Articles
Duanın Sırrı: Allah'ın Huzuruna Sadece Muhtaçlığınızla Çıkın
Yabancı birinden gelebilecek "herhangi bir hayra" muhtaç, kaçak bir peygamber ve ellerini göğe açmış, toza toprağa bulanmış halde "Rabbim, Rabbim" diye yakaran bir yolcu... Allah'a sunacak muhtaçlıktan başka hiçbir şeyi kalmamanın gerçekte neye benzediğini gösteren iki tablo.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
Musa (aleyhisselam) Mısır’dan henüz kaçmıştı. İstemeden bir adamın ölümüne sebep olmuştu ve şimdi hükümdar bu yüzden onun idam edilmesini istiyordu. Hiçbir planı, parası ve onu koruyacak kimsesi olmadan yola çıkmış, Medyen’e hiçbir şeyi olmayan bir yabancı olarak varmıştı. Kasabanın dışındaki bir kuyunun başında, diğer çobanlar hayvanlarını sularken kendi sürülerini geride tutan iki kadın gördü; anlaşılan kalabalığı yarıp geçecek güçleri yoktu. Musa, onlardan bir talep gelmeden hayvanlarını suladı. Kur’an, sonrasında olanları tam olarak şöyle kaydeder:
فَسَقَىٰ لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّىٰٓ إِلَى ٱلظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّى لِمَآ أَنزَلْتَ إِلَىَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ “Bunun üzerine Musa, onların sürülerini suladı. Sonra gölgeye çekilip, ‘Rabbim! Bana indireceğin her hayra muhtacım’ dedi.”
Bu cümleyi, içinde nelerin söylenmediğine dikkat ederek bir kez daha okuyun. Musa bir miktar belirtmiyor. O an bunların hiçbirine sahip olmamasına rağmen güvenlik, yiyecek veya uyuyacak bir yer istemiyor. Sadece içinde bulunduğu durumun adını koyuyor — fakir, yani muhtaç — ve “herhangi bir hayrın” ne olacağını tamamen Allah’a bırakıyor. Bu, ne istediğini belirtemeyecek kadar gururlu bir adamın sözleri değildir. Bu, muhtaçlığı o kadar mutlak bir adamın sözleridir ki, neye ihtiyacı olduğunu tek tek saymak, durumunun vehametini hafifletmekten başka bir işe yaramayacaktır.
İşte Musa’nın bu duasını, duanın önceki adımlarının neye hazırlık yaptığını Kur’an’da en net gösteren tablo kılan şey budur. Allah’a hamdetmek, O’nun Elçisine (sallallahu aleyhi ve sellem) salavat getirmek, O’nun İsimleriyle yakarmak, günahları itiraf etmek… Hepsi gelip bu noktaya, dua edenin güçlü görünme çabasını bir kenara bırakıp gerçeği kabullendiği o ana dayanır: Benim hiçbir şeyim yok, Senin ise her şeyin var ve ben bunu Senden istiyorum.
Aynı itirafın bedensel bir karşılığı da vardır. Helal rızıkla ilgili bir hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), tam da bu durumda olan birinin tablosunu çizer; yolculuktan yorgun düşmüş, hiçbir gösterişe kapılmadan yakaran bir adam:
ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ. أَشْعَثَ أَغْبَرَ. يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ. يَا رَبِّ! يَا رَبِّ! “Sonra (Peygamber) uzun yolculuklar yapmış, saçı başı birbirine karışmış, toza toprağa bulanmış ve ellerini göğe açarak ‘Rabbim! Rabbim!’ diye yalvaran bir adamdan bahsetti.”
— Sahîh-i Müslim, 1015 numaralı hadis, Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir. baskısı, sayfa 2/703.
Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) neyi tasvir etmeyi seçtiğine dikkat edin. Adamın sözlerini değil; zira adam sadece “Rabbim, Rabbim” ifadesini iki kez tekrarlıyor. Detaylıca tasvir edilen şey, bu sözlerin etrafındaki her şeydir: saçının başının hali, üzerindeki toz toprak, geride bıraktığı yolun uzunluğu ve gidecek başka hiçbir yeri olmadığı için havaya kalkan elleri. Peygamber, iyi görünme çabasını bırakmış bir bedene işaret ediyordu; çünkü orada bulunmanın amacı hiçbir zaman iyi görünmek değildi.
Ancak Peygamber, adamın hikayesini burada bırakmadı. Onu ağır bir şartla tamamladı:
وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِّيَ بِالْحَرَامِ. فَأَنَّىٰ يُسْتَجَابُ لِذَٰلِكَ؟ “…oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş; böyle birinin duası nasıl kabul edilsin?”
