Articles
Yolculuğa Çıkmadan Hac Sevabı Kazanmak: Tek Tek İncelenen Beş Rivayet
Beş farklı rivayet, sıradan amellere Hac veya Umre sevabı vadediyor: Zikirle geçirilen bir sabah vakti, ilim öğrenmek için mescide yürümek, Ramazan'da yapılan umre ve anne babaya hizmet. Her bir rivayet kaynağındaki sayfasına kadar incelendi, sıhhat dereceleri yalnızca kaynakta belirtildiği şekliyle aktarıldı ve hiçbirinin ortadan kaldırmadığı o önemli şarta değinildi.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 7 dakikalık okuma
Zilhicce ayında bu yazıyı okuyan pek çok kişi Mina’da değil. Masa başında, mutfakta veya yoldalar; başkalarının bizzat yaşadığı bu mevsimi ekranlardan takip ediyorlar. Aşağıdaki rivayetleri, büyük ödüle ulaşamayanlara sunulan küçük bir teselli payı gibi okumak işten bile değil. Ancak durum tam olarak böyle değil. Dikkatle okunduğunda, her bir rivayetin belirli ve sıradan bir ameli işaret ettiği ve kaynakların bu amele Hac veya Umre kelimeleriyle ifade edilen bir mükafat bağladığı görülür. Bunun sebebi o amelin bizzat Hac olması değil, kalbin ortaya koyduğu bu iki eylemin birbirine o kadar yakın olması ve mükafatın aynı terimlerle tarif edilmesidir.
Bu beş rivayete geçmeden önce şunu belirtmek gerekir: Aşağıda sayılanların hiçbiri, hacca gitmeye gücü yeten bir kimsenin üzerinden hac farizasını düşürmez. Bu rivayetleri aktaran her alim, bunları henüz hac kendisine farz olmayanlar veya hastalar, yoksullar ve ömründe yapacağı o tek hac ibadeti henüz önünde duran mazeret sahipleri için aktarmıştır. Allah ﷻ, Kur’an’da bu farizayı yerine başka bir şey konulamayacak şekilde şöyle ifade eder:
… وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلْبَيْتِ مَنِ ٱسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا ۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ … Yoluna gücü yetenlerin o Evi (Kâbe’yi) haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilmelidir ki, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir.
Başka bir amelin mükafatını hacca benzeten bir rivayet, bu ayete karşıt olarak değil; ayetin henüz muhatap almadığı okuyucular için, ayetle birlikte okunmalıdır. Bu gerçeği aklımızda tutarak, “gitmeden hac sevabı kazanmak” başlığıyla dilden dile dolaşan beş rivayeti, bizzat yazıldıkları kaynaklardan kontrol ederek inceleyelim.
Bu beş rivayet arasında en çok alıntılananı budur ve kaynağı oldukça nettir. Enes b. Mâlik’in aktardığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
مَنْ صَلَّى الْغَدَاةَ فِي جَمَاعَةٍ ثُمَّ قَعَدَ يَذْكُرُ اللهَ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ كَانَتْ لَهُ كَأَجْرِ حَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikreder, sonra da iki rekat namaz kılarsa, ona tam bir Hac ve Umre sevabı verilir.
— Sünen-i Tirmizî, 586 numaralı hadis, baskısı, 1/582. sayfa. Tirmizî, hadisi aktardıktan hemen sonra bizzat şöyle yazar: “hâzâ hadîsun hasenun garîb” — bu hasen, garîb (sadece kaydettiği tek bir senet üzerinden rivayet edilen) bir hadistir. Bu derecelendirme, sonradan gelen bir editörün dipnotu değil, bizzat Tirmizî’nin kendi kitabının metninde yer alan kendi değerlendirmesidir.
