İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Kıyam: Ramazan Gecelerinin Üzerine İnşa Edildiği İbadet

Kıyam, teheccüd ve teravih; hepsi aynı eylemi, yani ev halkı sessizliğe büründükten sonra namaza durmayı ifade eder. O saatin gerçekte ne kadar kıymetli olduğuna dair kütüphanemizden teyit edilmiş altı kaynak.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
7 dakikalık okuma

Aynı ibadet için neredeyse birbirinin yerine kullanılan üç kelime vardır: Ramazan’a özgü cemaatle kılınan gece namazı olan teravih; yıl boyunca kılınan aynı namaz olan teheccüd ve her ikisini de kapsayan genel bir terim olan kıyam. Hangi kelime kullanılırsa kullanılsın, ibadetin şekli değişmez: Bir kimse, gecenin en zorlu vaktinde sıcak yatağını terk eder, kıyama durur ve Kur’an okur.

Kur’an, bu ibadeti sıradan bir kulluk eylemi olarak tanımlamaz. Bu ibadeti yerine getiren kişiyle getirmeyen kişiyi karşı karşıya koyar ve bu ikisinin nasıl eşit olabileceğini sorar:

أَمَّنْ هُوَ قَـٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ سَاجِدًا وَقَآئِمًا يَحْذَرُ ٱلْـَٔاخِرَةَ وَيَرْجُوا۟ رَحْمَةَ رَبِّهِۦ ۗ قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ ۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ

“Yoksa gece saatlerinde secde ederek ve kıyama durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini uman kimse (diğerleri gibi) midir? De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alır.”

— Zümer Suresi, 39:9

Buradaki kıyas, çaba üzerine değil, bilgi (ilim) üzerinedir. Ayet, en uzun süre uyanık kalabilen kişiyi övmez; bir şeyleri gerçekten idrak etmiş bir kimsenin gecenin bir yarısında ne yapacağını tarif eder. O vakitte kıyama durmak bir zorluk olmaktan çıkar ve kişinin sahip olduğu ilme verdiği en doğal tepki haline gelir.

Kıyama atfedilen pek çok fazilet arasında en net olanı, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Hureyre’den nakledilen ve tüm ayı tek seferde özetleyen şu sözüdür:

مَنْ قَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”

— Sahih-i Buhari, baskısı, 3/44. sayfa, Teravih Namazı Kitabı, Ramazan’da Kıyama Durmanın Fazileti babı.

Bu cümlede asıl vurguyu taşıyan iki kelime vardır: îmânen ve ihtisâben — yani samimi bir inançla ve yalnızca Allah’tan mükafat umarak. Bir kişi teravih namazını her gece kılsa bile; onu buna iten şey alışkanlık, arkadaş ortamı veya sadece geleneğe ayak uydurma hissi ise bu şartı yerine getirmemiş olabilir. Bağışlanma, kişinin sadece kıyama durmuş olmasına değil, bunu neden yaptığına bağlanmıştır.

Aynı hadis külliyatı, Ramazan’da kıyama durmanın kişiyi hangi mertebeye ulaştırabileceğine dair çok daha çarpıcı bir tasviri de barındırır. Bir adam Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek açıkça şunu sordu: Eğer kelime-i şehadet getirir, beş vakit namazını kılar, zekatını verir, Ramazan’da oruç tutup geceleri kıyama durursa, bu onu kimlerden yapardı?

مِنَ الصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ

“Sıddıklar ve şehitlerden.”

— Sahih-i İbn Hibban, eseri, 1/225. sayfa. Bu hadis, doğrudan bu mertebeyi isimlendiren bir bölüm başlığı altında yer alır: Beş vakit namaz ve zekatın yanı sıra Ramazan’da oruç tutup kıyama duran kimsenin, Allah katında sıddıklar ve şehitler arasına yazıldığına dair bir kayıt.

Bu, hafife alınacak bir müjde değildir ve öylesine geçiştirilmek yerine dikkatle okunmayı hak eder. Hadis, kıyamın bu iki makamın yerine geçtiğini söylemez. Aksine, tarif edilen bu birleşimin —İslam’ın beş şartını yerine getirmenin ve buna ek olarak Ramazan gecelerinde kıyama durmanın— o kişiyi bu yüce topluluğun arasına katacağını belirtir.

