Articles
Abdest: Namazın Kıyamdan Önceki Kısmı
Kur'an yıkanmayı emreder ve ardından, alışılmadık bir şekilde, bunun nedenini açıklar. Rivayetlere göre suyun alıp götürdükleri, abdestten sonra söylenen sözlerden hangilerinin gerçekten sabit olup hangilerinin olmadığı ve kendisinden sonraki namazdan ziyade yıkanmaya ait olan iki rekat.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 9 dakikalık okuma
Çoğu insan için namaz tekbirle başlamaz. Bir iki dakika önce, bir musluğun başında, bir işi bitirip diğerine başlama arasındaki o boşlukta başlar. Kur’an bu dakikayı emre bir hazırlık aşaması olarak görmez. Bizzat emrin içindedir; namaz kılma emri ile yıkanma emri aynı cümlede gelir:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ … Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın)…
Hüküm bildiren ayetler nadiren kendi gerekçelerini açıklar. Ancak bu ayet, kendi kapanış cümlesinde bunu yapar:
… مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَـٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Belirtilen amaç sadece temizlik değildir. Amaç taharet ve tamamlanmış bir nimettir; ki aynı anda başka bir şey gerçekleşmiyorsa, sadece kollarınızı yıkamak hakkında söylenmesi garip bir ifadedir. Abdestle ilgili rivayetler, dikkatlerinin çoğunu işte bu “başka bir şeye” verir.
Bu rivayetlerin en detaylı olanı, bedeni uzuv uzuv ele alır ve yıkanan her bir bölgeyi o bölgenin işlediği belirli bir günahla eşleştirir:
إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ، فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ، فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلَاهُ مَعَ الْمَاءِ، حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ Müslüman kul abdest alıp yüzünü yıkadığında, gözleriyle bakarak işlediği her günah suyla birlikte yüzünden dökülür. Ellerini yıkadığında, elleriyle tutarak işlediği her günah suyla birlikte ellerinden dökülür. Ayaklarını yıkadığında, ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah suyla birlikte dökülür; ta ki günahlarından arınmış olarak çıkana dek.
— Sahih-i Müslim, baskısı, sayfa 1/215, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir
Osman b. Affân’dan gelen ikinci bir rivayet, bu arınmanın ulaştığı noktaya dair okuyup geçmesi zor bir sınır çizer: Günahlar bedeni tırnakların altından bile terk eder. Ancak cümle bir şartla başlar: “Kim abdest alır ve onu güzelce alırsa.” Bu hadis, aynı bölümün hemen arka sayfasında, baskısı sayfa 1/216’da yer almaktadır.
Bu şart, asıl işi yapan kısımdır. Her iki rivayette de suyun sadece tene değmesiyle ilgili bir durum yoktur; her ikisi de hakkıyla ve dikkatle yapılan bir yıkamaya bağlıdır. Bu da abdest alırken aklınızda tutabileceğiniz somut bir şey verir ve bu, manevi olmaya yönelik belirsiz bir niyet değildir. Bu bir iç muhasebedir. Rivayet zaten kategorileri isimlendirmiştir: Neye baktığınız, ellerinizin ne yaptığı, ayaklarınızın sizi nereye götürdüğü. Dolayısıyla, siz kollarınızı yıkarken bu tefekkür kendiliğinden şekillenir.
Peygamber’in (Allah’ın salat ve selamı onun üzerine olsun) ayrıca isimlendirdiği bir abdest türü vardır ve bu, zor olanıdır:
أَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ؟ قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ، وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ، وَانْتِظَارُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الصَّلَاةِ، فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ “Allah’ın hataları silmesine ve dereceleri yükseltmesine vesile olan şeyleri size göstereyim mi?” “Elbette, ey Allah’ın Resulü” dediler. Şöyle buyurdu: “Zorluklara rağmen abdesti tam almak, mescitlere çokça adım atmak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribât budur.”
— Ṣaḥīḥ Muslim, baskısı, sayfa 1/219, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir
Metnin ağırlığını iki kelime taşır. Mekârih, insanın hoşlanmadığı ve külfetli bulduğu şeylerdir; bu baskıyla birlikte basılan şerh, bunu şiddetli soğukta veya suya dokunmanın acı vereceği kadar hastayken abdest almak olarak açıklar. Ribât ise düşmana karşı bir sınır karakolunu tutmak anlamına gelir: Terk edildiğinde bir şeylerin sızmasına yol açacağı için, zorlu bir yerde sebat edip beklemektir.
