Articles
Mescit Adabıyla Amel Etmek: Allahu Ekber Demeden Önce Sizi Neler Hazırlar
Mescit ziyareti daha evden çıkmadan başlar ve ezan sizden sessizlikten çok daha fazlasını ister. Yedi nebevi edep ve çağrıya gerçekten icabet eden sözler — her birinin kaynağı, açıp okuyabileceğiniz matbu sayfalara dayandırılmıştır.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 5 dakikalık okuma
Cemaatle kılınan namaz tekbirle başlamaz. Abdest alırken, yolda yürürken ve mescidin eşiğinde başlar; oraya hangi hal üzere vardığınızda ve belki de daha önce binlerce kez duyduğunuz bir çağrıya ne kadar dikkat kesildiğinizde gizlidir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu anların her birine, sırf bir ritüel olsun diye değil, Yaratıcınızın huzuruna çıkmaya bir hazırlık olsun diye belirli edepler atfetmiştir. Aşağıda bu edeplerden yedisini ve ezanı sadece duymak yerine ona gerçekten icabet etmenin ne anlama geldiğini bulacaksınız.
Ebû Hureyre, Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kim evinde temizlenir, sonra da Allah’ın farzlarından birini yerine getirmek için Allah’ın evlerinden birine yürürse, attığı iki adımdan biri bir günahı siler, diğeri ise onun derecesini yükseltir.” Buradaki mükafat sadece mescide varmak için değil, yürüyüşün her bir adımı içindir; işte bu yüzden abdestin yeri mescidin kapısı değil, evdir. Bu hadis, adlı eserin 1/462 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır.
Câbir bin Abdullah, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sarımsak, soğan veya pırasa yiyen kimsenin kokusu gidene kadar mescitten uzak durmasını emrettiğini ve “Çünkü Âdemoğullarının rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur” buyurduğunu rivayet eder. Bu talimat aslında sebzelerle ilgili değildir. Önlenebilir bir durumun, yanınızdaki kişinin namazına odaklanamamasına sebep olmasına izin vermemekle ilgilidir. Bu rivayet, adlı eserin 1/395 numaralı matbu sayfasında yer almaktadır.
Allah bunu bir hadisin içine gizlenmiş bir tavsiye olarak değil, doğrudan emreder:
۞ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ خُذُوا۟ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
Burada kastedilen ziynet; temiz, uygun kıyafetler ve erkekler için güzel bir kokudur. Bu bir gösteriş değildir; saygı duyduğunuz biri için daha özenli giyinmenizi sağlayan o doğal duygunun ta kendisidir. Ebû Hureyre’nin başka bir rivayetinde, bir adamın güzel kıyafetler ve güzel ayakkabılar istemenin başlı başına bir kibir olup olmadığını sorması üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah güzeldir, güzelliği sever.” Bu hadis, adlı eserin 1/93 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır.
Ebû Hureyre, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kamet getirildiğinde namaza koşarak gelmeyin; yürüyerek ve sekinet (sükûnet) içinde gelin. Yetiştiğiniz kadarını kılın, kaçırdığınızı ise tamamlayın.” Koşmak aslında kendi amacıyla çelişir: Tam da huşu içinde olmanız gereken o anda, nefes nefese ve dikkatiniz dağılmış bir halde varırsınız. Bu rivayet, adlı eserin 1/308 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır.
Ebû Katâde, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Sizden biriniz mescide girdiğinde, iki rekat namaz kılmadan oturmasın.” Tahiyyetü’l-mescid isteğe bağlı bir nezaket kuralı değildir; dinlenmek de dahil olmak üzere, başka her şeyden önce mescide verilmesi gereken bir selamdır. Bu hadis, adlı eserin 1/391 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır.
Her gün, günde beş vakit duyulan bir ses, zamanla hayatın arka planında kaybolmaya yüz tutar. Bu, kimsenin imanındaki bir eksiklik değil, işitme duyusunun olağan işleyişidir. Ancak ezan bir arka plan gürültüsü olmak için okunmaz. O bir çağrıdır ve sizi çağırdığı şey de çok sık tekrarlandığı için bu kadar sık tekrarlanır. Onu şahsınıza yapılmış bir çağrı olarak değil de ortamdaki sıradan bir ses gibi algılamak, bu listedeki edepler arasında farkına varmadan kaybedilmesi en kolay olanıdır; işte tam da bu yüzden, sadece takınılacak bir tavırla değil, söylenecek sözlerle birlikte gelir.
