimsenin şahit olmayacağı özel bir an için bile hiçbir muafiyet tanınmaz. Kapanış cümlesi, Allah’ın her şeyden haberdar olmasını, bu kuralın o anlarda bile geçerli olmasının nedeni olarak gösterir.

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَـٰتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَـٰرِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ …

Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…

— Nûr suresi, 24:31

Kadınlara yönelik paralel talimat da aynı fiil çiftiyle (sakınmak, korumak) başlar. Ardından ayet, örtünme ve hangi akrabaların bundan muaf tutulduğuna dair spesifik hükümlerle birkaç satır daha devam eder. Bu kısımlar burada alıntılanmamıştır, çünkü her iki ayetin de arkasında yatan ana fikir aynıdır: İffet her iki cinsten de istenir; birinden varsayılıp diğeri için yasalaştırılmak yerine, sırasıyla her ikisine de hitap edilir.

Yirmi, Kur’an’ın güzel ahlak için belirlediği bir tavan veya tamamlanıp geçilecek bir kontrol listesi değildir. Yukarıdaki yirmi ayetin ortak noktası, “iyi bir insan ol” demekten çok daha spesifik bir şeydir: Her biri kesin bir davranışı adlandırır, onu belirtilen bir nedene bağlar ve okuyucuya özenilecek bir ruh halinden ziyade gidip kontrol edebileceği bir koordinat verir. Birlikte okunduklarında; ibadeti, sözü, serveti, mizacı ve mahremiyeti soyut bir şekilde değil, ayet ayet aynı standarda hesap veren birini tasvir ederler.

Yukarıda alıntılanan her surenin tamamını, Arapça orijinali ve mealiyle birlikte Kur’an okuyucumuzdan okuyabilirsiniz.

Eğer buradaki herhangi bir çeviri Arapça metnin asıl söylediğinden sapmışsa, bize bildirin, düzeltelim. Yukarıdaki her ayet, körü körüne inanılmak için değil, bizzat teyit edilmek için verilmiştir.

Allah ﷻ, kelamını sadece alıntılamayı değil, ona göre yaşamayı da bizlere kolaylaştırsın.