Yani karanlık bir kış sabahındaki soğuk musluk, ibadetin önündeki bir engel değildir. Bu rivayete göre o, ibadetin ta kendisidir ve hissettiğiniz o isteksizlik, hesaba katılan kısımdır. Bu bakış açısı değişikliği, en isteksiz olduğunuz günlerde daha çok önem kazanır ki muhtemelen bu hadisin söylenme amacı da tam olarak budur.
Rivayetler aynı zamanda bir mezarlık sahnesinde, ölümden sonra da abdeste bir rol biçer:
السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ، وَدِدْتُ أَنَّا قَدْ رَأَيْنَا إِخْوَانَنَا “Selam size ey müminler yurdunun sakinleri! İnşallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimizi görmüş olmayı ne çok isterdim.”
Orada bulunan Sahabeler, kendilerinin onun kardeşleri olup olmadığını sordular ve onların Sahabeleri olduğu, kardeşlerinin ise henüz gelmemiş olanlar olduğu cevabını aldılar. Hiç karşılaşmadığı insanları nasıl tanıyacağı sorulduğunda ise kendi sorusuyla cevap verdi:
أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ رَجُلًا لَهُ خَيْلٌ غُرٌّ مُحَجَّلَةٌ بَيْنَ ظَهْرَيْ خَيْلٍ دُهْمٍ بُهْمٍ، أَلَا يَعْرِفُ خَيْلَهُ؟ قَالُوا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: فَإِنَّهُمْ يَأْتُونَ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنَ الْوُضُوءِ، وَأَنَا فَرَطُهُمْ عَلَى الْحَوْضِ “Söylesenize, bir adamın simsiyah atlar sürüsü içinde alınları ve ayakları beyaz nişanlı atları olsa, kendi atlarını tanımaz mı?” “Elbette tanır, ey Allah’ın Resulü” dediler. Şöyle buyurdu: “Onlar abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları beyaz nişanlı olarak gelecekler ve ben havuzun başında onları bekliyor olacağım.”
— Ṣaḥīḥ Muslim, baskısı, sayfa 1/218, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir
Hadisi sadece tanınma kısmında bırakmayıp asıl sonuna kadar okumakta fayda vardır, çünkü hadis orada bitmez. Aynı rivayet, bazılarının o havuzdan kayıp bir devenin kovulduğu gibi kovulacağını, onun onlara sesleneceğini ve kendisine, onların ondan sonra değiştiklerinin söyleneceğini belirterek devam eder. Bu işaret bir garanti olarak değil, bir tanınma vesilesi olarak tanımlanmıştır. Hadisin sadece iç ısıtan yarısını anlatıp ikinci yarısını atlayan bir aktarım, sayfadaki hadisten bambaşka bir hadis anlatıyor demektir.
Abdestin sonunda bir şeyler söylendiği rivayet edilir ve burası, kaynakların halk arasındaki yaygın versiyonlardan çok daha temkinli davrandığı bir noktadır.
Ukbe b. Âmir’den gelen Ṣaḥīḥ Muslim’deki versiyon kısadır; sadece kelime-i şehadet vardır ve başka bir şey yoktur:
مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ يَتَوَضَّأُ فَيُسْبِغُ الْوَضُوءَ ثُمَّ يَقُولُ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ، إِلَّا فُتِحَتْ لَهُ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ الثَّمَانِيَةُ، يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ Sizden kim abdest alır ve abdestini tam yapar, sonra da “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir” derse, ona cennetin sekiz kapısı açılır ve dilediğinden içeri girer.
— Ṣaḥīḥ Muslim, baskısı, sayfa 1/209
Çoğu insana öğretilen metin buna bir cümle daha ekler: Allāhumme’c’alnî mine’t-tevvâbîn ve’c’alnî mine’l-mutetahhirîn — “Allah’ım, beni çokça tövbe edenlerden kıl ve beni temizlenenlerden eyle.” Bu ekleme, Sünen-i Tirmizî’nin baskısı sayfa 1/72’sinde geçer ve Tirmizî bunu öylece sessiz sedasız sunmaz. Hadisin hemen altına, isnadının muzdarip (istikrarsız) olduğunu ve bu bölümde Peygamber’den (Allah’ın salat ve selamı onun üzerine olsun) pek bir şeyin sabit olmadığını yazar. Bu baskının editörü, diğer hadis mecmualarının bu ekleme olmadan aktardığını belirterek, rivayeti bu son cümle olmadan sahih olarak derecelendirir.
