Articles
İhram: Varmadan önce geçtiğiniz sınır
İhram bir duyguyla değil, sabit bir çizgiyle başlar; hadislerde adı geçen, belirli sözlerle girilen ve kaynakların, çoğu anlatımın sunduğundan çok daha fazla nüansla aktardığı yasaklarla çevrili bir sınırdır.
- Yazar
- The Quran Gallery team
- Yayımlanma
- Okuma süresi
- 6 dakikalık okuma
Bir insanın girdiği çoğu dini hal yalnızca niyetle belirlenir; oruç tutmaya karar verirsiniz ve oruç başlar. İhram ise böyle değildir. Onun bir konumu vardır. Haritadaki belirli bir çizgiyi ihrama girmeden geçerseniz, sonrasındaki niyetiniz ne kadar samimi olursa olsun bu hali kaçırmış olursunuz. Sadece bu gerçek bile ihramın aslında ne olduğuna dair bize bir şeyler söyler: İhram, hacının kendini soktuğu bir ruh hali değil; önceden belirlenmiş, belirli sözlerle girilen ve kaynakların, çoğu anlatımın sunduğundan çok daha derin bir dokuyla aktardığı kurallarla yönetilen bir sınırdır.
Bir hacının ihrama girmek için geçmesi gereken sınırlara mîkât kelimesinin çoğulu olan mevâkît denir; bu kelime, belirlenmiş bir randevu ile aynı kökten gelir. Bunlar Mekke’nin etrafını saran tek bir çember değil, insanların seyahat ettiği her bir yön için belirlenmiş bir dizi noktadır:
مُهَلُّ أَهْلِ الْمَدِينَةِ ذُو الْحُلَيْفَةِ، وَمُهَلُّ أَهْلِ الشَّأْمِ مَهْيَعَةُ، وَهْيَ الْجُحْفَةُ، وَأَهْلِ نَجْدٍ قَرْنٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ: زَعَمُوا أَنَّ النَّبِيَّ قَالَ وَلَمْ أَسْمَعْهُ وَمُهَلُّ أَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمُ Medinelilerin sınırı Zülhuleyfe’dir; Şamlıların sınırı Mehyea, yani Cuhfe’dir; Necidlilerin sınırı ise Karn’dır.
İbn Ömer daha sonra kendi sözleriyle, başkalarından duyduğu ancak bizzat Hz. Peygamber’den işitmediği bir sınırı daha ekler: Yemenliler ihrama Yelemlem’de girerler.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, 2/134. sayfa, 1528. hadis, İbn Ömer’den rivayet edilmiştir.
İbn Ömer’in burada ne yaptığına dikkat edin: Dördüncü bir sınırı aktarırken, bunu bizzat Hz. Peygamber’in isimlendirdiğini duymadığını açıkça belirtiyor. Bu hadisin daha sonraki aktarımlarının çoğu, bu ayrımı göz ardı edip hepsini tek ve kesin bir liste haline getirir. Dört seyahat yönü için bu kadar kesin bir şekilde belirlenmiş dört sınır, bir doğaçlama eseri değildir. Birinin her bir çizginin nereye düşeceğine karar vermesi gerekiyordu ve Medine’nin sınırının Mekke’ye neden en uzak noktada yer aldığının açıklaması doğrudan günümüze ulaşmıştır. On sekizinci yüzyıl âlimlerinden Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, bu konumların öylece herkesin kendi kapısının eşiği olarak bırakılamayacağını yazar. Mekke’ye ulaşmak için bir ay veya daha fazla seyahat eden birine evinden ihrama girmesi makul bir şekilde söylenemezdi; bu yüzden insanların fiilen seyahat ettikleri güzergâhlar üzerinde sabit, iyi bilinen durak noktaları belirlendi. Dihlevî’nin açıklamasına göre Medine, bu sınırların en uzağına sahip oldu çünkü orası vahyin indiği yer, imanın kalesi, hicretin yurdu ve Allah’a ve Resulü’ne iman eden ilk şehirdi. Bu yüzden Medine halkı, Allah’ın kelamını yüceltme konusunda herkesten daha fazla ileri gitmeyi hak ediyordu.
