İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

On İki Rekât, Cennette Bir Köşk: Sünnet Namazlarında Devamlılığın Önemi

Sünnet namazlar, farzın ardına iliştirilmiş isteğe bağlı eklentiler değildir; farzdan önce kalbi ısıtır, farzdan sonra ise eksik kalanları onarırlar. İşte hadis literatürünün on iki rekât hakkında söyledikleri ve bu namazlarda devamlılığın neden önemli olduğu.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
6 dakikalık okuma

Çoğumuz sünnet namazları isteğe bağlı bir ibadet olarak görürüz; asıl yükümlülük yerine getirildikten sonra kılınan, vakit dar olduğunda kolayca atlanabilen bir “ekstra” gibi. Ancak bu, aradaki ilişkiyi tamamen tersinden okumaktır. Sünnet namazlar farzın etrafındaki birer süs değildir; farzın hakkıyla eda edilmesini sağlayan temel unsurlardır. Farzdan önce kıldığınızda kalbi yumuşatır, böylece farza durduğunuzda huşu içinde olmanızı sağlarlar. Farzdan sonra kıldığınızda ise farz namazda eksik kalan ne varsa sessizce onarırlar. Sünnetleri terk etmek, gününüzden sadece birkaç dakika tasarruf etmenizi sağlamaz; aksine, kılmayı niyet ettiğiniz namaz ile fiilen kıldığınız namaz arasındaki uçurumu kapatmak için Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tarif ettiği yegâne mekanizmayı ortadan kaldırır.

Tüm bunların çıkış noktası, namazı Kıyamet Günü’ndeki hesap defterinin ilk sırasına koyan bir hadistir. Ebû Hureyre, Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara aktarıp paylaşabileceği bir hadis istediğini ve kendisine şöyle buyrulduğunu rivayet etmiştir:

Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa kurtuluşa erer ve kazanır; eğer bozuk olursa hüsrana uğrar ve kaybeder. Farz namazında bir eksiklik çıkarsa, Azze ve Celle olan Rab şöyle buyurur: “Bakın bakalım, kulumun nafile namazı var mı? Varsa, farzındaki eksiklik onunla tamamlansın.” Sonra diğer amelleri de aynı şekilde hesaba çekilir.

Bu rivayet, baskısının 1/437–439. sayfalarında yer almaktadır ve Tirmizî’nin bizzat kendisi Ebû Hureyre’nin bu rivayetini hasen garîb olarak derecelendirmiştir.

Dikkatle okunduğunda, hadisin birbiriyle alakasız iki farklı namaz kategorisinden bahsetmediği görülür. Hadis, kendi içinde bir onarım mekanizması barındıran tek bir namazı tarif etmektedir. Farz, yükümlülüğü belirler; nafile namaz ise farz eksik kaldığında Allah’ın kontrol ettiği şeydir. Bu sadece bir müsamaha değil, aynı zamanda eksikliğin zaten bekleniyor olmasındandır. Hiç kimsenin huşusu (kalp huzuru) her namazda kusursuz bir şekilde varlığını koruyamaz. Sünnet, işte bu sisteme entegre edilmiş bir düzeltme mekanizmasıdır.

Bu düzeltme mekanizması iki yönlü çalışır ve namazın kılındığı yön, onun işlevini de değiştirir.

Farzdan önce kılınan bir sünnet, asıl gayretten önceki bir ısınma turu gibi işlev görür; gayretin kendisi değildir ancak bedeni ve dikkati buna hazırlar. Öğle veya sabah namazından önce iki ya da dört rekât kıyama durmak zihni yatıştırır, günün telaşını yavaşlatır ve daha farz başlamadan sizi Allah’ın huzuruna çıkarır. Böylece farza soğuk bir başlangıç yapmak yerine, zaten namaz kılıyor haldeyken geçiş yaparsınız.

