Articles
Zilhicce'nin On Günü: Deliller Aslında Ne Söylüyor?
"Yılın en faziletli on günü" sözü o kadar sık tekrarlanır ki artık bir halk efsanesi gibi tınlamaya başlar. Oysa bu iddia, Kur'an'daki bir yemine ve tek bir nebevi rivayete dayanır. Bu yazıda, müfessirlerin üzerine yemin edilen on gecenin hangileri olduğu konusunda ihtilafa düştükleri noktalar da dâhil olmak üzere, bu delilleri cümle cümle inceliyoruz.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 6 dakikalık okuma
Her yıl Zilhicce ayı yaklaşırken aynı söz dilden dile dolaşır: Bunlar yılın en faziletli on günüdür. Ancak bir iddiayı sürekli tekrarlamak onu ispatlamaz. Bu yazı, bu günlerde neler yapılması gerektiğine dair bir liste sunmuyor. Aksine, bu günlerin kıymetini asıl belirleyen şeyleri; Kur’an’daki bir yemini ve tek bir nebevi rivayeti, müfessirlerin tek bir kesin cevap sunmak yerine birbirleriyle ihtilafa düştükleri yerler de dâhil olmak üzere, cümle cümle ele alıyor.
Fecr Suresi peş peşe yeminlerle başlar: fecre, on geceye, çifte ve teke, geçip gitmekte olan geceye:
وَٱلْفَجْرِ وَلَيَالٍ عَشْرٍ Fecre ve on geceye andolsun.
İkinci yeminin gramer yapısını inceleyen Kurtubî, “on gece” ifadesinin belirli (marife) değil, belirsiz (nekre) bırakıldığına dikkat çeker ve bu belirsizliğin aslında önemli bir işlevi olduğunu savunur:
وَإِنَّمَا نُكِّرَتْ وَلَمْ تُعَرَّفْ لِفَضِيلَتِهَا عَلَى غَيْرِهَا، فَلَوْ عُرِّفَتْ لَمْ تُسْتَقْبَلْ بِمَعْنَى الْفَضِيلَةِ الَّذِي فِي التَّنْكِيرِ، فَنُكِّرَتْ مِنْ بَيْنِ مَا أَقْسَمَ بِهِ، لِلْفَضِيلَةِ الَّتِي لَيْسَتْ لِغَيْرِهَا Diğerlerine olan üstünlüğünden dolayı belirli yapılmayıp belirsiz bırakılmıştır. Zira belirli yapılsaydı, belirsizliğin taşıdığı o üstünlük ve yücelik anlamını barındırmayacaktı. Dolayısıyla, üzerine yemin edilen şeyler arasında sadece bu, başka hiçbir şeyde bulunmayan bir faziletten ötürü belirsiz bırakılmıştır.
— Tefsîru’l-Kurtubî, adlı eserin 20/39. matbu sayfası.
Bu, faziletlerin tek tek sayıldığı bir liste değil, gramer üzerinden yapılan bir tespittir. Okuyucuya, yeminin özel bir şeye işaret ettiğini söyler; ancak bunun ne olduğunu veya derecesini belirtmez. Bu “ne” sorusu ayrı bir konudur ve kaynaklar bu soruya tek bir sesle cevap vermez.
Aynı ayeti tefsir eden İbn Kesîr, çoğunluğun görüşünü açıkça ifade eder ve bu görüşü savunanların isimlerini zikreder:
وَالليالي العشر المراد بها عشر ذي الحجة كما قاله ابن عباس وابن الزبير ومجاهد وغير واحد من السلف والخلف On gece ile kastedilen, İbn Abbâs, İbnü’z-Zübeyr, Mücâhid ile selef ve halef âlimlerinden birçoğunun ifade ettiği üzere Zilhicce’nin on günüdür.
— Tefsîru İbn Kesîr, baskısı 7/554. matbu sayfası.
Bu yazının ilerleyen kısımlarında öne sürülen her iddianın temelinde yatan görüş budur. Ancak kayıtlara geçen tek görüş bu değildir ve İbn Kesîr de aksini iddia etmez. Hemen arka sayfada, aralarında bir hükme varmadan önce iki farklı görüşü daha ortaya koyar. Bunlardan ilki, Muharrem ayının ilk on günüdür. Bu, Taberî’nin ilk sahibini zikretmeden aktardığı, Begavî’nin ise başka bir yerde Yemân b. Ribâb adlı bir âlime dayandırdığı bir görüştür. Diğeri ise farklı bir senetle bizzat İbn Abbâs’a dayanır:
وَقد روى أبو كدينة، عن قابوس بن أبي ظبيان، عن أبيه، عن ابن عباس: ﴿وَلَيَالٍ عَشْرٍ﴾ قال: هو العشر الأول من رمضان، والصحيح القول الأول Ebû Kudeyne, Kâbûs b. Ebû Zabyân’dan, o babasından, o da İbn Abbâs’tan “on gece” hakkında şöyle rivayet etmiştir: O, bunun Ramazan’ın ilk on günü olduğunu söylemiştir. Ancak doğru olan ilk görüştür.