Rivayetin devamında Peygamberimiz aynı kelimeyi üç kez tekrarlar: tâmmeh, tâmmeh, tâmmeh (tam, tam, tam). Birçok ravi bu kısmı da aynı hadisin bir parçası olarak muhafaza etmiştir. Burada yolculuk gerektiren hiçbir şey yoktur: Bir mescit, oturacak bir yer ve sabah namazı için zaten uyanık geçirilen bir saat yeterlidir.
Ebû Ümâme’den gelen ikinci bir rivayet, benzer bir mükafatı çok daha küçük bir amele bağlar; namazdan sonra beklemeyi değil, sadece namaza belirli bir hal üzere gelmeyi şart koşar:
مَن خرج من بيتِه مُتطهراً إلى صلاةٍ مكتوبةٍ فأجرُه كأجر الحاجِّ المُحرِم Kim evinden abdestli olarak farz bir namaza çıkarsa, onun mükafatı ihrama girmiş bir hacının mükafatı gibidir.
— Sünen-i Ebû Dâvûd, 558 numaralı hadis, baskısı, 1/418. sayfa. Bu baskının editörü Şuayb el-Arnaût aynı sayfada şu notu düşer: “isnâduhû sahîh” — senedi sahihtir.
Hadisin devamında, kuşluk vakti kılınan nafile namazın mükafatı umreye; aralarında boş söz konuşulmaksızın birbiri ardına kılınan iki namazın mükafatı ise “İlliyyîn’e yazılan” bir amele benzetilir. Bizim burada üzerinde durduğumuz kısım, haccın adının geçtiği ilk cümledir. Ancak hadisin bütününde ne yapılmak istendiğine dikkat etmek gerekir: Burada özel bir durumdan bahsedilmiyor. Bir müminin zaten her gün kıldığı beş vakit namaz anlatılıyor ve bu namazlara hangi haletiruhiye ile gelindiğine değer biçiliyor.
Aynı raviden, Ebû Ümâme’den gelen ve Taberânî’nin aktardığı bir başka rivayet, üçüncü bir sıradan amele işaret eder:
مَن غَدا إلى المسجدِ لا يريد إلاّ أنْ يتعلم خيراً أو يُعلِّمه، كان له كأجرِ حاجٍّ، تامّاً حجَّتُهُ Kim sadece hayırlı bir şey öğrenmek veya öğretmek niyetiyle erkenden mescide giderse, ona haccını eksiksiz yerine getirmiş bir hacının mükafatı verilir.
— Sahîhu’t-Tergîb ve’t-Terhîb, 86 numaralı hadis, adlı eserin 1/145. sayfası. Elbânî burada hadisi hasen sahîh olarak derecelendirir ve senedin Taberânî’nin el-Mu’cemü’l-Kebîr adlı eserine dayandığını belirtir. Bu senedi “sakıncasız” (lâ be’se bihî) olarak nitelendirirken, Hâfız el-Irâkî’nin de ayrıca ceyyid (iyi) olarak değerlendirdiğini kaydeder. Aynı sayfada, Hâkim’in el-Müstedrek adlı eserinde yer alan ve mükafatı ikiye bölen bir versiyona da dikkat çekilir: Mescitteki genel iyi niyet umre sevabı kazandırırken, özel olarak bir şey öğrenmek veya öğretmek tam bir hac sevabı kazandırır. Hâkim bu versiyonu Buhârî’nin şartlarına göre sahih kabul etmiş, Zehebî de ona katılmıştır.
Bu rivayet, dikkatsizce aktarıldığında beş rivayet arasında asıl değerinden daha güçlüymüş gibi gösterilmeye en müsait olanıdır. Sonraki dönemlerde derlenen bazı eserler sadece metni alıntılayıp derecelendirmeyi atlamıştır. Ancak derecelendirmeyi yerine koyduğunuzda, rivayetin birden fazla yolla hasen derecesine ulaştığı görülür; yani sadece dilden dile dolaşan bir söz değil, gerçekten sıhhat derecesi tespit edilmiş bir hadistir.