Farzdan sonra kılınan bir sünnet ise tam tersi bir görev üstlenir: Onarır. Farz esnasında dikkatinizi dağıtan ne varsa; titreyen telefon, koptuğunuz bir âyet, otomatik pilota bağlayarak bitirdiğiniz bir rekât… Hepsi bu sayede ikinci bir şans bulur. Yukarıdaki hadiste tarif edilen mekanizma tam olarak budur: Allah, farz namazdaki eksiklikleri tamamlamak için nafile namazlara bakar.

Bu iki işlevin hiçbiri diğerinin yerini tutamaz ve sadece farzın içinde daha fazla çabalamakla da telafi edilemez. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), ümmetinden hiç kimsenin sürekli olarak ulaşamayacağı bir kusursuzluk beklemek yerine, onlara yapısal bir güvenlik ağı sunmuştur.

Bu güvenlik ağının merkezinde, revâtib olarak bilinen, beş vakit namaza bağlı, sınırları belirli on iki rekâtlık müekked sünnetler yer alır. Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşlerinden Ümmü Habîbe, onun şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Kim bir gün ve gecede on iki rekât namaz kılarsa, onun için cennette bir köşk inşa edilir: Öğleden önce dört, öğleden sonra iki, akşamdan sonra iki, yatsıdan sonra iki ve sabah namazından önce iki rekât.

Bu rivayet baskısının 1/440. sayfasında yer almaktadır ve Tirmizî, Anbese’den Ümmü Habîbe’ye uzanan bu senedi hasen sahîh olarak derecelendirmiştir.

On iki rekât büyük bir rakam değildir; kabaca tek bir farz namazın kıyam süresine denk gelir ve bütün bir güne yayılmıştır. Onu zorlu kılan şey miktarı değil, gerektirdiği devamlılıktır: Sabah ezanı henüz evi uyandırmadan önce iki rekât, mesai telaşı öğleyi yutmadan önce dört rekât, hemen ardından iki rekât, mutfak ve aile dikkatinizi çekerken akşamdan sonra iki rekât, gün çoktan tükenmişken yatsıdan sonra iki rekât. Bunlardan herhangi birini tek başına kaçırmak zararsız görünebilir. Ancak bunu bir alışkanlık haline getirmek, bu düzenin sessizce yok olup gitmesine neden olur.

On iki rekâtın en ağır payını öğle namazı taşır (öncesinde dört, sonrasında iki rekât) ve başka bir hadis, tam da bu eşleşmeyi kendine has bir müjdeyle öne çıkarır. Ümmü Habîbe, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Kim öğleden önce dört ve öğleden sonra dört rekât namaza devam ederse, Allah onu ateşe haram kılar.

Bu hadis, baskısının 2/449. sayfasında yer almaktadır. Editörler, bu senedin kendi içindeki bir kopukluğa rağmen, Ümmü Habîbe’ye ulaşan diğer yollarla desteklendiği için hadisin hasen olduğunu belirtmişlerdir.

Kullanılan fiile dikkat edin: Sadece bir kez kılmak değil, devam etmek (muhafaza etmek). Bu mükâfat, şans eseri bir kez kılan kişiye değil, bu sekiz rekâtı günün sabit bir parçası haline getirip ona sımsıkı tutunan kişiye vaat edilmiştir. Öğle namazı mesai gününün tam ortasına denk gelir ki bu, nafile bir namazı kılmamak için kendinizi en kolay ikna edebileceğiniz zamandır. İşte bu yüzden hadis, bu bahanelere sığınmama disiplinini ödüllendirmektedir.

Bu on iki rekât içinde bir çift vardır ki, kendine has eşsiz bir övgüye mazhar olmuştur: Sabah namazından önceki iki rekât. Hz. Âişe, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Sabah namazının iki rekât sünneti, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.

Bu rivayet, baskısının 1/501. sayfasında yer almaktadır.

Bu iki rekât, aynı zamanda Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer tüm nafile namazlardan daha kısa tuttuğu ve farz olan sabah namazına geçmeden önce sadece kısa bir kıraatle kıldığı namazdır. Bu uygulamanın içinde barındırdığı ders üzerinde durmaya değer: Bu rekâtların değeri hiçbir zaman uzunluklarıyla ilgili olmamıştır. Kasten kısa tutulmuşlardır; böylece ne uyku, ne uykusuz geçen bir gece, ne de doğrudan farza yetişme telaşı onları terk etmek için bir bahane olmasın.