Ömer bin Hattab, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle öğrettiğini rivayet eder: Kim müezzinin ardından ezanın her cümlesini tekrar ederse —tekbire karşı tekbir, şehadete karşı şehadet— namaza ve kurtuluşa çağrı olan o iki cümlede (hayye ale’s-salâh, hayye ale’l-felâh) bunun yerine “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” diyerek karşılık vermelidir. Yani, Allah’ın yardımı olmadan insanın durumunu değiştirecek hiçbir güç, iyiliği elde edecek veya kötülüğü defedecek hiçbir kuvvet yoktur. Hadis, kalpten gelerek söylenen son “lâ ilâhe illallah” cümlesiyle biter ve bunu söyleyen kimsenin Cennet’e gireceği müjdelenir. Bu rivayet, adlı eserin 1/289 numaralı matbu sayfasında kayıtlıdır.
Bu değişiklik kasıtlıdır. Ezanın diğer tüm cümleleri, kolayca tasdik edebileceğiniz beyanlardır: Allah en büyüktür, Muhammed O’nun elçisidir. Fakat “namaza gelin” ve “kurtuluşa gelin” ifadeleri bir beyan değil, bir çağrıdır ve bir çağrıyı onu yapana aynen iade etmek tuhaf olurdu. Bunun yerine bir itirafla cevap verirsiniz: Kendi gücünüzle buna doğru bir adım bile atamayacağınızı, ancak Allah’ın size verdiği güçle bunu yapabileceğinizi kabul edersiniz.
Enes bin Mâlik, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez.” Bu aralıktaki fırsatların çoğu değerlendirilmeden geçip gider. Bu hadis, adlı eserin 1/253 numaralı matbu sayfasında yer almaktadır. Yukarıdaki sözleri bitirmek ile namazın kendisi arasında, dua etmek için ayrılmış kısa ve özel bir vakit vardır; sırf kimse size orada olduğunu söylemediği için bu vaktin sessizlik içinde geçip gitmesine izin vermek çok kolaydır.
Bu yedi edebin hiçbiri tek başına zor değildir: Güzelce abdest alın, kötü kokulardan kaçının, özenli giyinin, sekinetle yürüyün, oturmadan önce namaz kılın, ezana doğru sözlerle icabet edin ve kametten önceki o boşlukta dua edin. Bunların hiçbiri, evinizde veya mescide giderken halihazırda sahip olmadığınız bir şeyi gerektirmez. Gerektirdikleri tek şey, namazın tekbirden daha önce başladığına önceden karar vermek ve ardından bu kararın gerektirdiği küçük, tekrarlanabilir şeyleri, sadece hak verdiğiniz ama bir türlü hayata geçirmediğiniz tavsiyeler olarak görmek yerine fiilen uygulamaktır. Bunlar hep birlikte, mescide yürüyüşü sıradan bir gidiş geliş olmaktan çıkarıp namazın ilk bölümü haline getirir; böylece “Allahu Ekber” dediğinizde, dikkatinizi sıfırdan toplamaya çalışmazsınız, çünkü evden çıktığınız andan itibaren zaten hazırlanmaktasınızdır.
Bir sonraki namazınızı ve şehrinizdeki tam vaktini Namaz Vakitleri aracımızla planlayabilir ve A’râf Suresi’nin tamamını, mealiyle birlikte Kur’an okuyucumuzdan okuyabilirsiniz.
Eğer burada yanlış yaptığımız bir şey varsa —bir çeviri, bir atıf, bir sayfa numarası— bize bildirin, bunu açıkça düzeltelim. Bu sayfadaki her alıntının, alındığı matbu sayfayı açmasının yegâne sebebi budur.
Allah ﷻ, Kendi evine yürümeyi bize namazın kendisi kadar sevdirsin.