İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Üzerinde Durduğunuz Terazi: İbn Kayyim'e Göre Namazın Beş Mertebesi

Namazımız hakkında ölçtüğümüz şeylerin çoğu dışsaldır; vaktinde kıldım mı, rekatları tamamladım mı? İbn Kayyim ise daha zor bir terazi bırakmıştır: Bedeniniz yerinde dururken kalbinize ne olduğunu derecelendiren bir terazi.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
5 dakikalık okuma

Bugün biri size namazınızı değerlendirmenizi söylese, çoğumuz yoklama verir gibi cevap veririz: Kıldım mı, vaktinde kıldım mı, her rekatı tamamladım mı? Bunlar elbette geçerli sorulardır ama işin kolay kısmıdır; zihin bambaşka bir yerdeyken bile herhangi bir bedenin yerine getirebileceği bir kontrol listesidir. Bunun altında yatan daha zor bir soru vardır; namaza durup durmadığınızı değil, orada dururken size ne olduğunu soran bir soru. İbn Kayyim (rahimehullah) bu soruya doğrudan cevap vermiş ve genel, soyut bir namaz anlayışından ziyade, kıldığınız son namazı baz alarak kendinizi dürüstçe konumlandırabileceğiniz kadar net bir terazi bırakmıştır.

İbn Kayyim bu mantığı özel olarak namaza uyarlamadan önce, Kur’an aynı mantığı müminlerin bütününe uygular: Kendilerine kitap emanet edilenler tek tip, farksız bir grup değildir; aksine mertebelere ayrılırlar:

ثُمَّ أَوْرَثْنَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا ۖ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌۢ بِٱلْخَيْرَٰتِ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْكَبِيرُ

Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte bu büyük lütuftur.

Fâtır Suresi, 35:32, koca bir topluluğu kendilerine verilenle ne yaptıklarına göre üç kademeye ayırır: Kendine zulmedenler, orta yolda olanlar ve hayırlarda öne geçenler. İbn Kayyim aynı yapıyı alır ve merceği tek bir eyleme daraltır: Namaz sırasında kişiye tam olarak ne olduğuna. Onun terazisi, ayetin en alt mertebe için kullandığı birebir aynı ifadeyle —“kendine zulmeden”— başlar ve ardından bunun üzerindeki alanı, ayetin daha geniş amacı için ihtiyaç duyduğundan çok daha ince derecelere böler.

İbn Kayyim, el-Vâbilü’s-Sayyib adlı eserinde, baskısı 23. sayfada, insanların namazlarında beş mertebede olduklarını yazar ve her birini kazandırdıklarına göre derecelendirir.

Birincisi, kendine zulmeden, ihmalkâr kimsedir; abdestinden, namazın vakitlerinden, sınırlarından ve rükünlerinden çalar. Bu mertebedeki kişinin sorunu dikkatinin dağılması değildir; namaz, daha en başından zahiri eylem düzeyinde bile eksik bırakılmıştır. İbn Kayyim’in bu mertebenin karşılığı için kullandığı kelime oldukça nettir: Bu kişi namazından dolayı cezalandırılır.

İkincisi, zahiri olan her şeyi —vakitleri, sınırları, rükünleri, abdesti— muhafaza eder ancak batıni savaşı kaybeder. Şekli ihmal etmez; fakat namazın içinde kendini kaybeder, vesveselere ve uçuşan düşüncelere kapılıp gider ve namazın bu kısımlarını geri kazanmak için hiçbir mücadele vermez. Bu mertebedeki kişi, kaybettiklerinden dolayı hesaba çekilir.

Üçüncüsü, aynı zahiri şekli muhafaza eder, ancak batıni savaşı da çarpışmadan teslim etmez. Zihninin uzaklaştığını fark eder ve onu geri çeker, tekrar uzaklaştığını fark eder ve tekrar geri çeker. İbn Kayyim’in ifadesiyle onun namazı, namazın ortasında onu kendisinden çalmaya çalışan bir düşmana karşı verilen bir mücadeleye, hem bir namaz hem de bir cihada dönüşür. Bu mertebede dikkat dağınıklığına kurban giden kısımlar bağışlanır, çünkü kişi mücadele etmeyi hiç bırakmamıştır.

Dördüncüsü, namazın haklarını, sınırlarını ve rükünlerini eksiksiz yerine getirir ve bunun da ötesinde kalbi tamamen bunları muhafaza etmeye odaklanmıştır. Namazın hiçbir anı başıboş bırakılmaz, çünkü bütün derdi namazı tam da kılınması gerektiği gibi kılmaktır. Bu mertebedeki kişi mükâfatlandırılır.