— Hüccetullahi’l-Bâliğa, adlı eserin 2/92. sayfası.
İhrama girişi, o sınırda söylenen sözlerden daha iyi hiçbir şey ifade edemez: Hacının mîkâttan Harem sınırlarına ulaşana kadar yüksek sesle tekrarladığı telbiye. Sözleri sabittir ve bizzat Hz. Peygamber’in söylediği şekliyle aynen korunmuştur:
لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ، لَا شَرِيكَ لَكَ Buyur Allah’ım, buyur. Buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur, buyur. Şüphesiz hamd, nimet ve mülk Sana aittir. Senin hiçbir ortağın yoktur.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, 2/138. sayfa, 1549. hadis, İbn Ömer’den rivayet edilmiştir.
Buradaki tekrarlar laf kalabalığı değildir. Tek bir cümlede dört kez huzurda bulunma beyanı ve her birinde icabet edilenin hiçbir ortağı ve dengi olmadığının yeniden vurgulanması; sessizce bir kez okunup bir kenara bırakılacak bir söz değil, yürürken, binek üzerindeyken, henüz geçilmiş bir sınırda dururken tüm bedenle söylenmek üzere tasarlanmış bir ifadedir.
Bir adam Hz. Peygamber’e doğrudan ihramlı birinin ne giyip ne giyemeyeceğini sormuş ve verilen cevap “mütevazı giyinin” şeklinde genel bir talimat olarak değil, tek ve belirli bir liste halinde günümüze ulaşmıştır:
لَا تَلْبَسُوا الْقَمِيصَ، وَلَا السَّرَاوِيلَاتِ، وَلَا الْعَمَائِمَ، وَلَا الْبَرَانِسَ، إِلَّا أَنْ يَكُونَ أَحَدٌ لَيْسَتْ لَهُ نَعْلَانِ فَلْيَلْبَسِ الْخُفَّيْنِ، وَلْيَقْطَعْ أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ، وَلَا تَلْبَسُوا شَيْئًا مَسَّهُ زَعْفَرَانٌ وَلَا الْوَرْسُ، وَلَا تَنْتَقِبِ الْمَرْأَةُ الْمُحْرِمَةُ، وَلَا تَلْبَسِ الْقُفَّازَيْنِ Kamîs (gömlek), sarık, pantolon ve kukuletalı pelerin (bornoz) giymeyin. Ancak sandaleti olmayan biri mest giysin ve onu topukların altından kessin. Safran veya vers (sarı bir boya maddesi) değmiş hiçbir şey giymeyin. İhramlı bir kadın yüzünü örtmemeli ve eldiven giymemelidir.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, 3/15. sayfa, 1838. hadis, İbn Ömer’den rivayet edilmiştir.
Bu özel sayfayla ilgili iki hususu üstünkörü geçmek yerine açıkça belirtmekte fayda var. Birincisi, Buhârî bu hadisi kaydettikten hemen sonra, aynı rivayeti İbn Ömer aracılığıyla aktaran ancak son cümlenin —kadının yüzü ve elleriyle ilgili talimatın— tam olarak nasıl söylendiği konusunda ihtilaf eden birkaç raviyi sıralar: Bazı rivayet yolları bunu bizzat Hz. Peygamber’in sözleri olarak aktarırken, Ubeydullah üzerinden gelen en az bir rivayet yolu, bunun Hz. Peygamber’den duyulanlardan farklı olarak İbn Ömer’in kendi söylediği bir söz olduğunu bildirir. Tam da bu sayfa üzerinde çalışan fakihler, ihramdayken yüze oturan bir peçeden kaçınılması gerektiği yönündeki temel talimata itiraz etmeksizin, yüzü örtmenin hükmü konusunda farklı sonuçlara varmışlardır.
