Articles
Görünür Kılınan Ümmet: Hac Sizden Ne İster?
Hac, iman bağından başka hiçbir ortak noktası olmayan milyonlarca mümini tek bir kıyafette, tek bir yönde ve aynı ibadetlerde bir araya getirir. Peki bu toplanma, yanınızda duran mümin için size gerçekte ne gibi yükümlülükler getirir?
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
Arafat düzlüklerinde herhangi bir yerde durun ve etrafınıza bakın. Yanınızdaki adam sizinle aynı dili, aynı ülkeyi, aynı geliri veya aynı ten rengini paylaşmıyor olabilir. Ancak o da tıpkı sizin gibi dikişsiz iki parça beyaz beze bürünmüştür. Sizinle aynı yöne döner. Sizinle aynı amaç uğruna oraya gelmiştir. Müslümanların “ümmet” olarak adlandırdığı; hutbelerde ve manşetlerde içi boşaltılana dek savrulan o soyut kavram, birkaç günlüğüne kendi gözlerinizle görebileceğiniz ve bizzat içinde yer alabileceğiniz somut bir gerçeğe dönüşür.
Hac ümmeti yoktan var etmez. Yılın geri kalanında zaten var olması gereken bir hakikati gözler önüne serer ve ihramı çıkardığınızda sona ermeyecek bir sorumluluğu omuzlarınıza yükler.
Allah, müminler arasındaki ilişkiyi tek ve doğrudan bir cümleyle şöyle tarif eder:
وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ ٱللَّهُ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır [evliyâ]. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Allah’ın burada seçtiği kelime evliyâ kelimesidir; yani dostlar, koruyucular, birbirlerini savunmak ve desteklemekle yükümlü olan kimseler. Ayetin neyi söylemekten kaçındığına dikkat edin: Müminlerin sadece birbirlerinden hoşlandıklarını veya birbirlerine şefkat duyduklarını söylemez. Ortada bir ittifak olduğunu belirtir ve ardından bu ittifakı derhal ortak bir dizi sorumluluğa bağlar: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, namaz kılmak, zekât vermek, Allah’a ve Resulüne itaat etmek. Kur’an’da “velâ” (dostluk/bağlılık) kavramı, hiçbir zaman sorumluluktan bağımsız, havada uçuşan kuru bir hissiyat değildir. Bu, dininizi paylaşan insanlar için -özellikle de bizzat seçmediğiniz ve muhtemelen bir daha asla göremeyeceğiniz kişiler için- fiilen ne yaptığınızla ölçülen bir sadakattir.
Hac, bu ayetin yalnızca ilkesel olarak katıldığınız bir tanım olmaktan çıkıp, tam karşınızda duran ve bizzat bu ayetin muhatabı olan insanlarla dolu bir meydana dönüştüğü yerdir.
Sıradan hayatın insanları sınıflandırmak için kullandığı her türlü ayrım, ihrama girildiği an ortadan kalkar. Bir hükümdar ile onun evini temizleyen kişi, dikişsiz iki parça bezden oluşan aynı kıyafeti giyer. Hiçbirinin bir makam işaretine, marka bir etikete veya ben önemli biriyim diyen özel dikim bir kesime sahip olmasına izin verilmez. Her ikisi de namazda Kâbe’ye yönelir; her ikisi de aynı yedi şavtı döner; her ikisi de aynı saatte aynı Arafat’ta durup aynı Rabden aynı merhameti diler. Burada zenginlik Allah katında daha iyi bir konum satın alamaz, fakirlik de kimsenin derecesini düşüremez. Milliyet, dil ve soy; yani dış dünyanın kime saygı gösterileceğini belirlemek için kullandığı her şey burada sus pus olur.
Bu, sembolik bir güzellikten ibaret değildir. Bu, ümmetin kurucu iddiasının fiziksel bir gerçeklik olarak sahnelenmesidir: Allah’ın kulları arasında tanıdığı tek üstünlük takvadır ve hac, yeryüzünde iki milyon insana bunu aynı anda, aynı yerde hissettirmek için kurulmuş tek ortamdır.
Evliyâ (dost) olmak, aynı kalabalığın içinde durmakla ispatlanmaz. Yanınızdaki yabancıyı umursamaya devam etmek zor, yorucu veya zahmetli hale geldiğinde, o kalabalığın sizden ne talep ettiğiyle ispatlanır. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği iki şey, bu sorumluluğun pratikte tam olarak neye benzediğini açıklar.
“Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe [gerçek anlamda] iman etmiş olmaz.”