Bu iki rivayeti birlikte okumak bir tür umutsuzluğa yol açabilir: Çoğu insan saatlerce ayakta duramaz ve kendi yapabildikleri ile ilk nesillerin başardığı aktarılanlar arasındaki uçurumu hisseder. Ebu Zerr’den nakledilen bir rivayette, tam da bu uçurumu kapatacak özel bir kolaylıktan bahsedilir. O, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı geceler onlara namaz kıldırıp bazı geceler kıldırmadığı ve kıyam süresini değiştirdiği bir Ramazan ayını hatırlatır. Ta ki Ebu Zerr’in, gecenin geri kalanında da kendilerine namaz kıldırıp kıldıramayacağını sorduğu o geceye kadar. Peygamber Efendimiz bu soruya sadece ‘evet’ demek yerine bir ilkeyle cevap vermiştir:

إِنَّهُ مَنْ قَامَ مَعَ الْإِمَامِ حَتَّى يَنْصَرِفَ كَتَبَ اللهُ لَهُ قِيَامَ لَيْلَةٍ

“Kim imam namazı bitirip ayrılıncaya kadar onunla birlikte kıyama durursa, ona bütün geceyi ibadetle geçirmiş sevabı yazılır.”

— Sünen-i Nesai, baskısı, 3/318. sayfa, Gece Namazı Kitabı, Ramazan Ayında Kıyama Durma babı.

Buradaki mükafat, kişinin dayanıklılığına göre ölçülmez. İmam o gece namazı ne kadar uzun tutarsa tutsun, cemaatle kılınan namazın tamamına katılan bir kişi, sanki bütün geceyi bizzat ibadetle geçirmiş gibi sevap kazanır. Buradan çıkarılacak ders, ulaşılması zor bir idealden ziyade oldukça pratiktir: Erkenden ayrılmak ile imam bitirene kadar kalmak arasındaki o küçük fark, göründüğünden çok daha değerlidir.

Abdullah bin Amr’dan nakledilen üçüncü bir rivayet, Ramazan’da oruç ve bu ayın getirdiği fazladan Kur’an tilavetiyle hayat bulan kıyamı, Kıyamet Günü’nde kişi adına konuşacak bir şefaatçi olarak bizzat orucun yanına yerleştirir:

الصِّيَامُ وَالْقُرْآنُ يَشْفَعَانِ لِلْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ الصِّيَامُ أَيْ رَبِّ مَنَعْتُهُ الطَّعَامَ وَالشَّهَوَاتِ بِالنَّهَارِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ وَيَقُولُ الْقُرْآنُ مَنَعْتُهُ النَّوْمَ بِاللَّيْلِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ قَالَ فَيُشَفَّعَانِ

“Oruç ve Kur’an, Kıyamet Günü’nde kula şefaat ederler. Oruç der ki: ‘Rabbim, ben onu gündüzleri yemekten ve arzularından alıkoydum, onun için bana şefaat hakkı ver.’ Kur’an da der ki: ‘Ben onu geceleri uykudan alıkoydum, onun için bana şefaat hakkı ver.’ (Peygamber Efendimiz) buyurdu ki: ‘Böylece her ikisi de şefaat ederler.‘”

— Müsned-i Ahmed, baskısı, 11/199. sayfa.

Yukarıdaki Buhari hadisiyle birlikte okunduğunda, ortaya çıkan tablo kendini tekrar etmekten ziyade son derece tutarlıdır: Samimiyetle kıyama durmanın karşılığında gelen bir bağışlanma ve feda edilen o uykuya atfedilen, insanın duyabileceği her sese muhtaç olacağı o günde onun adına konuşacak bir ses.

Hem Kur’an hem de hadis literatürü, gecenin belirli bir dilimini diğer vakitlerden daha kıymetli olarak öne çıkarır. Allah, övdüğü kimseleri, seher vaktinde bağışlanma dilemeyi alışkanlık haline getiren kişiler olarak tarif eder:

… وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ بِٱلْأَسْحَارِ

“…ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler.”

— Âl-i İmrân Suresi, 3:17 — Bu ifade, Kur’an’ın ilerleyen bölümlerinde, Zâriyât Suresi 51:18’de aynı kişileri tarif ederken neredeyse kelimesi kelimesine tekrarlanır: “Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.”

Hadisler, bu özel zaman dilimini gecenin diğer sessiz saatlerinden farklı kılan şeyin ne olduğunu açıklar. Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre:

يَنْزِلُ رَبُّنَا ﵎ كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الْآخِرُ يَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ

“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına nüzul eder ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden yok mu, duasına icabet edeyim? Benden isteyen yok mu, ona vereyim? Benden bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım?‘”

— Sahih-i Buhari, baskısı, 2/53. sayfa, Teheccüd bölümleri, Gecenin Son Kısmında Namazda Dua babı.

Gece namazının fazileti üzerine yazan İbn Receb el-Hanbelî, gecenin yarısı ile bu son dilimi arasında akılda tutulmaya değer bir ayrım yapar. Bu ayrım önemlidir, çünkü çıtayı yükseltmek yerine aslında aşağı çeker: Gecenin yarısı, o vakti sevdikleri Yaratıcı ile baş başa sohbete ayıracak kadar adanmış olanlara aittir. Seher vakti ise, günahkar olduklarını bilen ve gece bitmeden önce bağışlanmak isteyenler içindir. İlk gruba dahil olamayanlar, bunun kendilerini ikinci gruptan da mahrum bıraktığını düşünmemelidir.

