İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Ramazan Bir Aile Projesidir: Kur'an'ı Seven Bir Yuva İnşa Etmek

Yeni evli olarak geçirilen ilk Ramazan, küçük çocuklarla dolu bir ev veya iftar sonrası kurulan bir aile halkası... Ramazan her yuvadan farklı bir şey ister. İşte ayın merkezinde yemeğin değil Allah'ın olduğu bir evlilik, ebeveynlik ve aile ibadeti böyle görünür.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
6 dakikalık okuma

Evlendikten sonraki ilk Ramazanınız, öncekilere hiç benzemez. Yürümeye yeni başlamış bir çocukla geçirdiğiniz ilk Ramazan da baş başa geçirdiğiniz ilk Ramazana benzemez. Aile hayatının her aşaması bu ayı farklı taleplerle karşılar. İnsan bazen Ramazan’ı ev halkına rağmen yapılan bir şeymiş gibi düşünmeye meyledebilir; gürültü, bitmek bilmeyen pazarlıklar ve masadaki fazladan tabaklar olmadan, tek başınıza daha iyi yapabileceğiniz bir ibadetmiş gibi…

Oysa durum tam tersidir. Ramazan, ailenin araya girip böldüğü kişisel bir inziva değildir. O bir aile projesidir ve Kur’an bize bunun neden böyle olduğunu anlatan dili sunar.

Ramazan, bir evliliği derinleştirmeden önce onun üzerinde baskı kurabilir. Oruç sabrı azaltır. Uzun ve aç geçen öğleden sonraları, insanların en yakınındakine, yani genellikle eşine patlamasına neden olabilir. Bazı evlerde ise bu ay sessiz sedasız bir yemek yarışına dönüşür; gösterişli iftarlar, “en iyi” sofra, misafir ağırlama stresi… Oysa bu ayın asıl meselesi hiçbir zaman sofra olmamıştır.

Allah, oruçla ilgili ayetlerde doğrudan eşlere seslenir:

حِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ ۚ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ ۗ …

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.”

Bakara Suresi, 2:187

Elbise korur. Kusurları açığa çıkarmak yerine örter. Elbise bedeni sarar, süsler ve rahatlık verir; inceldiğinde veya yırtıldığında ise çözüm onu çöpe atmak değil, onarmaktır. Bu gözle okunduğunda ayet, evliliğin ne işe yaradığının bir tarifidir ve Ramazan bunu pratiğe dökme ayıdır: Birbirinizin kusurlarını ortaya dökmek yerine örtün, açlığın getirdiği sinirliliğe karşı sabırlı olun ve zorlu bir dönemi kaçılacak bir şey olarak değil, birlikte Allah’a yönelerek onarılacak bir fırsat olarak görün.

Pratikte bu, evliliğiniz için ismen dua etmek, kimin daha fazla ibadet ettiği konusunda yarışmak yerine birbirinizi fazladan ibadete teşvik etmek ve eşinize Allah ile baş başa kalabileceği, bölünmemiş gerçek bir zaman tanımak kadar basit olabilir. Özellikle de evde çocuklar varsa ve her ikiniz için de “yalnız kalma zamanı” artık nadir bulunan bir şey haline gelmişse…

Çocuklar olduğunda Ramazan bir kez daha şekil değiştirir ve bu ayı sadece ne kadar Kur’an okuyabildiğinizle veya kaç gece teravihe gidebildiğinizle ölçmek kolay bir yanılgıdır. Çocuk yetiştirmek başlı başına büyük bir ibadettir ve nifas halinde olup oruç tutamayan bir anne Ramazan’da geride kalmış sayılmaz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) tam da bu tür durumları yeniden çerçeveleyen şu sözü söylemiştir:

إِذَا مَرِضَ الْعَبْدُ أَوْ سَافَرَ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كَانَ يَعْمَلُ مُقِيمًا صَحِيحًا

“Kul hastalandığında veya yolculuğa çıktığında, mukim ve sağlıklıyken yaptığı ibadetlerin sevabı aynen yazılır.”

— Sahîh-i Buhârî, baskısı, cilt 4, sayfa 57, hadis 2996, Ebû Mûsâ’dan rivayet edilmiştir.

Geçerli bir mazeretle kesintiye uğrayan samimi bir niyet, yine de karşılığını bulur. Çocukların sizi mescitten alıkoyduğu gecelerde de bunu hatırlamakta fayda var. Oruç tutmayan bir akrabanızdan (örneğin âdet gören bir aile ferdinden) huzur içinde teravih kılabilesiniz diye çocuklara bir saatliğine bakmasını istemek, kendi başının çaresine bakamamak demek değildir; bu, ailenin tam da varoluş amacını yerine getirmesidir.