İlk üçünün aksine, bu rivayetin herhangi bir editörün derecelendirmesine ihtiyacı yoktur; zira Buhârî ve Müslim’in üzerinde ittifak ettiği Sahîh-i Buhârî’de yer almaktadır. İbn Abbâs’ın aktardığına göre, Peygamberimiz kendi haccından döndükten sonra Ensar’dan Ümmü Sinân adlı bir kadına neden kendisine katılmadığını sormuştur:
لَمَّا رَجَعَ النَّبِيُّ مِنْ حَجَّتِهِ، قَالَ لِأُمِّ سِنَانٍ الْأَنْصَارِيَّةِ: مَا مَنَعَكِ مِنَ الْحَجِّ، قَالَتْ: أَبُو فُلَانٍ، تَعْنِي زَوْجَهَا، كَانَ لَهُ نَاضِحَانِ حَجَّ عَلَى أَحَدِهِمَا، وَالْآخَرُ يَسْقِي أَرْضًا لَنَا. قَالَ: فَإِنَّ عُمْرَةً فِي رَمَضَانَ تَقْضِي حَجَّةً مَعِي Peygamber haccından döndüğünde, Ensarlı Ümmü Sinân’a: “Seni hac yapmaktan alıkoyan neydi?” diye sordu. Kadın: “Ebû Falan’ın (kocasını kastederek) su taşıyan iki devesi vardı; biriyle kendisi hacca gitti, diğeriyle de arazimizi suluyor” dedi. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Ramazan ayında yapılan bir umre, benimle birlikte yapılmış bir hacca bedeldir.”
— Sahîh-i Buhârî, 1863 numaralı hadis, baskısı, 3/19. sayfa.
Bu rivayeti havada uçuşan bir slogan gibi değil, kendi bağlamı içinde okumakta fayda var. Ümmü Sinân, hac ile daha küçük bir amel arasında seçim yapıyor değildi; ailenin işe yarayan tek devesi zaten sulama işine ayrılmıştı ve o yıl hacca gitmek için gerçekten hiçbir imkanı yoktu. Peygamberimiz ona farziyetin ortadan kalktığını söylemedi; imkansızlıklar içinde onun için hangi kapının açık olduğunu gösterdi. Bu yazıdaki her rivayetin ortak noktası da budur: Kâbe’ye giden yolu şimdilik kapalı olan birine verilen bir cevap.
Bu, diğer dördüne en az benzeyen rivayettir ve nedenini tam olarak açıklamak gerekir. Elimizdeki hadis kaynaklarının hiçbirinde “anne babaya iyilik etmenin” doğrudan hac veya umre kelimeleri kullanılarak bu ibadetlere denk tutulduğu bir hadis yoktur. Kaynakların sahih ve sıkça alıntılanan bir rivayette, Abdullah b. Amr’dan aktararak söyledikleri şudur:
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ فَاسْتَأْذَنَهُ فِي الْجِهَادِ، فَقَالَ: أَحَيٌّ وَالِدَاكَ. قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ Bir adam Peygamber’e gelerek cihada çıkmak için izin istedi. Peygamber: “Anne baban hayatta mı?” diye sordu. Adam: “Evet” dedi. Peygamber: “Öyleyse onlar(a hizmet) uğrunda cihad et” buyurdu.
— Sahîh-i Buhârî, 2842 numaralı hadis, baskısı, 3/1094. sayfa; aynı zamanda Müslim tarafından da rivayet edilmiştir. Bu baskının editör notunda Peygamberimizin cevabı açıkça şöyle yorumlanır: Çabanı onları hoşnut etmeye ve onlara hizmet etmeye harca, böylece sana Allah yolunda cihad sevabı yazılsın.
