İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Duanın Zahiri Boyutu: Peygamber Efendimiz Elleri ve Sesiyle Nasıl Dua Ederdi?

Duanın batıni olduğu kadar zahiri bir boyutu da vardır: temizlenmiş bir beden, belirli bir şekilde kaldırılan eller, bir başlangıç ve bir bitiş. İşte ilk neslin bu zahiri boyut hakkında sayfa sayfa aktardıkları.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
5 dakikalık okuma

Dua kalpten karşılık bulur; yakin, kalp huzuru, umut, korku ve gerçek bir ihtiyaç hissiyle. İşin bu kısmı başka bir sohbetin konusudur. Aşağıda ele alacağımız konu ise işin diğer yarısı, yani zahiri boyutudur. Bunun sebebi, duruşun bir isteği daha acil hale getirmesi değil; Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ve ashabının dualarını nasıl ettiklerine dair aktarılan belirli detaylar olmasıdır. Onların izinden gitmek isteyen bir müminin, kulağa dindarca gelen şeyleri değil, bizzat ne yapıldığını bilmesi gerekir.

Aktarılan ilk detay oldukça sıradandır: Dua etmeden önce abdest almak. Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin aktardığına göre, savaşta yaralanan Ebû Âmir’in haberi Peygamber Efendimize ulaştığında, kendisi su istemiş, abdest almış ve ancak ondan sonra ellerini kaldırmıştır:

دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ بِهِ، ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِعُبَيْدٍ أَبِي عَامِرٍ

nüshası, "Abdest alırken edilecek dua" babı, sayfa 5/2345.

“Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) su istedi ve onunla abdest aldı, sonra ellerini kaldırıp şöyle buyurdu: Allah’ım, Ubeyd Ebû Âmir’i bağışla.” Ebû Mûsâ, bunu yaparken Peygamber Efendimizin koltuk altlarının beyazlığını gördüğünü ekler; bu detay ancak ellerin omuz hizasının epey üzerine çıkarılmasıyla mümkündür.

Kıbleye yönelmek, aynı duruşun ikinci yarısıdır. Ömer bin Hattab, Bedir sabahı sayıca çok az oldukları bir sırada Peygamber Efendimizin tam olarak böyle yaptığını anlatır:

فَاسْتَقْبَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْقِبْلَةَ ثُمَّ مَدَّ يَدَيْهِ فَجَعَلَ يَهْتِفُ بِرَبِّهِ

nüshası, sayfa 3/1383.

“Allah’ın Peygamberi (sallallahu aleyhi vesellem) kıbleye döndü, sonra ellerini uzattı ve Rabbine yakarmaya başladı.” Hz. Ömer’in rivayeti, Peygamber Efendimizin kıbleye dönük, elleri uzatılmış bir halde, ridası omuzlarından düşüp de Ebû Bekir onu tekrar omuzlarına koyana dek yakarmaya devam ettiği şeklinde sürer. Her iki rivayet de bu ikilinin birer yarısını sunar; Ebû Mûsâ’nın rivayetinde abdest, Hz. Ömer’in rivayetinde kıble vardır. Ancak her ikisi de ortak bir unsurda birleşir: ellerin kaldırılması.

Her iki hadisede de ellerin kaldırılmasından bahsedilmesi tesadüf değildir. Selmân-ı Fârisî, bir kulun ellerini Allah’a kaldırdığında ne olacağını Peygamber Efendimizin şöyle anlattığını aktarır:

إِنَّ رَبَّكُمْ حَيِيٌّ كَرِيمٌ يَسْتَحْيِي مِنْ عَبْدِهِ إِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ إِلَيْهِ أَنْ يَرُدَّهُمَا صِفْرًا

nüshası, sayfa 2/610.

“Rabbiniz Hayiyy ve Kerîm’dir; kulu O’na ellerini kaldırdığında, onları boş çevirmekten haya eder.” Aynı sayfada İbn Abbas’ın, her biri farklı bir istek türüne bağlı üç ayrı el pozisyonunu tarif ettiği kaydedilir: sıradan bir ihtiyaç için ellerinizi omuz hizasına kaldırın; bağışlanma dilemek için tek bir parmağınızla işaret edin; ve ibtihâl (acil, yalvarış dolu dua) için, yukarıda Ebû Mûsâ ve Hz. Ömer’in tarif ettiği gibi iki elinizi de tam olarak uzatın. Bu hareket tek tip değildir; ne istediğinize göre şekillenir. Yukarıda zikredilen iki hadise de bunun sadece sözlü bir tarifini değil, en yoğun halinin pratikteki uygulamasını göstermektedir.

Peygamber Efendimizin ashabından Fedâle bin Ubeyd, bir defasında namazında dua eden bir adamın, Allah’a hamd etmeden ve salavat getirmeden doğrudan isteklerine geçtiğini duymuştu. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), “Bu adam acele etti” buyurdu, ardından onu yanına çağırarak şöyle dedi:

إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيَبْدَأْ بِتَمْجِيدِ رَبِّهِ وَالثَّنَاءِ عَلَيْهِ، ثُمَّ يُصَلِّي عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ يَدْعُو بَعْدُ بِمَا شَاءَ

nüshası, sayfa 2/605.