— Sahîh-i Müslim, 1015 numaralı hadis, baskısı, sayfa 2/703.
Duruş doğruydu ama dua yine de karşılık bulmadı; çünkü istemenin çaresizliği hiçbir zaman duanın tek şartı olmamıştır. İsteyen kişinin neyle beslendiği ve nasıl yaşadığı da önemlidir. Havaya kalkan bir el, o eli neyin doldurduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Fakat bu ikinci kısım, ilk kısmı iptal etmez: Duruşun doğru olduğunu kabul eder ve bunun üzerine ayrı bir şart ekler. Duanın sırrını hayata geçirmek, yine de o yolcu gibi saçı başı dağınık ve aynı yakarışla Allah’ın huzuruna çıkmayı gerektirir. Sadece, haramlar üzerine kurulu bir hayata rağmen değil, helaller üzerine inşa edilmiş bir hayatla bu şekilde huzura çıkmak anlamına gelir.
Musa gibi veya o hadisteki yolcu gibi dua etmenin önündeki en büyük engel inançsızlık değildir. Bu engel, derli toplu görünme çabasıdır; fikrine önem verdiğimiz birinin karşısında, o kişi bizim tam olarak ne halde olduğumuzu zaten bilen Allah olsa bile, düzgün ve güçlü görünme içgüdüsüdür.
Kur’an bu içgüdüye doğrudan ve sadece çaresiz hissedenlere değil, herkese hitap ederek cevap verir:
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye layık olandır.”
Ayet, bazı insanların Allah’a muhtaç olduğunu söylemez. Bütün insanlığın muhtaç olduğunu söyler; faturaları ödenmiş ve buzdolabı dolu olan bir kişi, açık denizde bir enkaza tutunmuş kişiden daha az muhtaç değildir. Muhtaçlık, bazılarının içine düştüğü, bazılarının ise kaçındığı bir durum değildir; bu ayetin ifadeleriyle, hissedilsin ya da itiraf edilsin, her insanın zaten içinde bulunduğu bir haldir. Musa’nın duasını ve yolcunun kalkan ellerini sıradan, süslü bir istekten ayıran tek şey, onların aksini iddia etmekten vazgeçmiş olmalarıdır.
Duanın sırrını hayata geçirmek, daha iyi kelimeler bulmakla ilgili değildir. Kişiyi her şeyi kontrol altında tutuyormuş gibi gösteren kelimeleri bir kenara bırakmaktır. Uygulamada bu şu anlama gelebilir:
- İhtiyacı resmi bir dille süslemek yerine açıkça adlandırmak; Musa’nın “herhangi bir hayır” diyerek istediği gibi, daha belirsiz ve güvenli bir versiyonunu değil, tam olarak eksik olanı istemek.
- Bir isteği bir kez söyleyip geçmek yerine tekrarlamak; tıpkı yolcunun “Rabbim” yakarışını bir kez söyleyip açıklama yapmak yerine defalarca yinelemesi gibi.
- En derli toplu görünen halden ziyade, fiziksel veya ruhsal olarak gerçekten hissedilen duruma uygun bir halde dua etmek.
- Duanın neyin üzerinde durduğunu kontrol etmek; Peygamberin haram rızık hakkındaki uyarısı, istemedeki samimiyetin, kişinin hayatının geri kalanını nasıl yaşadığındaki dürüstlüğün yerini tutamayacağının bir hatırlatıcısıdır.
Bunların hiçbiri belagat gerektirmez ve hiçbirinin bir izleyiciye ihtiyacı yoktur. Musa, yabancı bir kasabada, henüz kimsenin kendisine teşekkür etmediği bir iyilik yaptıktan sonra, bir ağacın altında Allah ile yapayalnız konuştu. İşte duanın sırrı burada, özel bir anda değil; gösteriş sona erdiğinde kişinin elinde kalan o hiçliğin içinde hayata geçer.
Buradaki her ayeti ve her hadisi kaynaklarda geçtiği şekliyle tam olarak aktarmaya çalıştık, ancak hatadan münezzeh değiliz; eğer yukarıda yanlış bir şey varsa, düzeltilmeden bırakılmasındansa düzeltilmeyi tercih ederiz.
Ey Allah’ım ﷻ, bizleri Senin huzuruna saklayacak ve gizleyecek hiçbir şeyi olmadan çıkanlardan; Musa’nın Senden istediği gibi ve o yolcunun Senden istediği gibi, Sen icabet edene dek Senden isteyenlerden eyle.