Articles
İmanın Tadı: İbadeti Bir Yük Olmaktan Çıkarıp Canlı Kılan Nedir?
İki insan aynı namazı kılıp bambaşka dünyalara adım atabilir; biri hafiflemiş, diğeri ise sadece bir görevi aradan çıkarmış olarak. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu farkı isimlendirmiştir ve bu ismi veren hadis, "tat" kelimesinin ilk anda akla getirdiğinden çok daha kesin ve çok daha talepkârdır.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
İki insan aynı namaz için aynı safta durur. Aynı kelimeler, aynı hareketler, saatte geçen aynı süre. Biri namazı bitirdiğinde içinde bir şeylerin değiştiğini hisseder. Diğeri ise bitirir ve sadece bir görevi aradan çıkarmış olur. Dış görünüşteki hiçbir şey bu farkı açıklayamaz; tam da bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumu şekilsel terimlerle tarif etmemiştir. O, bu duruma şekilsel doğrulukla hiç ilgisi olmayan bir isim vermiştir: İmanın tadı.
Bu, bir vaaz için ödünç alınmış şairane bir süsleme değildir. Belirli, test edilebilir bir içeriğe sahip bir hadistir ve çoğu insanın beklediğinden çok daha keskin bir sınır çizer.
ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لَا يُحِبُّهُ إِلَّا لِلهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ Üç özellik vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını alır: Allah ve Resulü’nün ona var olan her şeyden daha sevimli olması; bir kimseyi yalnızca Allah rızası için sevmesi ve Allah onu küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan tiksindiği gibi tiksinmesi.
— Sahih-i Buhârî adlı eserin baskısı, 1/12. sayfası. Enes b. Mâlik’ten rivayet edilmiştir ve el-Buhârî bu hadisi tam olarak “İmanın Tadı” başlığını taşıyan bölümde zikretmiştir.
Bu üç şartı tekrar okuyun ve ne olmadıklarına dikkat edin. Hiçbiri bir ibadet eylemi değildir. “Günde beş vakit namaz kılmak”, “Ramazan orucunu tutmak” veya “sadaka vermek” değillerdir. Bir kişi bu sayılanların hepsini yerine getirebilir ama yine de hadisin asıl koyduğu testten geçemeyebilir; çünkü bu test, kişinin bedeninin o gün ne yaptığıyla değil, sevgisinin ve nefretinin nereye demir attığıyla ilgilidir. Dışa yansıyan ameller birer araçtır. Bu üç şart ise varılacak hedeftir; ve siz o aracı yıllarca sürseniz de hedefe hiç ulaşamayabilirsiniz.
Sadece ilk şartı ele alalım: Allah ve Resulü’nün her şeyden daha sevimli olması. Bu, teolojiyle ilgili bir iddia değildir; hiçbir zorlama olmadığında kişinin dikkatinin doğal olarak ne yöne kaydığıyla ilgili bir iddiadır. İki kişi aynı rekatta aynı ayeti okuyabilir. Biri o anın içindedir ve kelimeler onun ruhunda bir şeyleri harekete geçirir. Diğeri ise kendi zihninin içindedir; bir tartışmayı kafasında kurar, bir e-posta taslağı hazırlar, imamın rükûya gitmesini bekler ve ayet hiçbir yere tutunmadan içinden geçip gider. İkisi de “namaz kılmıştır”. Ancak sadece biri gerçekten oradadır.
Bu uçurum, dış görünüşte daha fazla çaba sarf ederek kapanmaz. Daha uzun süre kıyamda durmak, daha düzgün bir tecvidle okumak, her cemaate katılmak; bunların hepsi güzeldir, ancak hiçbiri tek başına bir kalbi ikinci halden birinci hale taşımaz. Kalbi harekete geçiren şey, eylemin arkasındaki daha sessiz, daha az ölçülebilir olan o çalışmadır: Kişinin gerçekte neyi sevdiği, gerçekte neden iğrendiği, gerçekte neyi kaybetmekten korktuğu. Bir insan on yıllar boyunca ibadetin dışa yansıyan her rüknünü yerine getirebilir ve yine de bunların hiçbiri uzuvların ötesine geçmeyebilir; çünkü eğitilen tek kısım her zaman sadece uzuvlar olmuştur.
