Articles
Ramazan: Dönüşünüzü Bekleyen Ay
Ramazan ayında oruç, gece namazı ve beş vakit namazın her biri kendi bağışlanma vaadini taşır; ancak Peygamber Efendimiz bu aydan bağışlanmadan çıkmanın tehlikesine karşı da uyarıda bulunmuştur. Yedi alıntı, her bir vaadin tam olarak nerede geçtiğini ve samimi bir tövbenin neleri gerektirdiğini ortaya koyuyor.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 7 dakikalık okuma
Ramazan adı, yazın en sıcak günlerinde taşları dokunulamayacak kadar ısıtan kavurucu sıcaklık anlamına gelen ramad kelimesinden gelir. İlk dönem sözlükbilimciler, bu ismin aya tam uyduğunu, çünkü o kavurucu sıcağın yeri yakıp kavurması gibi bu ayın da günahları yakıp yok ettiğini söylemişlerdir. Etimolojik kökeni tam olarak hangisine dayanırsa dayansın, bu kelime ayın asıl işlevini çok iyi anlatır: Bir kulu isyandan arındırıp tertemiz bir şekilde geri getirmek için birçok farklı açıdan inşa edilmiş otuz gün.
Bu oldukça iddialı bir sözdür ve nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu iddiayı desteksiz bırakmamıştır. Bu arınmayı sağlayacak belirli amelleri tek tek saymış ve bu ayı hakkını vermeden geçirmenin bedeli konusunda defalarca uyarıda bulunmuştur.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir keresinde kendisine sunulan bir duaya üç kez “âmin” demişti ve bunlardan ortada olanı şuydu:
Yanında adım anıldığı hâlde bana salavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün. Ramazan ayına erişip de bağışlanmadan bu ayı çıkaran kimsenin burnu sürtülsün. Anne babasından biri veya her ikisi yanında yaşlanıp da (onlara hizmet etmeyerek) cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün.
— Sünen-i Tirmizî, nüshası, basılı sayfa 5/513, 3545 numaralı hadis, hasen garîb derecesinde, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.
Üzerinde durulması gereken kısım ortadaki cümledir. Bütün bir Ramazan’ı —tüm yıl boyunca sunulan en geniş bağışlanma fırsatıyla dolu otuz günü— yaşayıp da diğer tarafa bağışlanmamış olarak çıkan biri, bizzat Peygamber Efendimizin ifadeleriyle, hüsranı hak etmiştir. Bunu duymak, ancak bu ayın gerçekten bu kadar cömert olması durumunda insana ağır gelir. Ve gerçekten de öyledir:
Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır. Kim de inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, basılı sayfa 3/45, 2014 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.
Bu, tek bir hadisin içinde yer alan iki ayrı vaattir: Ay boyunca oruç tutmak ve onun en kıymetli gecesini ibadetle geçirmek. Üçüncü bir vaat ise sadece en iyi gecesini değil, ayın her gecesini kapsar:
Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, basılı sayfa 3/44, 2009 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.
Dördüncü bir vaat ise çerçeveyi Ramazan’ın tamamen ötesine genişletir ve ardından Ramazan’ı bu üç birimin en büyüğü olarak tekrar içeriğe dâhil eder:
Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece; beş vakit namaz, bir Cuma diğer Cumaya kadar ve bir Ramazan diğer Ramazana kadar aralarında işlenen günahlara kefarettir.
— Sahîh-i Müslim, nüshası, basılı sayfa 1/209, 233 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.
Dört hadis, dört ayrı amel: Oruç tutmak, Kadir Gecesi’ni ihya etmek, tüm ay boyunca gece namazı kılmak ve büyük günahlardan kaçınarak bu ayı yaşamak. Ve her biri aynı şekilde son buluyor: Geçmiş günahların bağışlanması. Eğer bu ayda da bağışlanmayacaksak, ne zaman bağışlanacağız?
