Reflections
Bir Günün Sessiz Mimarisi: Zikirler Neden Günlük Rutininizde Yer Almalı?
Zikirler, yoğun bir günde yer kapmak için yarışan fazladan bir ibadet değildir; onlar günün halihazırda sahip olduğu dikiş yerlerine —uyanırken, her namazdan sonra, uyumadan önce— yerleştirilmiş anmalardır. Bu düzeni sessizce korumanın sıradan bir hayata kattıkları üzerine bir tefekkür.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
Günü şekillendiren şeylerin çoğu, arkasında bilinçli bir karar olmadan gerçekleşir. Hiç kimse her sabah çay suyunun kaynamasını beklerken omuzlarını nasıl durduracağına veya arabayı park edip masasına geçene kadar geçen o doksan saniyede ne düşüneceğine karar vermez. Bu dakikalar, halihazırda oraya yerleşmiş olan alışkanlık neyse onunla dolar: telefonda gezinmek, günün ilk tartışmasının provasını yapmak ya da koca bir hiçlik. Zikirler, günün belirli noktalarında bu dakikaların birkaçını geri ister ve içlerinin tam olarak neyle doldurulması gerektiğini söyler.
Zikirler sadece bir mükafatlar listesi olarak sunulduğunda, bu uygulamanın gözden kaçması en kolay kısmı işte budur. Zikirler, beş vakit namazın yanında yer kapmak için yarışan fazladan bir ibadet değildir. Onlar, sıradan bir günün dikiş yerlerine —uyanırken, her namazdan sonra ve uyumadan önce— yerleştirilmiş planlı anmalardır; çünkü bir alışkanlığın gerçekten kök salabileceği anlar tam da bu anlardır.
Kur’an, zikri belirli bir duruma hapsetmeden emreder:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.
“Çokça” kelimesi, kural koymak için alışılmadık bir ifadedir; insanın üzerini çizip bitirdiğini söyleyebileceği bir asgari sınır belirlemez. Hemen ardındaki ayet ise daha belirgin bir şey yapar: Vakitleri isimlendirerek O’nun sabah ve akşam tesbih edilmesini emreder. Bu tek ekleme, ucu açık bir emri, hükmettiği günün içine yazılmış iki sabit noktası olan bir emre dönüştürür. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi uygulaması da aynı şekli almıştır: Uyanma, akşam, her namazdan sonraki o dinginleşme anı ve uyku etrafında toplanan zikirler… İçinizden gelmesini beklemeyen kelimeler; çünkü onlar zaten kendiliğinden gelen bir vaktin içine yerleşmişlerdir.
Birine, kendisini derinden etkileyen son olayda —bir cenaze, zor bir hastalık teşhisi, Ramazan’ın son on gecesi— ne yapmaya karar verdiğini sorun; genellikle iddialı bir şey tarif edecektir: Bir hatim, tamamen ibadetle geçen bir gece, hayatında tam bir dönüşüm. Bir yıl sonra bunun ne durumda olduğunu sorun, dürüst cevap genellikle çok daha azıdır. Yoğunluğu bir kereliğine ortaya çıkarmak kolaydır. Zor olan onu sürdürmektir.
Hz. Âişe, Allah’a en sevimli gelen amellerin hangileri olduğu sorulduğunda Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu aktarır:
أَنّ رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاعْلَمُوا أنه لَنْ يُدْخِلَ أَحَدَكُمْ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ، وَأَنَّ أَحَبَّ الْأَعْمَالِ أَدْوَمُهَا إلى الله وَإِنْ قَلَّ Resûlullah şöyle buyurdu: Doğru olanı hedefleyin ve ona yaklaşmaya çalışın. Şunu bilin ki, hiçbiriniz sadece kendi ameliyle cennete giremez. Allah’a en sevimli gelen ameller, az da olsa devamlı olanlardır.
— Sahih-i Buhari, basılı nüsha sayfa 5/2373, tahkiki
Zikirlerin şekli tam olarak budur. Sabah namazından sonra tekrar edilen birkaç cümle, herhangi bir sabahta, bir kez yapılan gece ibadetinden (teheccüdden) daha küçük bir ameldir. Ancak bir kez yapılıp bir daha tekrar edilmeyen bir gece ibadeti yarından hiçbir şey istemezken, her gün aynı saatte geri dönülen bir alışkanlık birikebilen türden bir ameldir; ve hadisin sevimli olarak nitelendirdiği şey yoğunluk değil, bu birikimdir. Burada tarif edilen ölçü, tek bir eylemin büyüklüğü değildir. Aynı elin ona dönmeye devam edip etmediğidir.