Eğer imanın tadı tamamen çabanın bir ödülü olsaydı, Kur’an bunu bir ücret diliyle ifade ederdi. Ancak öyle yapmaz. Bunu, Allah’ın doğrudan kişinin kalbine yaptığı bir lütuf olarak tanımlar:
وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ ٱللَّهِ ۚ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِى كَثِيرٍ مِّنَ ٱلْأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ ٱلْإِيمَـٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِى قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ ٱلْكُفْرَ وَٱلْفُسُوقَ وَٱلْعِصْيَانَ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ Bilin ki Allah’ın elçisi aranızdadır. Eğer o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi; küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
Ayetin, Allah’ın imana ne yaptığına dair kullandığı fiil zeyyene kelimesidir; yani süslemek, bir şeyi çekici kılmak. Sadece izin vermek veya emretmek değil; kalpte onu öyle bir süslemektir ki, kişi ona sadece itaat etmekle kalmaz, aynı zamanda onu arzular. Bu durum tüm meseleyi yeniden şekillendirir. İbadetten hiçbir tat almayan bir kişi, illaki çaba konusunda başarısız oluyor demek değildir. Belki de yanlış şeyi istiyordur. Peşinden koşulması gereken şart daha fazla dayanıklılık değil, bu özel lütuftur. İşte tam da bu yüzden, bu talebin kendisi günlük rutinin bir parçası olmalıdır; sonradan akla gelen bir şey olarak değil, kendi başınıza üretemeyeceğiniz başka herhangi bir şeyi ister gibi doğrudan istenen bir şey olarak.
Bu kalıcı bir mülk değil, bir hal olduğu için zamanla yıpranır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu mekanizmayı, kıyafeti olan herkesin anlayabileceği en yalın benzetmeyle tarif etmiştir:
إِنَّ الإِيمَانَ لَيَخْلَقُ فِي جَوْفِ أَحَدِكُمْ كَمَا يَخْلَقُ الثَّوْبُ الخَلَقُ؛ فَسَلُوا اللهَ أَنْ يُجَدِّدَ الإِيمَانَ فِي قُلُوبِكُمْ Elbisenin yıprandığı gibi, iman da içinizde yıpranır. Öyleyse Allah’tan kalplerinizdeki imanı tazelemesini isteyin.
— el-Mu’cemü’l-Kebîr adlı eserin baskısı, 14/69. sayfası. Abdullah b. Amr’dan rivayet edilmiştir. El-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid adlı eserinde bu hadisi tasnif ederken senedinin hasen olduğunu kaydeder.
Bir yıl boyunca her gün giyilen bir gömleğin yenisinden farklı görünmesine kimse şaşırmaz. Hadis, insanın iç dünyası hakkında da aynı dürüstlüğü beklemektedir. Aşinalık hissi köreltir; binlerce kez duyulan aynı ayet, otopilotta kılınan aynı namaz… Sunulan çözüm ise utanç duymak veya kendini hırpalamak değildir. Bu, onu gerçekten tazeleyebilecek tek makama yöneltilen ve tesadüfe bırakılmak yerine bilinçli olarak tekrarlanan bir taleptir.
Eğer bu hal gerçekse, soyut bir kavram olarak kalmak yerine somut bir yerde kendini göstermelidir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu yerin adını koymuştur:
حُبِّبَ إِلَيَّ النِّسَاءُ وَالطِّيبُ، وَجُعِلَتْ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلَاةِ Bana kadınlar ve güzel koku sevdirildi; gözümün nuru ise namazda kılındı.
— Sünen-i Nesâî adlı eserin baskısı, 7/61. sayfası. Enes b. Mâlik’ten rivayet edilmiştir.
“Gözün nuru” (göz aydınlığı), Arapçada en derin, en köklü huzur ve hoşnutluk halini ifade eden bir deyimdir; sürekli saati kontrol eden huzursuz gözün tam zıddıdır. Namazın bu yer olarak isimlendirilmesi, spesifik ve test edilebilir bir iddiadır: Bu, tüm bu hadisin tarif ettiği tadın sadece alimlere veya olağanüstü manevi hallere özgü olmadığını söyler. Bu tat, bir Müslümanın en çok tekrar ettiği eylemde, günde beş vakit, namazı sadece eda etmekle kalmayıp gerçekten o anın içinde var olmaya gönüllü olan herkes için ulaşılabilir olmalıdır.
Bunların hiçbiri bir kez uygulayıp bitireceğiniz bir teknik değildir. Daha çok, sürekli yüzünüzü döndüğünüz bir istikamete benzer: Bunu doğrudan Allah’tan istemek, uzuvların zaten gördüğü ilgiyi kalbe de göstermek ve ibadetteki hissizliği dininiz hakkında kesin bir hüküm olarak değil, bir bilgi olarak değerlendirmek. Yukarıdaki ilk hadiste geçen üç şart, cumaya kadar tamamlanacak bir yapılacaklar listesi değildir; sevginin oraya yerleştiğinde aslında nerede durduğunu tarif ederler ve yerleşmek zaman alır.
Allah’ı isimleriyle anmaya yönelik istikrarlı ve telaşsız bir alışkanlık, bu yerleşmenin genellikle başladığı yerdir; çünkü bu, sadece belirli vakitlerde değil, her boş dakikada yapılabilecek tek ibadettir. Zikir koleksiyonumuz, sabah, akşam ve aradaki anlar için sahih zikirleri bir araya getirmektedir; bu hadisin tarif ettiği alışkanlığı, her seferinde içten bir tekrarla inşa etmeye başlamak için bir başlangıç noktasıdır.
Allah ﷻ, kendi kelamında tarif ettiği gibi imanı bize sevdirsin ve O’na kavuşmadan önce bu dünyada bize imanın tadını bahşetsin.