Articles
Duası Kabul Olanlar: Kalplerinin Ortak Noktası
Dini metinlerde dualarının kabul edildiği bildirilen kısa bir insan listesi yer alır: Mazlum, yolcu, anne-baba, oruçlu ve diğerleri. Birlikte okunduğunda, bu liste bir üstünlük sıralamasını değil, tek bir kalbin durumunu tasvir eder.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 6 dakikalık okuma
Ellerini semaya açan her kul, bir noktada sözlerinin gerçekten bir yere ulaşıp ulaşmadığını merak etmiştir. Dini metinler bu soruyu tamamen cevapsız bırakmaz. Kur’an ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç yerde, duasının hedefine ulaştığı bildirilen belirli kişileri saymıştır: Zorda kalan, haksızlığa uğrayan, yolcu, anne-baba, oruçlu, adil yönetici ve diğer birkaçı. Bir liste olarak okunduğunda, sanki bazı insanlar Allah’ın ﷻ huzurunda diğerlerinden daha üstünmüş gibi bir sıralama izlenimi verebilir. Ancak hepsi birlikte okunduğunda başka bir şeyi, farklı yollardan ulaşılan ama hep aynı kalan bir kalp halini tasvir ederler.
En geniş kategoriyle başlayalım, çünkü bu durum özel bir şart gerektirmez; yalnızca mutlak bir muhtaçlık halidir. Allah ﷻ şöyle buyurur:
أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ ۗ أَءِلَـٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
“Yoksa darda kalana, kendisine yalvardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri yapan mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüyorsunuz!”
Burada kullanılan ‘el-muzdarr’ kelimesi, hiçbir seçeneği kalmamış birini tanımlar; sadece üzgün veya sıkıntıda olan birini değil, çalacak kapısı kalmamış birini ifade eder. Bu durum insanı farklı bir hale sokar: Yardım alabileceği tüm sıradan yollar tükenmiş veya açıkça erişilemez hale gelmiştir ve geriye kalan tek şey doğrudan, aracısız bir yakarıştır. Bu yakarışta gösterişe yer yoktur, etkilenmesi gereken bir seyirci yoktur, Allah’tan ﷻ başka dayanacak hiçbir şey kalmamıştır. Ayet bu durumu belirli bir gruba (mümin veya kafir, salih veya günahkar) bağlamaz; çünkü burada anlatılan kişinin özgeçmişi değil, bizzat bu çaresizlik halinin kendisidir.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Muaz b. Cebel’i Yemen’e oradaki halka nasıl eğitim vereceğine dair bir dizi talimatla gönderdi ve bu talimatları, o günden bu yana kurulan tüm imparatorluklardan daha uzun ömürlü olan şu uyarıyla bitirdi:
“…Mazlumun bedduasından sakın, çünkü onunla Allah arasında hiçbir perde yoktur.”
Bu hadis, adlı eserin 2/544 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır. Orijinal bağlamında okunduğunda, bu söz aslında haksızlığa uğrayan kişiyle ilgili değildir; bu, onlar üzerinde güç sahibi olan kişiye, bu durumda yenilmiş bir halkın arasına yeni gelmiş bir vergi memuruna yönelik bir uyarıdır. Bu duayı farklı kılan şey, duayı yapan kişinin erdemi değildir; haksızlığa uğramanın, durumu başka birinin düzeltebileceği yanılsamasını ortadan kaldırmasıdır. Haksızlığa uğrayan kişi zaten olağan yolları denemiştir veya elinde hiçbir imkan kalmamıştır. Geriye kalan tek şey, kendi davranışları ne kadar haklı veya haksız olursa olsun, hiçbir otoritenin kararını bozamayacağı tek Hakim’e doğrudan başvurmaktır.
Bir rivayet, birbirinden çok farklı iki kişiyi aynı güvence altında bir araya getirir. Ebu Hureyre’nin aktardığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç dua vardır ki bunların kabul olacağında şüphe yoktur: Mazlumun duası, yolcunun duası ve anne-babanın evladı için yaptığı dua.”
Bu rivayet, Tirmizi’nin hasen olarak derecelendirdiği adlı eserin 3/469 numaralı matbu sayfasında yer almaktadır. Yolcu, genellikle insan ile kendi acizliğinin farkındalığı arasına giren rutinleri ve rahatlıkları (evini, tanıdık yüzleri, yerleşik bir düzeni) geride bırakmıştır ve yolculuk, bu acizliği yeniden gözler önüne seren bir yapıya sahiptir. Anne-babanın durumu ise farklı işler: Burada samimiyeti doğuran şey zorluk değil, sevgidir. Bir anne-babanın çocuğu için yaptığı dua, insanın kendisi için yaptığı duaya sinsice sızabilen bencilliklerden hiçbirini taşımaz; bu dua, dinin insanın taşıyabileceği en derin bağlardan biri olarak kabul ettiği bir sevgiyle, tamamen başka biri adına istenir.
İkinci bir hadis, oruçlu kişiyi çok farklı konumdaki biriyle, bir yöneticiyle ilişkilendirir. Ebu Hureyre’nin aktardığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Üç kişinin duası geri çevrilmez: İftar edene kadar oruçlunun, adil yöneticinin ve haksızlığa uğrayan mazlumun duası. Allah bu duayı bulutların üzerine çıkarır ve ona gök kapılarını açar. Rab şöyle buyurur: İzzetime andolsun ki, bir süre sonra da olsa sana mutlaka yardım edeceğim.”