Beşincisi, dördüncü mertebedekinin yaptığı her şeyi yapar, ancak buna bir şey daha ekler: Kalbini alır ve Rabbinin huzuruna koyar; O’nu izler, O’nun bilincindedir, sanki O’nu görüyormuşçasına O’nun sevgisiyle doludur. Önceki mertebeleri meşgul eden vesveseler burada sadece savuşturulmakla kalmaz, eriyip gider; çünkü onunla Rabbi arasındaki perde kalkmıştır. İbn Kayyim, bu kişinin namazı ile diğer herkesin namazı arasındaki farkın, yer ile gök arasındaki mesafeden daha büyük olduğunu söyler. Bu mertebedeki kişi yakınlaştırılır.

Beş mertebe, aynı zahiri hareketlerin başına gelen beş farklı durum… Aynı kıyam, aynı rükû ve aynı secde; beden hareket ederken kalbin nerede olduğuna bağlı olarak tamamen farklı bir hal alır.

Orta mertebelerin ne kadar kaybettiğini kesin bir kesirle ifade eden bir rivayet olmasaydı, bu beş mertebeyi gerçek bir ölçüden ziyade şiirsel bir benzetme olarak okumak kolay olurdu. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ammâr bin Yâsir’e (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur:

“Kişi namazını bitirip ayrılır da kendisine namazın ancak onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı yazılır.”

Bu, Sünen-i Ebû Dâvûd kitabının tahkikinde 2/97. sayfada yer alan 796 numaralı hadistir ve muhakkikler tarafından sahih kabul edilmiştir. İbn Kayyim’in terazisiyle yan yana okunduğunda, bu durum soyut bir kavram olmaktan çıkar: İkinci ve üçüncü mertebeler, dördüncü ve beşinci mertebelere “yeterince yakın” değildir. Onlar için yazılan, kalplerinin namazın ne kadarına gerçekten hazır bulunduğuna göre belirlenen, aynı namazın sadece bir kesridir. Kimseye o günkü namazından hangi kesrin kendisine ait olduğu söylenmez; işte tam da bu yüzden bu, ezberden cevaplanacak bir soru değil, dürüstçe sorulmaya değer bir sorudur.

Bir etiket olmaktan ziyade bir ayna olarak kullanıldığında, bu beş mertebe genel olarak nasıl biri olduğunuz hakkında değil, az önce kıldığınız namaz hakkında beş somut soruya dönüşür:

  • Abdest, vakit, bir sınır veya bir rükün gerçekten eksik mi kaldı? Sadece aceleye getirilmiş gibi değil, gerçekten eksiltildi mi? Bu, birinci mertebenin alanıdır.
  • Zahiri rükünler tamamdı ama zihniniz, uzaklaştığını hiç fark etmediğiniz bir süre boyunca başka yerlere mi daldı? Bu ikincisidir.
  • Zihninizin uzaklaştığını fark edip onu geri çektiniz mi —hem de birden fazla kez? Bu üçüncüsüdür ve bu bir başarısızlık değil, halihazırda kazanılmış bir savaştır.
  • Dikkatiniz başından sonuna kadar namazın haklarından ve sınırlarından hiç kopmadı mı? Bu dördüncüsüdür.
  • Odaklandığınız anlarda kalbiniz gerçekten Rabbinize mi yönelmişti, yoksa sadece uzuvlarınız zihninizin çoktan terk ettiği hareketleri mi yerine getiriyordu? Bu ikisi arasındaki fark, dördüncü mertebe ile beşinci mertebe arasındaki mesafenin ta kendisidir.

Bunların hiçbiri, kimseyi bugün bulunduğu mertebeye mahkûm etmek için değildir. Kaybedilenlere sayısal bir değer biçen aynı rivayet, bir sonraki namazın kendi sayımına sıfırdan başladığı anlamına da gelir; bu sefer kaybedilen onda birlik kısım, bir sonraki namaza devredilen bir borç değildir. Bu terazinin dürüstçe kullanımı kendini suçlamak değil; bir sonraki namaza durmadan önce Allah’tan tam olarak ne isteyeceğini bilmektir: Abdestinizin ve sınırlarınızın sağlam kalmasını, dikkat dağınıklığına karşı verdiğiniz savaşın savunmasız kalmamasını ve o namaz için yazılanların bir kesirden ziyade bütüne daha yakın olmasını dilemektir.

Ancak, ilk iki mertebenin bile doğru yaptığı zahiri şekil olan namaz, en başta vaktinde kılınmazsa bunların hiçbiri işe yaramaz. Quran Gallery Namaz Vakitleri tam da bu temel için var: Doğru namaz vakitleri ve hatırlatıcılar sunar ki, namaza durmak, namaza durduğunuzda ne olacağına dair daha zor sorular sormanızın önünde bir engel olmasın.

Allah namazımızı aleyhimize değil lehimize şahit kılsın ve kalplerimizi namaz vasıtasıyla Kendisine yakınlaştırdığı kimselerin arasına katsın.