— İbn Receb el-Hanbelî, Letâifü’l-Maârif, baskısı, 45. sayfa.

Bu, bilinçli olarak düşük tutulmuş bir çıtadır. “Gece ehlinin” sahip olduğu o büyük dayanıklılığı talep etmez. Sadece seher vaktinden önceki o son dilimde zaten uyanık olan veya uyanmaya niyetli olan herkesten, bu vaktin bir kısmını bağışlanma dileyerek geçirmesini ister.

Gecenin Kur’an’da vurgulanan bir diğer çekim gücü de bizzat tilavetin kendisinedir. Kur’an aynı saat dilimi için, “Şüphesiz gece kalkışı, (kalbe ve zihne) daha çok dokunur ve okuyuş bakımından daha sağlamdır” buyurur — 73:6. Câbir’den nakledilen bir hadis ise, kimin okuyuşunun bu ayetin tarif ettiği etkiyi yarattığını anlamamız için somut bir ölçü sunar:

إِنَّ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ صَوْتًا بِالْقُرْآنِ الَّذِي إِذَا سَمِعْتُمُوهُ يَقْرَأُ حَسِبْتُمُوهُ يَخْشَى اللَّهَ

“İnsanlar arasında Kur’an’ı en güzel sesle okuyanlardan biri de, okuyuşunu işittiğinizde onun Allah’tan korktuğunu hissettiğiniz kimsedir.”

— Sünen-i İbn Mace, tahkiki, 2/364. sayfa. Editörler, isnad zincirini tek başına zayıf bulmakla birlikte, onu doğrudan sahih kabul etmek yerine destekleyici yollarla güvenilir hale gelen hasen li-gayrihî derecesinde değerlendirmişlerdir. Bu durumu göz ardı edip hadisin derecesini yükseltmektense, açıkça belirtmek daha doğrudur.

Bu, tek başına güzel bir sesten çok daha farklı bir standarttır. Okuyuşun, kelimeleri ciddiye alan birinden gelip gelmediğine odaklanır. Bu, bir dinleyicinin teravih namazında hangi cemaatin arkasında duracağını veya evde arka planda hangi kâriyi dinleyeceğini seçerken bizzat uygulayabileceği bir ölçüdür.

Secde Suresi’ndeki iki ayet, kıyamı farklı bir açıdan ele alır. Onun ne kazandırdığını değil, kimsenin izlemediği bir yerde bu ibadeti yerine getiren biri için bunun içsel olarak nasıl bir his olduğunu tarif eder:

تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَـٰهُمْ يُنفِقُونَ فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

“Onların yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümitle Rablerine dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için göz aydınlığı olacak ne mükafatların saklandığını hiçbir kimse bilemez.”

— Secde Suresi, 32:16–17

Bu gizlilik, mükafatın tesadüfi bir parçası değildir; aksine meselenin özüdür. Kıyam, doğası gereği herkes uykudayken gerçekleştiği için, bir izleyici kitlesine karşı yapılması neredeyse imkansız olan nadir ibadetlerden biridir. Ayetin vaat ettiği şey de bununla orantılıdır: Gizli bir ibadete karşılık gizli bir mükafat. Bu mükafat, açıkça ilan edilmek yerine saklı tutulan ve kimsenin görmediği bir şey olarak tarif edilir.

Ramazan, teravihi görünür ve cemaatle yapılan bir ibadet haline getirir ve bunun da kendine has bir değeri vardır: Birlikte namaz kılan bir ev halkı, ay boyunca Kur’an’ı hatmeden bir cemaat… Ancak bu ayetlerin ve hadislerin tarif ettiği gece namazı, Ramazan’ın son gecesi bittiğinde veya teravih safları dağıldığında ortadan kalkmaz. Gecenin son üçte birinde, yalnızlık içinde eda edilen bu ibadeti isteyen herkes, tıpkı Ramazan’dan önceki gece olduğu gibi, Ramazan’dan sonraki gece de aynı kolaylıkla buna başlayabilir.

Namaz rehberimiz, beş vakit namazın yanı sıra Teheccüd ve Vitir namazlarını da içeren bir Sünnet takipçisi sunar; böylece gecenin son üçte birini göz kararı tahmin etmek zorunda kalmazsınız.

Yukarıdaki alıntılarda veya çevirilerde düzeltilmesi gereken bir yer varsa lütfen bize bildirin; bir hatayı öylece bırakmaktansa düzeltilmeyi tercih ederiz. Allah’tan bizi, ev halkı uyurken kıyama duranlardan kılmasını niyaz ediyoruz.