Bu, o cümleyi söylemeyi bırakmak için bir neden değildir; içeriği, herhangi bir Müslümanın kendi kelimeleriyle her zaman yapabileceği bir duadır ve neredeyse kelimesi kelimesine Kur’an’ın Allah’ın kimleri sevdiğine dair kendi tanımından alınmıştır. Ancak bu, sekiz kapı vaadini sanki bu duaya bağlıymış gibi aktarmamak için bir nedendir. Ṣaḥīḥ Muslim’in bu vaadi bağladığı şey kelime-i şehadettir.
Bunun yanında sıklıkla ikinci bir metin daha zikredilir: Subhâneke’llâhumme ve bi-hamdike, eşhedu en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk. Bu sözlerin ardından bunların bir parşömene yazılıp Kıyamet Günü’ne kadar mühürleneceği söylenir. Bu rivayet, Nesâî’nin es-Sünenü’l-Kübrâ adlı eserinin baskısı sayfa 9/37’sinde yer alır. Nesâî bunu orada iki kez kaydeder; biri Peygamber’e merfu olarak (dayandırılarak), diğeri ise bizzat Ebû Saîd el-Hudrî’nin kendi sözleri (mevkuf) olarak. Ardından kendi ifadesiyle, merfu versiyonun bir hata olduğunu ve doğru şeklinin Ebû Saîd’de kalan versiyon olduğunu söyler.
Allah’ın adıyla başlama talimatı kısa ve kesin bir biçimde rivayet edilmiştir:
لَا وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ Üzerine Allah’ın adını anmayanın abdesti yoktur.
— Sünen-i İbn Mâce, baskısı, sayfa 1/256
Bu konu, beraberinde gerçek bir ihtilaf barındırır ve hazır bir hüküm verilmesindense bu ihtilafı görmek daha iyidir. Bu baskının editörü isnadı zayıf bulur ve aynı editörün Sunan al-Tirmidhī’nin baskısı sayfa 1/40’ındaki notu, hadis münekkitlerinin bu bölümün geneli hakkında vardıkları sonuçları bir araya getirir: Münzirî, bu konudaki pek çok rivayetin her birine tek tek itiraz edilebileceğini, ancak yolların çokluğu sayesinde birbirlerini güçlendirdiklerini belirtir. İbnü’s-Salâh, bunların bir araya geldiğinde hasen hadis seviyesine ulaştığını savunur. İbn Kayyim, İbn Kesîr ve Irâkî de bu rivayetleri hasen olarak nitelendirmiştir. Aynı notta Hasan-ı Basrî, İshak b. Râhûye ve Zâhirîlerin abdestte besmeleyi farz kabul ettikleri —öyle ki kasten terk edilirse abdestin tekrarlanması gerektiği görüşüne vardıkları— ve bunun Ahmed b. Hanbel’den gelen bir rivayet olduğu da kaydedilir.
Diğer fakihler ise aynı metinleri bir şarttan ziyade bir tavsiye (sünnet/müstehap) olarak okurlar. Her iki görüş de aynı rivayet bütününe ve zayıf yolların birbirini nasıl desteklediğine dair gerçek bir görüş ayrılığına dayanır. Birini bastırıp diğerini tek sünnetmiş gibi sunmak, kaynakları yanlış yansıtmak olur. Siz yine de söyleyin; bunu söylemenin daha iyi olduğuna kimse itiraz etmez.
Abdestin sadece başka bir şeye açılan bir kapı olmadığının en açık işareti, kendisinden sonra kılınacak farz namazdan bağımsız olarak, bizzat kendisine ait bir namazının olmasıdır. Osman b. Affân, bir şahidin huzurunda abdest almış, bunu adım adım tarif etmiş ve ardından şu vaadi aktarmıştır:
مَنْ تَوَضَّأَ نَحْوَ وُضُوئِي هَذَا ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ لَا يُحَدِّثُ فِيهِمَا نَفْسَهُ، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ Kim benim aldığım şu abdest gibi abdest alır, sonra da içinden kendi kendine konuşmadan iki rekat namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.