Bu hadis, İman Kitabı bölümünde, ibareli baskının 1/14 numaralı sayfasında kayıtlıdır. Peygamber bu sevgiyi, imana iliştirilmiş isteğe bağlı bir erdem olarak değil, bizzat imanın tanımının içine yerleştirir. Ve bu sevginin içsel olarak nasıl hissedilmesi gerektiğine dair de şöyle buyurur:
“Müminlerin birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve şefkat göstermedeki misali, tek bir bedenin misali gibidir: Bedenin bir uzvu rahatsızlandığında, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona katılır.”
Bu hadis, ibareli baskının 4/1999 numaralı sayfasında yer almaktadır. Birlikte okunduğunda, bu iki rivayet son derece bağlayıcı ve ciddi bir sorumluluğu tarif eder. Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemek; yürümeye mecali kalmamış yorgun bir hacının, sizin itip kakmanıza değil, sabrınıza mazhar olması demektir. Hacerülesved’e ulaşmaya çabalayan yaşlı bir kadının, yol açmak için savurduğunuz dirseğinizle değil, ona destek olan elinizle karşılaşması demektir. Arapçasını anlayamadığınız ve âdetleri size tuhaf gelen bir adamın, yine de ait olduğunuz bedenin bir uzvu gibi muamele görmesi demektir. Zira bizzat Peygamber’in tarifine göre, onun acısı ile sizin acınızın aynı sinir sistemi üzerinden hissedilmesi gerekir.
Eylem: Hac sırasında, dünyanın hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bölgelerinden gelen müminleri bilinçli olarak arayıp bulun. Hayatlarının nasıl olduğunu, toplumlarının nelerle mücadele ettiğini sorun. Öğrendiklerinizi evinize, kendi ailenize ve çevrenize taşıyın ki bu toplanmanın size kazandırdığı duyarlılık, kalabalık dağıldığı an buharlaşıp gitmesin.
İşin dürüstçe söylenmesi gereken kısmı şudur: Aynı kıyafeti giyen ve aynı yöne dönen iki milyon insan, otomatik olarak birbirinin kardeşi olmaz. Sizi başka bir kıtadan gelen bir yabancıyla omuz omuza getiren o aynı izdiham; Cemreler’de itiş kakışa, su kuyruğunda kırıcı sözlere ve bir metre ötede zorlanan yaşlı bir insana karşı kayıtsızlığa da pekâlâ yol açabilir. Çünkü fiziksel zorluk altındaki bir kalabalık, karakteri değiştirmekten ziyade onu açığa çıkarır. Kıyafetlerdeki tekdüzelik, kalplerdeki birlik demek değildir. Hac, ümmetin birliğinin gerçeğe dönüşebileceği ortamı sağlar; birliğin bizzat kendisini sunmaz. O kısmın hâlâ kişi kişi seçilmesi gerekir; hem de bunu seçmenin en zor olduğu o anlarda: Yorgun ve susuz olduğunuz, yolunuza çıkan birine öfkelenmenize sadece saniyeler kaldığı o anlarda.
İşte tam da bu yüzden, yukarıdaki iki rivayet kalabalığın büyüklüğünü değil, imanı ve kardeşliği tarif eder. Göz göze dahi gelmemiş iki mümin yine de “velâ” (dostluk) bağıyla birbirine bağlıdır; oysa yan yana duran iki milyon beden, otomatik olarak hiçbir şeye bağlı değildir.
Hacdan bunu gerçekten özümseyerek dönen bir hacı, somut ve gözlemlenebilir bir şekilde değişmiştir: Yapay sınırlar artık kayıtsızlık için bir bahane olmaktan çıkar. Dünyanın öbür ucunda zorluk çeken bir mümin, durumu sizi hiç ilgilendirmeyen bir yabancı değildir. O, bizzat Peygamber’in benzetmesiyle, sizin de ait olduğunuz bedenin bir uzvudur ve acı çeken bir uzuv, bedenin geri kalanının mantıken görmezden gelebileceği bir şey asla olamaz.
Eve döndüğünüzde bu duyarlılığın somut bir yere kanalize olması gerekir; aksi takdirde bu, yalnızca haccın ürettiği ve bir daha asla yenilenmeyen geçici bir histen ibaret kalır. Bunu eyleme dökmenin en dolaysız yolu duadır: Tanıştığınız ve asla tanışamayacağınız müminler için -mümkünse isimleriyle- Allah’a yakarmaktır. Quran Gallery’deki Zikirler koleksiyonu tam da bunun için sahih duaları barındırır; böylece başvurduğunuz kelimelerin o an doğaçlama söylenmiş değil, güvenilir kelimeler olduğundan emin olursunuz. Bu alışkanlığın ihramdan daha uzun ömürlü olmasını sağlayın. Haccın size gösterdiği ümmetin, hiçbir zaman Arafat düzlüklerinde kalması amaçlanmamıştı.