Bu hadis, bizzat Tirmizi tarafından hasen olarak derecelendirilen adlı eserin 5/548 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır. Oruçlu kişi, gününü çoğu insanın hayatı boyunca kaçınmaya çalıştığı bir halde (açlık, susuzluk ve nefsin arzularını bilinçli olarak reddederek) geçirmiştir. Sırf Allah ﷻ rızası için sürdürülen bu reddediş, mazlumda ve yolcuda görülen o kendini arındırma halinin bir başka biçimidir. Adil yönetici ise tam zıt bir nedenden ötürü bu listede yer alır: Zayıflıktan değil, gücün zirvesindeyken gösterdiği itidalden dolayı. Zorlayabilen, kayırabilen veya el koyabilen, ancak bunun yerine adaletle hükmeden bir yönetici, dünyevi otoritenin genellikle en kıskanç şekilde koruduğu şeyi, yani kendi çıkarını feda etmiştir. Her ikisi de değerli bir şeyden sıyrılmıştır; biri şartlar gereği, diğeri ise kendi tercihiyle.
Kaynakların öne çıkardığı bir kategori daha vardır ve bu, diğerlerinden tamamen farklı bir eksende işler: Hangi durumda olduğunuzla değil, kimin için dua ettiğinizle ilgilidir. Ebu’d-Derda’nın aktardığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururdu:
“Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşi için yaptığı dua kabul olunur. Başucunda görevli bir melek bulunur: Kardeşi için her iyilik istediğinde, görevli melek ‘Amin, aynısı senin için de olsun’ der.”
Bu rivayet, adlı eserin 8/86 numaralı matbu sayfasında yer almaktadır. Bu duayı farklı kılan şey, kendisi için dua edilen kişinin bundan asla haberdar olmayacak olması ve duayı yapan kişinin bundan görünür hiçbir kazanç (ne bir teşekkür, ne bir itibar, ne de duyulduğuna dair bir bilgi) elde etmemesidir. Genellikle duaya eşlik eden her türlü güdü, hatta duanın kabul edildiğini görme arzusu gibi sessiz bir güdü bile burada yoktur. İçinde, bir teşekkür sözüyle bile karşılık veremeyecek birine duyulan iyi niyetten başka hiçbir şey kalmamıştır.
Yukarıdaki her kategori, dua ettikleri anda zorluk, haksızlık, uzaklık, açlık, güç veya sevgiyle karşılaşan bir kişiyi tasvir eder. İbn Abbas ise aynı kabule giden farklı bir yolu, tüm bunlardan önce, önceden inşa edilmiş bir yolu anlatır. O, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte binek üzerindeyken onun şöyle buyurduğunu aktarmıştır:
“Allah’ı gözet ki O da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu karşında bulasın. Genişlik zamanında kendini O’na tanıt ki, darlık zamanında O da seni tanısın…”
Bu hadis, muhakkik tarafından sahih olarak derecelendirilen adlı eserin 5/19 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır. Haksızlığa uğrayan kişinin samimiyeti şartların zorlamasıyla ortaya çıkarken, bu kişinin samimiyeti sıradan günlerde edinilmiş bir alışkanlıktır; hiçbir sorun yokken yapılan dua, kimse kontrol etmiyorken sürdürülen itaattir. Bu durumda zorluk anında gelen şey, bir yabancının yalvarışı değil, Allah’ın ﷻ zaten duymakta olduğu tanıdık bir sestir.
Yan yana konulduklarında bunlar, çaresizlerin en altta, itaatkarların ise en üstte olduğu bir merdivenin yedi veya sekiz basamağı değildir. Bunlar, farklı anahtarlarla açılan aynı kilittir. Sıkıntı, insanı Allah’tan ﷻ başka tüm bahanelerden soyutlar. Haksızlığa uğramak, herhangi bir beşeri mahkemenin buna tam olarak cevap verebileceği yanılsamasını ortadan kaldırır. Yolculuk ve oruç, bedeni alıştığı rahatlıklardan bilinçli olarak uzaklaştırır. Bir anne-babanın sevgisi ve bir Müslümanın yanında olmayan kardeşi için yaptığı dua, bencilliği denklemden tamamen çıkarır. Adil bir yöneticinin itidali, gücü kötüye kullanmak yerine ondan feragat etmesini sağlar. Kriz gelmeden önce Allah ﷻ ile konuşan kişi ise, kriz geldiğinde kapatması gereken daha az mesafeye sahip olmuştur. Bunların hiçbiri bir cevabı zorla almanın formülü değildir; Allah ﷻ dilediğine, dilediği şekilde ve dilediği zamanda icabet eder. Ancak buradaki her örnek aynı yönü işaret eder: Öyle ya da böyle, O’ndan başka hiçbir şeye bel bağlamayı bırakmış bir kalbe.
Bu samimiyetin başlaması için zorlukları, bir yolculuğu veya size yapılan bir haksızlığı beklemesi gerekmez. Quran Gallery’deki Zikirler koleksiyonu, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat okuduğu sahih olarak bildirilen duaları (sabahlar, akşamlar ve aradaki her sıradan gün için) içerir; böylece Allah’ın ﷻ zorluk anında duyduğu sesiniz, O’nun zaten tanıdığı bir ses olur.