— Tefsîru İbn Kesîr, baskısı 7/555. matbu sayfası.
İbn Kesîr’in eserini yayına hazırlayan editörler, onun bu rivayeti neden bir kenara bıraktığını not düşerler: Kâbûs b. Ebû Zabyân leyyînü’l-hadîstir, yani rivayetleri zayıf kabul edilen bir ravidir. Bu ihtilafın ikinci ve bağımsız bir kolu, aynı meselede farklı bir eşleştirmeyi kaydeden Kurtubî üzerinden ilerler. Kurtubî bu kez Ramazan’ın ilk değil, son on gecesini işaret eder ve buna ikinci bir isim daha ekler:
وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَيْضًا: هِيَ الْعَشْرُ الْأَوَاخِرُ مِنْ رَمَضَانَ، وَقَالَهُ الضَّحَّاكُ Yine İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre: Bunlar Ramazan’ın son on gecesidir. Dahhâk da aynı görüşü dile getirmiştir.
— Tefsîru’l-Kurtubî, adlı eserin 20/39. matbu sayfası.
Dolayısıyla asıl tablo, “herkes bunların Zilhicce’nin on günü olduğunda hemfikirdir” şeklinde değildir. Asıl tablo şudur: Ramazan yorumunu destekleyen birkaç isme karşılık, Zilhicce yorumunun arkasında —bizzat İbn Abbâs’tan gelen ikinci ve daha güçlü bir rivayet de dâhil olmak üzere— daha uzun bir isim listesi vardır. Her iki görüşü de kaydeden müfessirler, hangisini doğru bulduklarını ve bunu hangi temele dayandırdıklarını açıkça belirtirler. İbn Kesîr, tercihini belirttikten hemen sonra bunun nedenini açıklar: Sahîh-i Buhârî’de yer alan ve “bu günler” hakkında olan, bizzat yeminin tefsiri olarak okuduğu bir hadis:
وقد ثبت في صحيح البخاري، عن ابن عباس مرفوعًا: "ما من أيام العمل الصالح أحبّ إلى الله فيهن من هذه الأيام"؛ يعني: عشر ذي الحجة Sahîh-i Buhârî’de İbn Abbâs’tan merfû olarak (Hz. Peygamber’e dayandırılarak) şu hadis sabit olmuştur: “İçinde bulunduğumuz şu günlerde yapılan salih amelden Allah’a daha sevimli gelen hiçbir amel yoktur.” Yani: Zilhicce’nin on günü.
— Tefsîru İbn Kesîr, baskısı 7/555. matbu sayfası.
Bu hadis, kendi bağlamında incelenmeyi hak etmektedir; zira “yılın en faziletli günleri” inancının arkasındaki asıl yükü neredeyse tek başına çeken rivayet budur.
Hadis birden fazla lafızla günümüze ulaşmıştır. Sahîh-i Buhârî’nin kendi metni, genellikle alıntılanan versiyondan daha kısadır ve şöyledir:
مَا الْعَمَلُ فِي أَيَّامِ الْعَشْرِ أَفْضَلَ مِنَ الْعَمَلِ فِي هَذِهِ. قَالُوا: وَلَا الْجِهَادُ؟ قَالَ: وَلَا الْجِهَادُ، إِلَّا رَجُلٌ خَرَجَ يُخَاطِرُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فَلَمْ يَرْجِعْ بِشَيْءٍ Başka hiçbir günde yapılan amel, bu günlerde yapılandan daha faziletli değildir. Dediler ki: Cihat da mı? Şöyle buyurdu: Cihat da. Ancak canını ve malını tehlikeye atarak yola çıkan ve bunlardan hiçbir şeyle geri dönmeyen adam müstesna.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı 2/20. matbu sayfası, 969 numaralı hadis, İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir.