Günah, işlendiği sırada nadiren günah olarak hissedilir. Etkisi sonradan, bizimle eskiden yakın hissettiğimiz her şey arasına giren bir tür parazit gibi hissedilir: Yavanlaşan namazlar, bir yere ulaşmıyormuş gibi gelen dualar, eskiden ürperen ama artık tepkisiz kalan bir kalp. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hissizliğin altında yatan durumu tam olarak şöyle tarif etmiştir:
Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke oluşur. Eğer o günahtan vazgeçer, bağışlanma diler ve tövbe ederse kalbi cilalanıp temizlenir. Ancak günaha geri dönerse, bu leke kalbini tamamen kaplayana kadar büyür. İşte Allah’ın ﷻ bahsettiği pas budur.
— Sünen-i Tirmizî, nüshası, basılı sayfa 5/359, 3334 numaralı hadis, hasen sahih derecesinde, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.
Hadiste atıf yapılan ayet, “kalp katılığına” dair üstünkörü bir benzetme değil, tam olarak bu durumu ifade eder:
Hayır, hayır! Aksine, onların işleyip durdukları kötülükler kalplerini paslandırmıştır.
— Mutaffifîn Suresi, 83:14
Rân —pas, korozyon— sadece ağırlaşmış hisseden bir kalp için kullanılan bir metafor değildir. Tekrarlandıkça kalınlaşan ve altındaki yüzeye, bir zamanlar onu etkileyecek olan bir hatırlatma da dâhil olmak üzere, hiçbir şeyin ulaşmasına izin vermeyen bir tabakayı tanımlar. İşte bu yüzden istiğfar (bağışlanma dilemek), kötü bir günün ardından araya sıkıştırılan sıradan bir eylem olamaz. O bir bakımdır; bu hadise göre, biriken o pası gerçekten temizleyen tek şeydir.
Allah ﷻ bizden sadece suçluluk duymamızı istemez. O bizden tövbe etmemizi ister; yani yanlış bir şey yapmış olmanın verdiği belirsiz bir histen ziyade, belirli ve yapılandırılmış bir geri dönüş eylemi bekler:
Ey iman edenler! İçten ve samimi bir tövbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar.
— Tahrîm Suresi, 66:8
Bu ayetteki “samimi” (nasûh) kelimesi çok ciddi bir anlam taşır. Tövbe konusunu derinlemesine inceleyen âlimler, tövbeyi göstermelik olmaktan çıkarıp samimi kılan dört temel şart üzerinde birleşmişlerdir: Günahı derhal terk etmek, onu işlemiş olmaktan dolayı gerçek bir pişmanlık duymak, ona bir daha dönmemeye kesin bir şekilde karar vermek ve —eğer başka birine haksızlık yapılmışsa— özür dileyerek veya hakkını iade ederek o kişiyle helalleşmek. Bu dört şarttan herhangi birini atlarsanız, geriye kalan şey sadece pişmanlıktır; evet, bu gerçektir ama henüz tövbe değildir.
Özellikle Ramazan ayında insanların en çok es geçmeye meyilli olduğu şart dördüncü şarttır. Bayram gelir gelmez geri dönmeyi içten içe planlarken bir günahı otuz günlüğüne bırakmak kesin bir kararlılık değildir; bu, hâlâ hayatımızda tutmaya niyetli olduğumuz bir şeyle yapılan geçici bir ateşkestir. Allah ﷻ bizden sadece Ramazan’ı günah işlemeden atlatmamızı istemez. Bizden günahı tamamen terk etmemizi ister.
Bunu katlanılabilir kılan şey ise, bu dönüşün hiçbir zaman tek başımıza başlatacağımız bir süreç olmamasıdır:
Sonra tövbe etsinler diye Allah onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.
— Tevbe Suresi, 9:118
İlk adımı O atar. Bizim tövbemiz, O’nun bir kapı açması umuduyla yaptığımız bir girişim değil; O’nun zaten açmış olduğu bir kapıya verdiğimiz bir cevaptır.
Günah ne olursa olsun, kaç kez tekrarlanmış olursa olsun, bağışlanmanın sınırı günahın büyüklüğü değil, bizim bağışlanma dileyip dilemediğimizdir:
De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
— Zümer Suresi, 39:53
Bu, soyut anlamda merhamet hakkında söylenmiş genel bir ifade değildir. Allah ﷻ, bir ömür boyu işlenmiş günahlara tam olarak ne yapacağını şöyle açıklar:
Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden ümit var olduğun sürece, işlediğin günahlara aldırış etmeden seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünün bulutlarına kadar ulaşsa, sonra benden bağışlanma dilesen, seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Bana yeryüzü dolusu günahla gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olarak huzuruma çıksan, ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.