Bu durum, “zikirlere devam etmenin” aslında ne anlama geldiğini yeniden çerçeveler. Bu, herhangi bir sabahta daha fazla irade gücüyle çözülecek bir disiplin sorunu değildir. Daha çok katlanarak büyüyen bir şeye benzer: Küçük, göze çarpmayan, her gün aynı saatte tekrar edilen ve nihayetinde kişiyi değiştiren şeyin tek bir okumanın içeriğinden ziyade tekrarın kendisi olduğu bir süreçtir.
Çoğu insan, günün içinde huzur bulabilmek için önce günün sakinleşmesini bekler; e-posta kutusunun boşalmasını, evin sessizleşmesini, haberlerin yavaşlamasını… Zikir ise tam tersi bir sıralama sunar: Sükûnetin günün en sonunda beklenmek yerine, en başta gelerek günün içine yerleştirilmesini.
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Bilin ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
Ayet, zikrin, kişi başlamadan önce onu huzursuz eden her ne varsa ortadan kaldıracağını vaat etmez. Kalbin zikretmekle (zikrin içinde) huzur bulduğunu söyler ki bu farklı ve daha mütevazı bir iddiadır; sükûnet eylemin tam içindedir, zorluğun sonunda bekleyen bir ödül değil, başladığı an ulaşılabilecek bir durumdur. Sabit vakitlerin, o vakit geldiğinde kişinin içinde bulunduğu ruh halinden daha önemli olmasının tam nedeni budur. Birinin iki dakikalık bir zikir için sessizce oturmayı en az istediği sabah, genellikle o zikri okumaya en çok ihtiyaç duyduğu sabahtır; çünkü sükûnet hiçbir zaman ona hazır hissetmeye bağlı olmamıştır.
Tüm bunları, akla gelen herhangi bir kelimeyle, uygun olan herhangi bir saatte “Allah’ı daha çok zikretmeye” yönelik bir teşvik olarak okumak kolay olurdu. Ancak bu, bize asıl aktarılanı hafife almak olur; zira aktarılan şey genel bir teşvik değil, belirli saatlere tahsis edilmiş belirli formüllerdir. Hz. Osman bin Affân bunlardan birini şöyle aktarır:
سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ يَقُولُ: مَا مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ فِي صَبَاحِ كُلِّ يَوْمٍ، وَمَسَاءِ كُلِّ لَيْلَةٍ: بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ، ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، فَيَضُرَّهُ شَيْءٌ Resûlullah’ı şöyle derken işittim: Hangi kul her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa, “İsmiyle yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” derse, ona hiçbir şey zarar veremez.
— Sünen-i İbn Mâce, basılı nüsha sayfa 5/35, tahkiki, bu baskının editörleri tarafından isnadı hasen olarak derecelendirilmiştir.
Bir kez ezberlenen ve ömür boyu her gün aynı iki vakitte söylenen üç cümle… Bu, ihtiyaç duyulduğunda başvurulan belirsiz bir iyi hissetme halinden çok daha farklı bir şeydir. Daha çok her sabah aynı cepte taşınan bir anahtara benzer: Unutulduğu o tek gün hiçbir işe yaramaz ve bu kadar güvenilir olmasının tek sebebi, asla başka bir yerde olmamasıdır.
Bütün bunlar dramatik bir hayat talep etmez. Aynı birkaç cümlenin, aynı birkaç anda, muhafaza etmenin kendisi asıl mesele haline gelene kadar yeterince uzun süre muhafaza edilmesini ister. Bu, Allah’a yakınlık veya her türlü kötülükten korunmanın tek başına kulağa gelişinden çok daha küçük bir sözdür; ve çok daha ulaşılabilirdir. Belki de tam olarak bu yüzden ara sıra gelen bir ilhama bırakılmak yerine bir alışkanlık olarak meşru kılınmıştır.
Zikir kütüphanemiz, sabah, akşam, namaz sonrası ve uyku öncesi zikirlerini Arapçası, okunuşu ve çevirisiyle birlikte tek bir yerde toplar; böylece belirli kelimeleri bulmak, belirli vakitleri hatırlamak kadar kolaydır.
Eğer yukarıda herhangi bir çeviride veya basılı sayfa numarasında hata yaptıysak, bize bildirin ve bunu açıkça düzeltelim; buradaki her alıntı, alındığı sayfayı açar, böylece bize karşı kontrol edilebilir.
Allah, O’nu zikretmemizi ara sıra olan bir şey değil, devamlı kılsın ve bunun, günümüzün geri kalanını ayakta tutan sessiz bir mimari olmasını nasip etsin.