“Sizden biriniz dua edeceği zaman, Rabbine hamd ve sena ile başlasın, sonra Peygambere salavat getirsin, ardından dilediği şeyi istesin.” Hadisteki bu sıralama bilinçli ve sabittir: önce hamd, sonra Peygambere (sallallahu aleyhi vesellem) salavat ve ancak ondan sonra asıl istek. Rivayetteki adamın uyarılmasına sebep olan şey istediği şey değil, doğrudan isteğe geçerek duaya nasıl başladığıdır.

Allah, hangi kelimelere başvurmamız gerektiğini bize açıkça bildirir:

وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا …

A’râf Suresi, 7:180

“En güzel isimler Allah’ındır, O’na o isimlerle dua edin…” Rızık isteyen biri er-Rezzâk ismine; şifa isteyen biri eş-Şâfî ismine; merhamet dileyen biri ise er-Rahîm ismine sığınır. İsim, ezberlenmiş bir formül olarak okunmaz, ihtiyaca uygun olarak seçilir ve Arapçadaki harf-i tarif (el- takısı) olmadan kullanılır: “Yâ er-Rezzâk” değil, “Yâ Rezzâk” şeklinde.

İbn Mes’ûd, Kâbe’de namaz kılarken Peygamber Efendimizle alay edildiği bir hadiseyi aktarır. Peygamberimiz namazını bitirdiğinde sesini yükseltmiş ve sorumlulara beddua etmiştir. İbn Mes’ûd, bu olayı anlatırken Peygamber Efendimizin genel olarak nasıl dua ettiğine dair şu notu düşer:

وَكَانَ إِذَا دَعَا، دَعَا ثَلَاثًا، وَإِذَا سَأَلَ، سَأَلَ ثَلَاثًا

nüshası, sayfa 3/1418.

“O, dua ettiği zaman üç kere dua eder, bir şey istediği zaman üç kere isterdi.” Rivayetin devamında, Peygamber Efendimizin kendisine eziyet edenlerin isimlerini üçer kez saydığı belirtilir. Yani aynı istek bir kez aceleyle söylenip bırakılmamış, tekrar edilmiştir.

Kur’an, cennet ehlinin Allah’a nasıl seslendiğini anlatır ve onların dualarına bir başlangıç ve bitişle şekil verir:

دَعْوَىٰهُمْ فِيهَا سُبْحَـٰنَكَ ٱللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَـٰمٌ ۚ وَءَاخِرُ دَعْوَىٰهُمْ أَنِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Yûnus Suresi, 10:10

“Oradaki duaları, ‘Allah’ım, Seni noksanlıklardan tenzih ederiz’ sözüdür. Oradaki dirlik temennileri ‘Selam’dır. Dualarının sonu da, ‘Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun’ sözüdür.” Onların yakarışları tesbih ile başlar ve hamd ile biter; araya sonradan hiçbir şey sıkıştırılmaz, hiçbir istek son söz olarak bırakılmaz. Bu, sıradan bir duaya da taşınmaya değer bir kalıptır: Duayı başladığı gibi, Allah’ın hakkını yüksek sesle teslim ederek bitirmek.

Zahiri boyuta dair son detay sesin yüksekliğiyle ilgilidir ve Kur’an’da doğrudan bir emir olarak yer alır:

ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً …

A’râf Suresi, 7:55

“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin…” Dua, odadaki diğer insanlara sergilenen bir performans değildir; her yerde bakışlarını ve sesini alçaltması emredilen kula, burada da sesini alçaltması emredilir. Gizlice, fısıltıyla edilen bir dua ile bağırarak edilen bir dua, kelimeler aynı olsa bile Allah’tan aynı edeple istemek anlamına gelmez.

Tüm bunlar, dua ederken kalpte olup bitenlerin yerini tutmaz; o, farklı ve daha büyük bir konudur. Ancak zahiri boyut da işin sadece bir süsü değildir. Yukarıdaki her bir detay —abdest, kıble, omuz hizasına kaldırılan eller veya ibtihâl sırasındaki tam uzanış, istekten önce hamd edilmesi, üç kez tekrar, kapanıştaki hamd, alçaltılmış ses— sonradan uydurulmuş bir formül değil, bizzat birinin yaparken görüldüğü veya duyulduğu şeylerin kaydıdır. İşte bu durum, onları sadece bir arka plan rengi gibi görmek yerine, tüm detaylarıyla taklit edilmeye değer kılar. Eğer bu konuda sadece okumakla kalmayıp pratiğe dökmek için bir başlangıç noktası arıyorsanız, /adhkar sayfası günlük dua ve zikirleri tam da bu amaca uygun bir formatta bir araya getirmektedir.

Allah ﷻ Kendisine açılan her eli kabul buyursun.