Articles
Zikrin Adabı: Allah'ı Hazır Bir Kalple Zikretmek
Zikrin mükafatı sadece söylenen sözlerde değil, onların nasıl söylendiğinde de gizlidir. Zikrin adabına dair pratik bir rehber: ortam, Peygamberimizin öğrettiği dua ve sıradan bir tekrarı ibadete dönüştüren kalbin huzuru.
- Yazar
- Quran Gallery Ekibi
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
İşe giderken, sırada beklerken veya işlerinizin arasında yüz defa “Sübhanallah” demek ve bu sözlerin ne anlama geldiğini bir kez bile düşünmeden yüzüncüye ulaşmak pekâlâ mümkündür. Dil görevini yapmıştır ama kalp bambaşka bir yerdedir. Bu durumda yapılan zikir de elbette geçerlidir; ancak bu, zikrin en alt mertebesidir. İslam geleneği, sadece bu seviyede kaldığımızda neleri kaçırdığımız konusunda son derece net uyarılarda bulunur.
Zikri hakkıyla yapmak, daha nadir duyulan ifadeler bulmak veya sayıları artırmakla ilgili değildir. Bu bir edep meselesidir: Nerede durduğunuz, başlamadan önce Allah’tan ne istediğiniz ve —neredeyse herkesin atladığı kısım— diliniz dönerken aslında ne düşündüğünüzdür. Bunların her biri kişisel tercihlere değil, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat öğrettiği ve uyguladığı örneklere dayanır.
Teknik detaylara geçmeden önce üzerinde durulması gereken temel bir gerçek var: Zikir, Allah’ın dikkatini çekmeye yönelik bir performans değildir; zira O’nun dikkati zaten hiçbir zaman üzerimizden eksik olmamıştır. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın sözlerini aktardığı bir kudsî hadiste şöyle buyrulmaktadır:
إِنَّ اللَّهَ ﷿ يَقُولُ: أَنَا مَعَ عَبْدِي إِذَا هُوَ ذَكَرَنِي، وَتَحَرَّكَتْ بِي شَفَتَاهُ Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyurur: Kulum Beni zikrettiğinde ve dudakları Benimle hareket ettiğinde Ben kulumla beraberim.
— Sünen-i İbn Mâce, baskısı, 4/707. sayfa, 3792 numaralı hadis. Ebû Hureyre’den rivayet edilmiş olup, baskının editörleri tarafından sahih kabul edilmiştir. İlgili notta editörler, bu yakınlığın fiziksel bir mekân yakınlığı değil, bir inayet ve destek yakınlığı olduğuna dair klasik yorumu aktarırlar; yani Allah, Kendisini zikredenle kelimenin tam anlamıyla yan yana olma anlamında değil, onu gözetip kollama anlamında beraberdir.
Bu tek cümle, tüm ibadetin çerçevesini yeniden çizer. Doğru kelimeleri doğru sırayla söyleyerek Allah’ın huzurunu çağırmaya çalışmıyorsunuz. Dudaklarınız O’nun rızası için hareket ettiği an zaten orada olan bir huzurun farkına varmaya çalışıyorsunuz. Aşağıda anlatılan her şey, bu farkındalığı tesadüfen değil, bilinçli bir şekilde yaşamakla ilgilidir.
Zikir her yerde yapılabilir ve geçerlidir; yürürken, çalışırken, uzanırken veya bir işin ortasında. Ancak İslam geleneği, ayaküstü yapılan zikir ile özel olarak vakit ayrılan zikir arasında bir ayrım yapar. Sakin ve sessiz bir an, eğer oturuyorsanız ve imkânınız varsa kıbleye yönelmek, zikrin geçerliliği için bir şart değil, derinliği için bir koşuldur. Kalabalık bir trende ayaktayken yaptığınız zikir eksik değildir; ancak imkânınız varken hiçbir zaman daha sakin olan seçeneği tercih etmiyorsanız, her seferinde varsayılan olarak daha yüzeysel olanı seçiyorsunuz demektir.
Aynı mantık zamanlama için de geçerlidir. Gün içine rastgele dağıtılmış, sadece aklınıza geldiğinde yapılan zikir, arka plan gürültüsü içinde kaybolmaya yüz tutar. Belirli bir miktar zikir —her namazdan sonra sabit bir sayı, sabah veya akşam ayrılan bir zaman dilimi— bu ibadete, içinizden hiç gelmediği günlerde bile geri dönebileceğiniz bir form kazandırır. Bu yapı, samimiyetin daha düşük bir formu değildir. Aksine, samimiyetin zorlu bir haftayı atlatmasını sağlayan şey tam olarak budur.
Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği en pratik ve sade tavsiyelerden biri, bir zikir formülü değil, zikre devam edebilme yeteneği için yapılan bir duaydı. Muâz bin Cebel’in (radıyallahu anh) elini tuttu, onu sevdiğini söyledi ve ardından ona her namazdan sonra okuması için özel bir dua öğretti:
اَللّٰهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana en güzel şekilde ibadet etmek için bana yardım et.
— Sünen-i Ebû Dâvûd, nüshası, 1/561. sayfa, 1522 numaralı hadis. Muâz bin Cebel’den rivayet edilmiştir.