Bu hadis, bizzat Buhârî’nin kendi ifadeleriyle cihad hakkındadır ve içinde hiçbir yerde hac geçmez. Ancak fakihler, hadisin kendi mantığından yola çıkarak —anne babanın hakkının, hangi ibadet olursa olsun nafile bir ibadetten üstün olduğu mantığıyla— bu hükmü doğrudan hac ve umreye de kıyas etmişlerdir. Hanbelî fıkhına dair bir eser, bu genişletmeyi bir hadis olarak değil, bir fıkhi hüküm olarak belirtir ve delil olarak da aynı rivayeti gösterir:
وَلِكُلِّ مِنْ أَبَوَيْ حُرٍّ بَالِغٍ مَنْعُهُ مِنْ إِحْرَامٍ بِنَفْلٍ مِنْ حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ، كَنَفْلِ جِهَادٍ Akıl baliğ ve hür bir kimsenin anne babasından her birinin, tıpkı nafile cihadda olduğu gibi, onu nafile bir hac veya umre için ihrama girmekten alıkoyma hakkı vardır.
— İbnü’n-Neccâr el-Fütûhî’nin Şerhu Müntehe’l-İrâdât adlı eseri, baskısı, 4/18. sayfa. Eser daha sonra bu hadisi delillerinden biri olarak sayar ve aynı hükmün Mâlik, Şâfiî ve alimlerin çoğunluğu tarafından da benimsendiğini aktarır.
Açıkça ifade etmek gerekirse: Kaynaklar “anne babana hizmet et ve hac sevabı kazan” demez. Daha dar kapsamlı ve aslına bakılırsa daha sağlam bir şey söylerler: Bir anne baba, tıpkı nafile cihaddan alıkoyabildikleri gibi, çocuklarını nafile bir hac veya umreden de yasal olarak alıkoyabilirler. Çünkü onlarla ilgilenmek, o ibadetin dolduracağı yeri zaten doldurmaktadır. Eğer bu yıl Mina’da olmamanızın sebebi anne babanızsa, kaynakların size sunduğu şey tam olarak yukarıdaki iki hükümdür: İsimleri değiştirilmiş bir etiket değil, nafile bir haccın önüne geçemeyeceği, üzerinizdeki o büyük haktır.
Birlikte okunduğunda, bu beş rivayet tek bir şeye işaret eder: Gönlünü Kâbe’ye bağlamış birinin, o an için kendisine hangi kapı açıksa çabasını oraya yöneltmesi. Bu kapı ulaşabileceğiniz bir mescit, sabah namazından sonraki iki rekat, her yıl gelen Ramazan ayı veya yan odadaki anne babanız olabilir. Bunların hiçbiri haccın etrafından dolanmak için bir kestirme yol değildir ve bir yıl içinde beşini birden yapmak da bir hacca bedel olmaz; her biri kendi şartları içinde neyse odur, daha fazlası değil.
Ve bu yazının başından beri etrafında dolaştığı o önemli şart: Eğer Allah ﷻ size bu yolculuğa çıkacak imkanı ve sağlığı verdiyse ve siz henüz gitmediyseniz, bu beş rivayet henüz sizin için değildir. Bunlar, yukarıdaki ayetin zaten muaf tuttuğu kişiler için yazılmıştır; beklemek için hala bahaneler arayanlar için değil.
Eğer yukarıda herhangi bir sayfa numarasını yanlış aktardıysak, bir senedi yanlış derecelendirdiysek veya bir çeviriyi Arapça metnin desteklediğinden daha öteye taşıdıysak, lütfen bize bildirin. Bu sayfadaki her alıntı, sadece güvenilmekle kalmayıp kontrol edilebilmesi için alındığı basılı sayfaya bağlantı vermektedir.
Allah ﷻ, bu Zilhicce ayında Kendi Evi’ne yönelen her kalbi, ister oraya kendi ayaklarıyla yürüyerek gitmiş olsun, isterse yerinden hiç kalkmayan bir sandalyeden yönelmiş olsun, kabul buyursun.