— Sahih-i Buhârî, baskısı, sayfa 1/43
Şart yine gözden kaçması kolay bir cümlenin içinde yer alır: Lâ yuhaddisu fîhimâ nefseh — kendi kendine konuşmadığı iki rekat. Ṣaḥīḥ Muslim aynı şartı olumlu bir ifadeyle, baskısının aynı 1/209. sayfasında belirtir: Kim güzelce abdest alır ve sonra “kalbiyle ve yüzüyle yönelerek” iki rekat namaz kılarsa, cennet ona vacip olur. Bir rivayet dağılmış bir zihni, diğeri ise dağılmamış bir zihni tarif eder; her ikisi de bu iki rekattan zamanın miktarını değil, dikkatin kalitesini talep eder ve her ikisi de işin zor kısmının bu olduğunu bilir.
Bunun bir teori değil, bir pratik olduğu, Peygamber’in Bilâl’e ne yaptığını sorduğunda yaşananlardan açıkça anlaşılmaktadır:
يَا بِلَالُ، حَدِّثْنِي بِأَرْجَى عَمَلٍ عَمِلْتَهُ فِي الْإِسْلَامِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ دَفَّ نَعْلَيْكَ بَيْنَ يَدَيَّ فِي الْجَنَّةِ “Ey Bilâl, İslam’da yaptığın ve en çok ümit bağladığın ameli bana söyle. Zira ben cennette, önümde senin ayakkabılarının sesini duydum.”
Bilâl’in cevabı öyle gösterişli bir şeyden bahsetmez. O, şu amelinden daha fazla ümit bağladığı başka bir amel bilmediğini söyledi: Gece veya gündüzün hangi saatinde temizlenmişse (abdest almışsa), o temizlikle kendisine kılınması takdir edilen namazı mutlaka kılmıştır.
— Ṣaḥīḥ al-Bukhārī, baskısı, sayfa 2/53, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir
Yani bu bir kahramanlık değil, bir alışkanlıktır; ve bunu okuyan herkesin bu gece başlayabileceği kadar da küçük bir adımdır.
Abdestin yaptığı son şey sizi bir eşiğe getirmektir. Gazzâlî, namazın batıni halleriyle ilgili bir bölümde, bu eşiği fiziksel olarak hisseden insanlara dair birkaç rivayeti bir araya getirir. Ali b. Hüseyin ile ilgili olanı yurvâ —“rivayet edilir ki”— ifadesiyle sunar. Bu, âlimlerin isnadına kefil olmadan aktardıkları şeyler için kullandıkları edilgen bir formdur ve biz de bu ihtiyat payını göz ardı etmek yerine koruyoruz. Orada anlatıldığına göre, abdest alırken onun rengi değişirdi; ev halkı yıkanırken kendisine ne olduğunu sorduğunda şöyle derdi: Kimin huzuruna çıkmaya niyetlendiğimi biliyor musunuz?
— adlı eserin 1/151. sayfası
İşte bu makalenin tüm argümanı, bir lavabonun başında duran birinin sorduğu bu tek soruda gizlidir. Yukarıdaki her şey —suyla birlikte dökülen günahlar, sınır nöbeti sayılan soğuk sabah, yüzdeki nişan, sondaki sözler— bir huzura çıkış hazırlığını tarif etmektedir. Eğer yıkanma, ayetin söylediği şeyi yapıyorsa, su akmayı kestiğinde seccadeye yürüyen kişi, musluğu açan kişiyle tam olarak aynı kişi değildir.
Bizim namaz rehberimiz, namaz vakitlerinizi, kıble yönünü ve bir sonraki ezana kalan süreyi gösterir; böylece kıyama durmadan önceki o bir dakikanızı geç kalıp kalmadığınızı kontrol etmekle değil, hazırlanmakla geçirirsiniz.
Eğer burada hatalı bir şey varsa —Arapça metni tam yansıtmayan bir çeviri, tutarsız bir sayfa, kaynağın izin verdiğinden daha kesin bir dille ifade edilmiş bir derecelendirme— bize bildirin, açıkça düzeltelim. Bu sayfadaki her alıntı, tam da bunu yapabilmeniz için, alındığı basılı sayfayı açar.
Allah ﷻ bizi, arınmayı tarif ettiği şekilde arındırsın ve hiçbirimizin o havuza tanınmadan varmasına izin vermesin.