Peygamber Efendimizin ne söylemediğine dikkat edin. Zaten kendini ibadete adamış biri olan Muâz’a, Allah’ı zikretmek için sadece daha fazla çabalamasını söylemedi. Ona bunun tam aksini itiraf eden bir dua öğretti: Zikir, tek başına irade gücünün güvenilir bir şekilde üretebileceği bir şey değildir ve Allah’tan O’nu zikredebilme kapasitesi istemek, zikirden önceki ayrı bir adım değil, bizzat zikrin adabının bir parçasıdır. Eğer zikirde istikrar sağlamak zor geliyorsa, bu yanlış bir şey yaptığınızın işareti değil, tam da bu duayla başlamanız gerektiğinin göstergesidir.
Edep ve dua, sahneyi hazırlar. Sahnede olanlar ise zikrin seviyesini asıl belirleyen kısımdır ve bu konuda en titiz eserleri veren âlimler iki değil, üç mertebeden bahsederler. Sadece dil ile yapılan zikir vardır; gerçektir, sevabı vardır ama en alt basamaktır. Sadece kalp ile yapılan zikir vardır; tek bir kelime bile telaffuz edilmeden, Allah’a dair yerleşik bir içsel farkındalık halidir. Bir de dilin ve kalbin birlikte yaptığı zikir vardır; kelimeyi söylerken anlamının da zihninizde hazır bulunduğu bu hal, klasik eserlerde zikrin en kâmil formu olarak tanımlanır. Çünkü bu form, insanın ibadete katabileceği her şeyi sürece dâhil eder.
Bu üçüncü mertebeye ulaşmak, her ifadeyi ağır çekimde söylemeyi gerektirmez. Konuşurken dikkatinizi belirli bir noktaya odaklamanızı gerektirir. Bu konuda şu üç dayanak noktası oldukça işe yarar:
- Allah’ın kim olduğu. “Sübhanallah” (Allah noksan sıfatlardan münezzehtir) gibi bir ifade sadece bir ses değil, bir ilandır; Allah’ın Kendisine atfedilen her türlü kusurdan uzak olduğunu aktif olarak tasdik etmenizdir. Bunu, O’nun münezzeh olduğu belirli bir kusuru düşünerek söylediğinizde, aynı kelime bambaşka bir ağırlık kazanır.
- Allah’ın neler verdiği. “Elhamdülillah” (Hamd Allah’a mahsustur) ifadesi, diğer zikirler arasında bir dolgu malzemesi olarak söylendiğindeki hissiyatı ile; önünüzdeki bir yemeğe, çalışan bir uzvunuza veya başınızın üstündeki çatıya bağlanarak söylendiğindeki hissiyatı birbirinden çok farklıdır.
- Allah’ın neler yarattığı. Belirli bir hatayı içtenlikle hatırlayarak yapılan bir istiğfar (bağışlanma dileme), refleks olarak yapılan bir istiğfardan çok daha farklı bir ağırlık taşır. Aynı durum dış dünya için de geçerlidir: Dışarıda yürüyüş yaparken bir yapraktaki düzeni veya gökyüzünün ihtişamını bilinçli olarak fark etmek, başlı başına zikre giden meşru bir yoldur; çünkü kalbin tepki verebileceği somut bir şeyi önüne koyar.
Bunların hiçbiri yapay bir duygu durumu üretmekle ilgili değildir. Tıpkı diğer disiplinlerde odaklanmanın, zihnin sürüklenmesine izin vermek yerine onu tek bir şeye yöneltmek anlamına gelmesi gibi, bu da dikkatinize bir nesne vermekle ilgilidir. Bazı zikir seansları yine de yavan hissettirecektir. Bu, samimiyetiniz hakkında verilmiş bir hüküm değildir; farklı ruh hallerinde, farklı uyku düzenlerinde ve farklı haftalarda yapılan bir ibadetin son derece normal bir özelliğidir. Buradaki asıl talimat, denemek için hissiyatın kendiliğinden gelmesini beklemek değil, dayanak noktasını seçmeye devam etmektir.
Tüm bunların önemli olmasının —“edep” konusunun sadece bir dipnot değil de başlı başına bir makale konusu olmasının— nedeni, zikrin asıl amacıdır. Allah, zikrin sonucunu bir ihtimal olarak değil, inananların belirleyici bir özelliği olarak doğrudan şöyle tarif eder:
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
Bu huzur bir sonuç olarak tanımlanır; yani sadece ruh haliyle değil, bir yöntemle de ulaşılabilir bir şeydir. Geri dönebileceğiniz bir ortam seçin. Buna devam edebilmek için Allah’tan yardım isteyin. Dikkatinize, kelimelerin içinde tutunabileceği somut bir şey verin. Bir kez denenip bırakılan değil, günlere yayılarak tekrar edilen bu yöntem, İslam geleneğinin tarif ettiği edeptir. Ve bu, içinizden öylece geçip giden bir zikir ile kalbinize gerçekten yerleşen bir zikir arasındaki farkın ta kendisidir.
Eğer bu alışkanlığı inşa etmek için düzenli bir alan arıyorsanız —günün belirli saatleri için ayarlanmış, takibi kolay ve geri dönmesi pratik zikirler— Quran Gallery’nin Zikirler koleksiyonu tam da bunun için tasarlanmıştır.