İkindi namazından önceki sünnet bu on iki rekâtın dışında kalır (müekked revâtib sünnetlerden değildir) ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yine de onu kendi duasıyla özel kılmıştır. İbn Ömer, onun şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

İkindiden önce dört rekât namaz kılan kimseye Allah rahmet etsin.

Müsned-i Ahmed, bu rivayeti baskısının 10/188. sayfasında kaydetmiş ve editörler senedini hasen olarak derecelendirmiştir.

Çoğu insanın adını bile duymadığı bir nafile namaz için Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat sizin adınıza yaptığı bir duayı karşılıksız bırakmak akıl kârı değildir. İkindi, genellikle mesai bitiminin telaşına sıkışan bir namazdır; tam da bu yüzden bu sünneti kaybetmek çok kolaydır ve bilinçli bir şekilde muhafaza edilmeyi hak eder.

Tüm bunların, ahiretteki mükâfatla hiçbir ilgisi olmayan pratik bir faydası da vardır. Eğer mescide —ya da sadece seccadenin başına— farzdan önce sünneti kılacak kadar erken gitmeyi alışkanlık haline getirirseniz, gecikmelere karşı kendi güvenlik payınızı oluşturmuş olursunuz. Yoldaki bir gecikme, abdesthanedeki yavaş ilerleyen bir sıra, bir dakika daha ilgi isteyen bir çocuk… Tüm bunlar, tam vaktinde farza yetişmek yerine sünnet için erken gitmeyi planladığınızda oluşturduğunuz o tampon süre tarafından emilir. Sadece farzı hedeflerseniz, en ufak bir gecikme size iftitah tekbirine mal olur. Önce sünneti hedeflerseniz, aynı gecikme hissedilmez bile.

İkinci asrın âlim ve muhaddislerinden Abdullah b. Mübârek’in, tüm bu ilişkiyi İbn Kayyim’in Medâricü’s-Sâlikîn adlı eserinde korunan tek bir cümleyle özetlediği nakledilir:

Edebi hafife alan, sünnetlerden mahrum bırakılmakla cezalandırılır. Sünnetleri hafife alan, farzlardan mahrum bırakılmakla cezalandırılır. Farzları hafife alan ise Allah’ı tanımaktan (marifetullahtan) mahrum bırakılır.

Bu söz, baskısının 2/360. sayfasında yer almaktadır.

Bu bir tesadüf değil, birbirine bağlı bir zincirdir: Küçük ihmaller, büyük ihmallerin habercisidir. Hiç kimse bir gün uyanıp da farz namazları aniden terk etmez. Her şey daha küçük başlar; gün yoğun olduğu için atlanan bir sünnet, ardından “bir kere atlamakla görünürde bir şey değişmedi” diyerek tekrar atlanan bir diğeri… Ta ki farzı koruması gereken o alışkanlık sessizce aşınıp yok olana ve farzın kendisi elden kayıp gitmeye başlayana dek.

On iki rekâtın tamamını hayatınıza bir anda dâhil etmek zorunda değilsiniz. Sabah namazından önceki iki rekâtla başlayın; kısa, kasten öz tutulmuş ve tüm bu set içindeki en güçlü övgüye mazhar olmuş o iki rekâtla. Ardından öğleden önceki dört rekâtı ekleyin, zira onlar günün en ağır yükünü çeken namazın temelini oluşturur. Oradan dışa doğru inşa etmeye devam edin.

Quran Gallery namaz vakitleri aracı, her bir farzın tam olarak ne zaman başladığını size gösterecektir ki bu aynı zamanda “önceki” sünnetin vaktinin kapandığı andır. Bu aracı sadece vaktinde değil, erken gitme alışkanlığını kazanmak için kullanın.

Allah bizleri sünneti de farz kadar özenle muhafaza edenlerden ve her ikisinden de asla mahrum bırakılmayanlardan eylesin.