— Sünen-i Tirmizî, nüshası, basılı sayfa 5/509, 3540 numaralı hadis, hasen garîb derecesinde, Enes b. Mâlik’ten rivayet edilmiştir.
Ve O, bu talebi bizim yerine getirilmiş bir yükümlülüğü kabul ettiğimiz gibi sıradan bir şekilde karşılamaz. O, bunu bir insanın bulmaktan çoktan ümidini kestiği bir şeye yeniden kavuştuğunda yaşadığı sevinçle karşılar:
Allah’ın, kulunun tövbe etmesinden duyduğu hoşnutluk, herhangi birinizin ıssız bir çölde kaybettiği devesini uyandığında başucunda bulmasından duyduğu sevinçten çok daha fazladır.
— Sahîh-i Müslim, nüshası, basılı sayfa 4/2105, 2747 numaralı hadis, Enes b. Mâlik’ten rivayet edilmiştir.
Üstelik O, sadece bağışlamakla da kalmaz. Bizim sadece sicilin temizlenmesine razı olacağımız yerde, O o sicili yeniden yazar:
Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler müstesnadır. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
— Furkân Suresi, 25:70
Açıkça okunduğunda bu ayet, samimi bir tövbe edildiğinde sadece günahın kaydının silinmekle kalmayıp, günahın bizzat kendisinin bir iyiliğe dönüştüğünü söyler. Bu muazzam lütufta bize borçlu olunan hiçbir şey yoktur; bu tamamen O’nun bir ikramıdır.
Bir kez yapılıp orada bırakılan tek bir tövbe, bu ayın bizden beklediği şey değildir. Ramazan, âlimlerin inâbe olarak adlandırdığı şeyin provasını yaptırır; bu, bir hatadan sonra geri dönme eylemi değil, suçluluk anlarında olduğu kadar rahatlık zamanlarında da sürekli olarak Allah’a ﷻ yönelme alışkanlığıdır. Kur’an, İbrahim’i (aleyhisselam) tanımlamak için tam olarak bu kelimeyi kullanır:
Şüphesiz İbrahim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve Allah’a çokça yönelen (inâbe sahibi) bir kimseydi.
— Hûd Suresi, 11:75
Ve cennete en yakın duran insanları tarif ederken de onların belirleyici özelliği olarak aynı niteliği zikreder:
İşte size vaat edilen budur; daima Allah’a yönelen, O’nun sınırlarını koruyan, görmediği hâlde Rahmân’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalple gelen herkes için.
— Kâf Suresi, 50:32
Ramazan bittikten sonra tekrar işleyeceğimiz hiçbir günah, bu ayki tövbemizin boşa gittiğini düşünmek için bir neden değildir. Aksine bu, tövbe alışkanlığının aydan daha uzun sürmesi gerektiğinin asıl nedenidir. Geri dönmek kaç kez gerekirse gereksin dönmeye devam eden bir kul, tövbede başarısız olmuş sayılmaz; tekrarlanan bu dönüş, tövbenin sadece bir mevsimlik bir eylem olmaktan çıkıp bir ömre yayıldığında gerçekte nasıl göründüğünün ta kendisidir.
Ramazan, bunların hiçbirini zorla yaptırmak için kalıcı olmayacaktır. Gelir, Allah’ın ﷻ herhangi bir zaman dilimine lütfettiği en geniş bağışlanma fırsatıyla dolu otuz günü sunar ve biz bunu değerlendirsek de değerlendirmesek de çekip gider. Tövbeleri çokça kabul eden et-Tevvâb olan Allah, biz O’na dönmeden önce bize yönelsin, yapabildiğimiz tövbeleri kabul etsin ve bu ay bittikten çok sonra bile tövbe etmeye devam edebilmemiz için bize inâbe nasip etsin.