İkincisi, buradaki ayakkabıyla ilgili talimat, sandalet bulunamadığında mestin topuğun altından kesilmesini söyler. Hz. Peygamber’in Veda Haccı sırasında Arafat’taki kendi hutbesinden gelen ayrı bir rivayet ise, kesmekten hiç bahsetmeden aynı izni verir:
مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ. وَمَنْ لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فليلبس سراويل Kim sandalet bulamazsa mest giysin. Ve kim izâr bulamazsa pantolon giysin.
— Sahîh-i Müslim, baskısı, 2/836. sayfa, 1179. hadis, Câbir’den rivayet edilmiştir.
Arafat’taki daha sonraki ve şartsız hutbenin öncelikli olduğunu savunan âlimler, mestin kesilmesini hiçbir şekilde şart koşmazlar; iki rivayeti birinin diğerini neshetmesi yerine birbiriyle uyumlu talimatlar olarak okuyan âlimler ise kesme şartını muhafaza ederler. Her iki okuma da kişisel bir tercihe değil, gerçek bir hadise dayanır; bu da bir taraf seçip onu var olan tek görüşmüş gibi sunmak yerine, dürüstçe belirtilmeye değer tam da o türden bir ihtilaftır.
Dikişsiz iki parça kumaş, bir kral ile bir işçiyi aynı kıyafetin içine sokar ve Kur’an, diğer tüm statü göstergeleri ortadan kalktığında Arapçanın fiilen muhafaza ettiği tek ayrımı şöyle isimlendirir:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَـٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَـٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Milliyet, servet ve soy, ihramın sade giysilerinin bir insana ilk bakışta okunmasını imkânsız kıldığı ayrımların ta kendisidir ve ayet, bunların hiçbirinin en başından beri Allah’ın kullandığı bir ölçü olmadığını açıkça ifade eder. Takva, ihramın icat ettiği bir gerçek değildir; ihramın, başka hiçbir şeyin onu gizlemesine izin vermediği tek gerçektir.
İhramın sade kumaşının görsel olarak kefene benzemesi, hacıların kendi başlarına fark etmelerine bırakılmış bir tesadüf değildir. Hac yaparken ölen bir adam hakkındaki bir rivayet, Hz. Peygamber’in onun için verdiği talimatlar aracılığıyla bu benzerliği açıkça ortaya koyar. Adam Arafat’ta vakfedeyken bineğinden düşmüş ve boynu kırılmıştı:
اغْسِلُوهُ بِمَاءٍ وَسِدْرٍ، وَكَفِّنُوهُ فِي ثَوْبَيْنِ، وَلَا تُحَنِّطُوهُ، وَلَا تُخَمِّرُوا رَأْسَهُ؛ فَإِنَّهُ يُبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُلَبِّيًا Onu su ve sidr (arabistan kirazı yaprağı) ile yıkayın ve kendi iki parça giysisi (ihramı) içinde kefenleyin. Ona koku sürmeyin ve başını örtmeyin; çünkü o, Kıyamet Günü telbiye getirerek diriltilecektir.
— Sahîh-i Buhârî, baskısı, 2/75. sayfa, 1265. hadis, İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir.
Talimat kasıtlı olarak kısıtlıdır: Koku yok, başı örtmek yok, onu tam olarak olduğu gibi defnedin. Onun ihramı ölümle bozulmamıştır; tekrarlayıp durduğu o sözler hâlâ dilindeyken, dirilişin kendisine kadar devam ettiği tasvir edilmektedir. Bir hacının birkaç gün sonra çıkarmayı umarak giydiği bir giysi, bu okumaya göre, eninde sonunda temelli giyilecek olan o tek giysinin bir provasıdır.
Eğer yukarıdakilerden herhangi biri yanlışsa —Arapça metni tam yansıtmayan bir çeviri, tutarsız bir kaynak gösterimi, kaynağın izin verdiğinden daha büyük bir özgüvenle ifade edilmiş bir hadis derecelendirmesi— lütfen bize bildirin. Bu düzeltme bizim için, yazının itiraz edilmeden öylece kalmasından çok daha değerlidir.
Allah ﷻ samimiyetle yapılan her haccı kabul etsin ve hâlâ bu sınırlardan birinde durmaya hazırlanan herkese kolaylık versin.