Bu hadisin hemen hemen her çevirisinin temelini oluşturan daha kapsamlı lafzı ise Sünen-i Tirmizî’de yer alır:
مَا من أيَّامٍ العَمَلُ الصَّالحُ فِيهِنَّ أحَبُّ إلى اللهِ من هذِهِ الأيَّامِ العَشْرِ. فقالُوا: يَا رسُولَ اللهِ، وَلا الجِهَادُ في سَبيلِ اللهِ؟ فقال رَسولُ اللهِ: وَلا الجهَادُ في سَبيلِ الله، إلَّا رَجُلٌ خَرجَ بِنَفْسهِ وَمَالهِ، فلم يَرْجِعْ من ذلكَ بِشَيْءٍ Kendisinde salih amel işlenen günler içinde Allah’a bu on günden daha sevimli gelen hiçbir gün yoktur. Dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü, Allah yolunda cihat da mı?” Allah’ın Resulü şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihat da. Ancak canıyla ve malıyla yola çıkıp bunlardan hiçbir şeyle geri dönmeyen adam müstesna.”
— Sünen-i Tirmizî, baskısı 2/284. matbu sayfası, 767 numaralı hadis, İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir. Tirmizî’nin bizzat kendisi rivayetin hemen altında hadisi hasen garîb sahîh olarak derecelendirir. Baskının dipnotunda ise bu hadisin Buhârî (969), Ebû Dâvûd (2438), İbn Mâce (1727), Ahmed’in Müsned‘i (1968) ve İbn Hibbân’ın Sahîh’inde (324) de nakledildiği eklenerek, kendi notunda rivayet sahih olarak değerlendirilir.
İstisna kısmını dikkatle okuyun, zira bunu aslında söylemediği bir şeye yorup yumuşatmak çok kolaydır. Sahabeler, cihadın bariz bir şekilde istisna olacağını varsayarlar; nitekim Allah yolunda silahlı mücadele, başka yerlerde sıradan amellerle kıyaslanamayacak bir eylem olarak tasvir edilir. Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) cevabı, bu varsayımın neredeyse doğru olduğunu onaylar, ancak ardından bunu tek bir duruma indirger: Bu mücadelede hem canını hem de malını tehlikeye atarak yola çıkan ve ikisiyle de geri dönmeyen —yani ya hiç dönmeyen ya da götürdüğü her şeyi kaybetmiş olarak dönen— bir adam. Hadis, “cihat bu on günden daha aşağıdır” demez. Cihadın belirli bir sonucunun, bu on gün içinde yapılan sıradan bir salih amelin geçemeyeceği tek şey olduğunu söyler. Cihadın diğer tüm durumlarını ise tam da sahabelerin beklediği yerde bırakır: Bu zaman diliminde yapılan herhangi bir iyilikle en azından eşitlenmiş ve hadisin kendi lafzına göre, geride bırakılmamış bir konumda.
Rivayetin ne söylemediğini de belirtmekte fayda var. Bu on gün içinde bir ameli diğerinden üstün tutmaz, bu günlerde yapılan herhangi bir amelin kesinlikle kabul edileceğini vadetmez ve bu günleri ismen başka bir zaman dilimiyle kıyaslamaz. İbn Kesîr ve Kurtubî’nin kaydettiği Ramazan kıyası, bu hadise değil, yeminin neyi kastettiğini belirleme çabasına aittir. Kendi lafzıyla ortaya koyduğu şey, halk arasındaki efsanevi versiyondan daha dar kapsamlı ve daha sağlamdır: On gün boyunca sıradan bir iyilik, rivayete göre, çok spesifik bir fedakârlık türü dışında hiçbir şeyin aşmayı başaramayacağı bir mertebeye yerleştirilir.
Bu zaman dilimi içindeki belirli günlere denk gelen isimlendirilmiş ibadetler vardır —dokuzuncu gün Arafat’ta vakfe, onuncu gün kurban kesimi— ve bunlar, o yıl oraya seyahat eden nispeten az sayıdaki insana aittir. Yukarıdaki her iki metinde de sadece onlara hitap eden hiçbir şey yoktur. Yemin, seyahat programına değil gecelere edilmiştir; hadis ise yolcuyu değil ameli tartar. Bir okuyucu Zilhicce’nin sıradan bir salı gününde ne yapıyorsa yapsın —yapıldığı yer değil, amelin bizzat kendisi— rivayetin bu alışılmadık derecede yüksek mertebeye yerleştirdiği şey tam olarak budur.
Eğer yukarıdaki herhangi bir ifade, bir kaynağın aslında söylediği şeyi abartıyorsa —lafzının ötesine esnetilmiş bir çeviri, sahte bir fikir birliğine indirgenmiş bir ihtilaf, iddia ettiğimizden daha azını söyleyen bir sayfa— bize bildirin. Buradaki her alıntının, alındığı matbu sayfaya açılmasının tam olarak nedeni budur.
Allah ﷻ bizleri, bize bahşedilen hangi on gün olursa olsun, sıradan amelleri Kendisine sevimli gelen kimselerden eylesin.