İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Haccınızı Korumak: Onu Gerçekte Ne Boşa Çıkarır?

Refes, füsuk ve cidal, bizzat haccı tanımlayan ayette zikredilir; hacı adayı tüm menasiki zahiren yerine getirse bile ibadetin içini boşaltabilen çirkin söz, günah ve tartışma. Bu üçünün gerçekte neleri kapsadığı; diğer hacılara zarar vermenin, yolculuğu gösterişe dönüştürmenin ve haram paranın aynı uyarıdan nasıl genişlediği üzerine.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
5 dakikalık okuma

Bir hac, fıkıh kitaplarının ince ince sıraladığı şekillerde —terk edilen bir rükün veya ihlal edilen bir şartla— geçersiz kılınabilir. Ancak her bir menasik eksiksiz yerine getirilse bile haccın içi boşaltılabilir: Tavaf edilir, Arafat vakfesine durulur, şeytan taşlanır; fakat hacının uğruna yollara düştüğü mükafat bu süreçte çoktan akıp gitmiştir. Allah, bizzat haccın vaktini belirleyen ayette bunun tam olarak nasıl gerçekleştiğini de ismen zikreder:

… فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى ٱلْحَجِّ …

“…Kim o aylarda haccı kendisine farz eder (ihrama girer)se, artık hacda kadına yaklaşmak (refes), günaha sapmak (füsuk) ve tartışmak (cidal) yoktur…”

2:197

Üç kelime, üç kategori, tek bir ayet. Bu, genel bir güzel ahlak çağrısı değildir; haccın yapıldığı ayları belirleyen aynı nefeste, haccın hangi yollarla zedeleneceğini açıkça isimlendirmektir. Aşağıda, bu üç kavramın çoğu hacının ihtiyaç duyduğu düzeyde gerçekte neleri kapsadığı ve bunlardan yola çıkarak nelerin ortaya çıktığı ele alınmaktadır: Yanınızdaki hacıya verilen zarar, başkaları görsün diye sergilenen ibadet ve en başından beri bu yolculuğu karşılamaması gereken haram para.

Refes, cinsel içerikli veya çirkin sözlerdir; sıradan bir günde belki göz ardı edilebilecek ancak ihram halinin asla kabul etmediği kaba konuşmalar, cinsel imalar ve flörtleşmelerdir. Füsuk ise daha geniş bir kategoridir: Allah’a isyan etmek, kişinin normalde küçük görerek bahane bulabileceği taşkınlıklar ve günahlardır. Âlimler her bir kelimenin detayda tam olarak hangi eylemleri kapsadığı konusunda farklı görüşler belirtmişlerdir ve burası bu ihtilafları karara bağlayacak yer değildir. Kur’an, bir hacının ihtiyaç duyduğu düzeyde ilkeyi bizzat ortaya koyar: Her ikisinin de burada yeri yoktur, nokta.

Bu meseleyi doğru anlamanın önemi soyut bir şey değildir. Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bu Beyt’i hacceder de (bu esnada) çirkin söz söylemez (refes) ve günah işlemezse (füsuk), annesinden doğduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak) döner.”

Bu hadis, baskısının 3/11 numaralı sayfasında kayıtlıdır. Ayetin haccı zedeleyen şeyler olarak saydığı aynı iki kelime, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) insanı tertemiz döndüren bir haccın bedeli olarak saydığı iki kelimedir. Bu bir kelime tesadüfü değildir; aynı uyarının biri sınır, diğeri ise müjde olarak iki kez dile getirilmesidir.

İhram hali, normalde size helal olan şeyleri daraltır; kişisel bakım, belirli kıyafetler ve sıradan bir günde yadırganmayacak bazı günlük davranış biçimleri yasaklanır. Bu listenin kesin sınırları ve belirli bir duruma nasıl uygulanacağı, bir blog yazısında çözülmekten ziyade bir âlime sorulması gereken fıkhi bir detaydır ve âlimler de bu konunun bazı kısımlarında gerçekten ihtilaf etmişlerdir. İlke düzeyinde önemli olan, bu kısıtlamanın neden var olduğudur: İhram bir adanmışlık halidir ve sıradan özgürlükleri daraltmasının amacı, hacıyı menasike odaklamaktır; yoksa hacının tur rehberi veya yol arkadaşıyla tartışacağı yeni bir konu haline gelmesi değildir. İhrama dair fıkhi bir meseleyi kazanılması gereken bir savaşa dönüştürmek, ayetin az önce yasakladığı cidalin (tartışmanın) bizzat küçük bir örneğidir.

Cidal —yani gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade kazanmak için tartışmak, çekişmek— klasik dönem âlimlerinin haccın takvim tarihlerini tartışması şeklinde kolayca gözümüzde canlanabilir ki bu kelime üzerine yapılan tefsirlerin çoğu da aslında bu noktaya dayanır. Ancak bir havalimanı kuyruğunda, seyahat programı yüzünden rehberle yaşanan bir anlaşmazlıkta veya sıcak ve kalabalıktan bitkin düşmüş bir aile ferdine söylenen sert bir sözde cidale düşmek çok daha kolaydır. Bunların hiçbiri, kelimenin genellikle üzerinden açıklandığı o ilmi tartışmalara benzemez; ancak hepsi günlük hayatta yine de cidaldir: Haklı çıkmanın, orada bulunmanın asıl amacı olmadığı bir yerde haklı çıkmak için tartışmak.