Bazı ebeveynler, uykuları bölünmesin diye büyük çocuklarının sabah namazını kaçırmasına göz yumar veya “okul çok yorucu” diyerek onları sessizce oruçtan muaf tutar. Bu içgüdü şefkatli görünse de, kısa vadeli bir rahatlığı uzun vadeli bir kayıpla takas eder: Çocuklar bir evin neye değer verdiğini, o evin neyi koruduğuna bakarak öğrenirler. Eğer Ramazan, ilk taviz verilen ve pazarlık konusu edilen şey olursa, akıllarında kalacak olan ders de bu olacaktır.

İlk neslin uyguladığı alternatif ise çocukları bu sürece erken, nazikçe ve gerçek bir neşeyle dahil etmekti. Rubayyi’ bint Muavviz, Sahabe’nin Aşure orucunu nasıl ele aldığını şöyle anlatır:

فَكُنَّا نَصُومُهُ بَعْدُ، وَنُصَوِّمُ صِبْيَانَنَا، وَنَجْعَلُ لَهُمُ اللُّعْبَةَ مِنَ الْعِهْنِ، فَإِذَا بَكَى أَحَدُهُمْ عَلَى الطَّعَامِ أَعْطَيْنَاهُ ذَاكَ حَتَّى يَكُونَ عِنْدَ الْإِفْطَارِ

“Daha sonra biz bu orucu tutardık, küçük çocuklarımıza da tuttururduk. Onlara yünden küçük bir oyuncak yapardık; içlerinden biri yemek için ağladığında, iftar vakti gelene kadar oyalansın diye bu oyuncağı verirdik.”

— Sahîh-i Buhârî, baskısı, cilt 3, sayfa 37, hadis 1960, Rubayyi’ bint Muavviz’den rivayet edilmiştir.

O çocukların hiçbirinin oruç tutma zorunluluğu yoktu. Yine de ebeveynleri, Ramazan’ın sadece kuralları değil, hissiyatı da erkenden kök salsın diye günün etrafında küçük ve neşeli bir yapı inşa ettiler. İşte kopyalanmaya değer model budur: Yılda bir veya iki oruçla başlayıp bunun üzerine inşa edin, çocuğun orucu tamamladığı günü sevdiği bir şeyle taçlandırın ve çocuk orucu tamamlayamadığında bunu hayal kırıklığıyla değil, nezaketle ve yeniden denemeye dair bir dersle karşılayın.

Çocuklar bir evin atmosferini, o evde kendilerine verilen nasihatlerden daha çok hatırlarlar. Kur’an’ın açıldığı, sofrada peygamber kıssalarının anlatıldığı, iftardan sonra ailenin bir araya gelip tefekkürlerini paylaştığı veya faydalı bir şeyler dinlediği bir ev… İşte bu atmosfer, söylenen sözler çoktan unutulup gitse bile, yetişkinliğe kadar çocuğun zihninde kalacak olan şeydir.

Ailece Kur’an okumak bu atmosferi inşa etmenin en basit yollarından biridir ve bunun için evde bir âlim olmasına gerek yoktur. Kur’an okuyucu üzerinden çevirisi ve sesiyle birlikte, yavaş yavaş da olsa beraberce bir sure okumak başlamak için yeterlidir. Beyhakî’nin derlemesindeki bir rivayet bu tabloyu çok canlı bir şekilde resmeder, ancak rivayetin durumu hakkında dürüst olmak gerekir: Eserin muhakkiki, senedinde kimliği belirsiz raviler bulunduğunu, dolayısıyla bunun sabit bir hadis değil, zayıf bir rivayet olduğunu belirtir:

البيتُ الذي يُقْرأ فيه القرأنُ يَترَاءى لأهل السماء كما تتراءى النجومُ لأهل الأرض

“İçinde Kur’an okunan ev, gök ehline, yıldızların yer ehline göründüğü gibi görünür.”

Şuabü’l-İmân, baskısı, cilt 3, sayfa 370, hadis 1829, Âişe’den rivayet edilmiştir — zayıf senet (muhakkik, kimliği belirsiz raviler içerdiğini not düşmüştür).

Zayıf olsun ya da olmasın, bu tasvir ispatladığı şey için değil, işaret ettiği şey için akılda tutulmaya değerdir: Bir evin gerçekten de bir atmosferi vardır ve onu dolduran şey, sadece rafa kaldırılan değil, okunan Kur’an’dır.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan’ın son on gecesinde eşlerini gece namazı için uyandırırdı ve bu sadece kendi hane halkıyla sınırlı değildi. Bir gece kızı Fâtıma ile eşi Ali’nin kapısına giderek onlara doğrudan şöyle sormuştu:

أَلَا تُصَلُّونَ؟

“Namaz kılmayacak mısınız?”

— Sahîh-i Buhârî, baskısı, cilt 9, sayfa 106, hadis 7347, Ali b. Ebû Tâlib’den rivayet edilmiştir.

Allah aynı talimatı doğrudan Elçisine (sallallahu aleyhi ve sellem) de verir:

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ …

“Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et.”

Tâhâ Suresi, 20:132

Ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), her iki eşin de bunu ciddiye aldığı ve birbirlerinin geceden alacağı nasibi gözettiği bir evin nasıl göründüğünü şöyle tarif etmiştir:

رَحِمَ اللهُ رَجُلًا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ، فَصَلَّى، وَأَيْقَظَ امْرَأَتَهُ، فَصَلَّتْ، فَإِنْ أَبَتْ نَضَحَ فِي وَجْهِهَا الْمَاءَ، وَرَحِمَ اللهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنَ اللَّيْلِ، فَصَلَّتْ، وَأَيْقَظَتْ زَوْجَهَا، فَصَلَّى، فَإِنْ أَبَى، نَضَحَتْ فِي وَجْهِهِ الْمَاءَ

“Geceleyin kalkıp namaz kılan ve eşini de uyandıran, uyanmak istemezse yüzüne su serpen erkeğe Allah rahmet etsin. Geceleyin kalkıp namaz kılan ve kocasını da uyandıran, uyanmak istemezse yüzüne su serpen kadına da Allah rahmet etsin.”

Müsned-i Ahmed, baskısı, cilt 12, sayfa 372, hadis 7410, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.

Eşini nazikçe, birden fazla kez uyandırmak dırdır etmek değildir; bu okumaya göre, evliliğin tam da üzerinde yürümesi gereken türden bir ihtimamdır. Gecenin son üçte birinde, ay boyunca sadece birkaç kez bile olsa birlikte namaz kılan bir aile, hiçbir nasihatin yerini tutamayacağı bir şeyi bizzat yaşayarak öğreniyor demektir.

Bunların hiçbiri özel bir program gerektirmez. Tekrarlanan birkaç alışkanlık, tek bir büyük jestten çok daha fazlasını yapar:

  • Çocuklarınıza peygamberlerin ve ilk Müslümanların kıssalarını kendi kelimelerinizle anlatın.
  • Herkesin farklı bir odada tek başına okuması yerine, birkaç ayet bile olsa Kur’an’ı birlikte okuyun.
  • İftardan sonra, günün bir tefekkürünü paylaşmak için kısa bir aile halkası kurun.
  • Birlikte Ramazan’a özgü ve gerçekten eğlenceli bir şeyler yapın (bir el işi, bir yürüyüş, bir gezi) ve ibadet ile eğlenceyi birbirine zıt şeyler gibi görmek yerine, bunu birbirinize Allah’ı hatırlatmak için bir fırsat olarak kullanın.

Her seferinde niyetinizi tazeleyin: Ailenizle ilgilenmek ve bu atmosferi onlarla birlikte inşa etmek, ibadete verilmiş bir ara değil, ibadetin ta kendisidir.

Ramazan sizden ibadetiniz ile aileniz arasında bir seçim yapmanızı istemez. Bu ay, ev halkı birlikte oruç tuttuğunda, birlikte namaz kıldığında, birlikte çabaladığında ve kaçınılmaz sinir harplerinin ve zorlu anların ardından birlikte Allah’a yöneldiğinde en dolu halini yaşar. Bu Ramazan eşiniz, çocuklarınız ve evliliğiniz için ismen dua edin; Er-Raûf (Çok Şefkatli) olan Allah’ın evinizi sevgi ve imanla, kalbinizi ise O’na duyulan umut ve huşu ile doldurmasını dileyin.

Eğer burada daha yakından incelenmesi gereken bir alıntı veya daha fazla dikkat gerektiren bir iddia fark ederseniz, yanlışta ısrar etmektense düzeltilmeyi tercih ederiz; yukarıdaki her hadisin alındığı sayfaya bağlantı verilmesinin asıl nedeni de budur.