Kur’an’ın getirdiği düzeltme “asla fikir ayrılığına düşmeyin” demek değildir; lojistik meseleler bazen gerçek bir konuşmayı gerektirir. Asıl mesele, haccın, bir tartışmayı kazanmanın ödenecek bedele değmediği özel bir zaman dilimi olmasıdır. Yanlış otobüsü ayarlayan bir rehber veya üçüncü günde sinirleri gerilen bir akraba… Bunların hiçbiri, bir hacının burada girmesi gereken bir tartışma değildir.

İtişip kakışmak, daha iyi bir yer için başkalarını itmek, şeytan taşlarken veya çıkış kuyruğunda öne geçmek… Bunlar lojistik bir mesele değil, düpedüz zarar vermektir ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir Müslümanı tam da bu standartla tanımlamıştır. Abdullah bin Amr, onun şöyle buyurduğunu nakleder:

“Müslüman, diğer Müslümanların onun dilinden ve elinden güvende olduğu kimsedir.”

Bu hadis, baskısının 1/11 numaralı sayfasında kayıtlıdır. Bu sadece hacca özgü bir hadis değildir; “Müslüman” kelimesinin ne anlama geldiğinin genel bir tanımıdır. Ancak bu tanım, bir milyondan fazla insanın aynı saatte aynı birkaç metrekareye akın ettiği bir kalabalıktan daha doğrudan hiçbir yerde test edilemez. Yanınızdaki kişi dilinize veya elinize güvenemiyorsa, menasiki ne kadar doğru yerine getirirseniz getirin, bir şeyler çoktan ters gitmiş demektir.

Riya —bir ibadeti Allah için değil de başkaları görsün diye yapmak— telefonun ulaşılabilecek bir mesafede olduğu her yerde canlı bir risktir ve hac, bir insanın içinde bulunabileceği en fotojenik anlarda telefonu elinin altında bulundurur. Cündüb, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Kim işlediği hayrı şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onun gizli işlerini duyurur (ve onu rezil eder). Kim de ibadetini gösteriş için yaparsa, Allah da onun riyakârlığını açığa vurur (ve onu rezil eder).”

Bu hadis, baskısının 8/104 numaralı sayfasında kayıtlıdır. Uyarı son derece nettir: Bir şeyi gösteriş için yapmak sadece mükafat kazandırmamakla kalmaz, aynı zamanda o mükafatı ifşa olmaya dönüştürür. Kamera için yapılan bir tavafın karşılığı, uğruna yapıldığı seyirci tarafından çoktan ödenmiştir; Allah’ın mükafatlandıracağı hiçbir şey kalmamıştır, çünkü alışveriş çoktan kapanmıştır.

Bir hacının azığı, fiyat etiketinin ötesinde bir öneme sahiptir. Ebu Hureyre, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) uzun bir yolculuk yapmış, saçı başı birbirine karışmış, toza toprağa bulanmış ve ellerini gökyüzüne açmış bir adamı şöyle anlattığını nakleder:

“…Sonra uzun seferler yapan, saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış bir halde ellerini gökyüzüne açarak: ‘Ya Rabbi, Ya Rabbi’ diye dua eden bir adamdan bahsetti. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve haramla beslenmiştir. Böylesinin duası nasıl kabul edilsin?”

Bu hadis, baskısının 3/85 numaralı sayfasında kayıtlıdır. Bu adam, tam da bir hacının Arafat’ta durduğu duruşla durmaktadır: Elleri havada, Allah’a ismiyle yakarmaktadır. Hadis, onun haccının geçersiz olduğunu söylemez; yola çıkmadan önce, döndükten sonrasına kıyasla üzerinde daha çok düşünülmesi gereken, çok daha zor bir soru sorar: Haksız bir borçla, hakkı ödenmemiş bir işçiyle veya dürüst olmayan bir ticaretle finanse edilen bir dua, bunlara bulaşmamış bir duayla nasıl aynı şekilde kabul görmeyi bekleyebilir?

Refes, füsuk ve cidal, kaçınılıp sonra rahatlanacak bir kontrol listesindeki üç madde değildir. Bunlar, bu yazıda sayılan diğer her şeyin büründüğü şekildir: Kaba bir söz, küçük görülerek bahane bulunan bir taşkınlık, kazanmaya değer görülen bir tartışma, kalabalıkta atılan sert bir dirsek, sırf çekilmiş olmak için çekilen bir fotoğraf, paranın nereden geldiği sorulmadan yapılan bir ödeme… Hepsi farklı kılıklara girmiş aynı başarısızlıktır: Haccı, kendine has dar bir zaman dilimi olarak görmek yerine, bir an önce bitirilip atlatılması gereken bir etkinlik olarak ele almak.

Buna karşı korunmak, uyanık olunan her saatte tetikte olmaktan ziyade, tekrar tekrar zikre dönmekle ilgilidir; kaba sözü daha söylenmeden, tartışmayı daha başlamadan söküp atan o anışa. Zikirler derlemesi, bir hacının tam da bu anlarda —kuyrukta, kalabalıkta, o uzun bekleyişte— dilinden düşürmeyeceği duaları ve zikirleri barındırır; böylece sessizliği dolduran şey bir şikayet değil, Allah’ın adı olur.

Allah, dili korunmuş ve kalbi mutmain bir şekilde yapılan her haccı kabul etsin ve her hacıyı annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döndürsün.