İçeriğe geç
Search blog
Search blog…
Tüm yazılar

Articles

Ramazan'ın Vaatleri: Bu Ay Onu Arayanlara Gerçekte Ne Sunuyor?

Ramazan genellikle genel ifadelerle anlatılır: bereket ayı, yeni bir başlangıç fırsatı. Ancak kaynaklar çok daha belirgindir: ismiyle anılan kapılar, sıradan hesap defterlerinin dışında tutulan bir mükafat, bin aya bedel tek bir gece. Kaydedildiği sayfaya kadar izi sürülen bu altı özel vaat.

Yazar
The Quran Gallery team
Yayımlanma
Okuma süresi
6 dakikalık okuma

Ramazan her yıl aynı birkaç kalıpla anlatılır: bereket ayı, sıfırlanma fırsatı. Bu ifadeler doğru olsa da, kaynakların bizzat kendisinde olmayan bir belirsizlik taşırlar. Ay boyunca gerçekte nelerin vaat edildiğine bakarsanız, ifadelerin son derece net olduğunu görürsünüz: Cennette özel bir ismi olan ve kapanan bir kapı, mükafatı diğer iyilikler gibi ölçülmeyen bir ibadet, koca bir ömre bedel tek bir gece. Bu, tek bir faziletin kırk farklı şekilde ifade edilmesi değildir. Bunlar, her biri kaydedildiği sayfaya kadar teyit edilmiş altı ayrı vaattir. Böylece “Ramazan bereketlidir” sözü bir slogan olmaktan çıkıp, somut olarak işaret edebileceğiniz altı gerçeğe dönüşür.

Çoğu ay, geçişi kimse fark etmeden başlar ve biter. Ramazan ise farklı tasvir edilir; onun gelişi, takip eden otuz gün boyunca gayb aleminin işleyişinde yapısal bir değişiklik olarak ele alınır.

إِذَا جَاءَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، وَصُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ

Ramazan geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.

— Sahih-i Müslim, baskısı, sayfa 3/121, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.

Şarihler bunu, hangisinin mecaz olduğu konusunda birbiriyle yarışan üç ayrı iddia olarak değil, aynı anda üç farklı şekilde okurlar: Açılan cennet kapıları, bağışlanmanın ne kadar ulaşılabilir hale geldiğinin bir simgesidir; kapanan cehennem kapıları, büyük günahlara giden yolların azalmasıdır; zincire vurulan şeytanlar ise vesvesenin tamamen yok olması değil, azalmasıdır. Zaten bir insanın Ramazan’da hala günah işleyebilmesinin nedeni de budur; sadece artık bunun için bir mazereti eksilmiştir. Bu üç vaadin hiçbiri tek başına iş görmez. Birlikte, her yönden gelen direncin Şaban ayına kıyasla ölçülebilir düzeyde daha düşük olduğu bir ayı tasvir ederler.

Ramazan adını bir mevsimden veya hasattan almaz. Bizzat Kur’an’da, içinde gerçekleşen tek bir olayla isimlendirilmiştir.

شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَـٰتٍ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ ۚ …

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.

— Bakara Suresi, 2:185

Bu, aya iliştirilmiş bir detay değil; ayın bizzat adıdır. Ve ayetin kurduğu bu düzen, ilk vahiyle sınırlı kalmamıştır. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı boyunca her Ramazan ayında Kur’an’ı Cebrail ile karşılıklı olarak ezberden okuduğu ve kendi cömertliğinin tam da bu gecelerde zirveye ulaştığı aktarılır:

كَانَ رَسُولُ اللهِ أَجْوَدَ النَّاسِ وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ وَكَانَ جِبْرِيلُ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ فَيُدَارِسُهُ الْقُرْآنَ

Allah Resulü insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu zaman ise Ramazan’da Cebrail ile karşılaştığı anlardı. Cebrail, Ramazan’ın her gecesinde onunla buluşur ve Kur’an’ı karşılıklı okurlardı.

— Sahih-i Buhârî, baskısı, sayfa 4/113, 3220 numaralı hadis, İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir.

Burada iki şeyi birbirinden ayırmakta fayda var. Mukabele —Kur’an’ı başka birinin huzurunda karşılıklı okumak— hadisin adını koyduğu uygulamadır ve metnin bir kopyasına ve istekli bir partnere sahip olan herkesin yapabileceği bir şeydir. Her okumanın ardından gelen cömertlik ise bir tesadüf değil, bir sonuç olarak tasvir edilir: Kur’an’la kurulan temas, sadece kişinin özel ibadetini değil, sonraki saatlerde davranışlarını da gözle görülür şekilde değiştiren bir etken olarak ele alınır.

Çoğu iyilik, genel anlamda onu yapan kişiye ait olarak tanımlanır. Oruç ise farklı ele alınır; diğer tüm amellerden ayrı tutulmuş ve hiçbir belirli ölçüye tabi olmaksızın, doğrudan Allah’ın mükafatlandırmasına ayrılmıştır.

كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إِلَّا الصِّيَامَ، فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ … وَلِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ يَفْرَحُهُمَا؛ إِذَا أَفْطَرَ فَرِحَ بِفِطْرِهِ، وَإِذَا لَقِيَ رَبَّهُ فَرِحَ بِصَوْمِهِ

Âdemoğlunun her ameli kendisinindir, oruç hariç. O benimdir ve onun mükafatını bizzat ben vereceğim… Oruçlunun sevineceği iki an vardır: Orucunu açtığında iftarıyla sevinir ve Rabbine kavuştuğunda orucuyla sevinir.

— Sahih-i Müslim, baskısı, sayfa 3/157, 1151 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.

Rivayet, bu mükafatın ne kadar olduğuna dair hiçbir rakam vermez; bu kasıtlıdır. Hadiste adı geçen diğer tüm ameller, Allah’ın belirlediği ölçü ne olursa olsun, onu yapan kişiye aittir. Sadece oruç bu düzenlemenin dışına çıkarılmış, mükafatı belirtilmemiştir çünkü bu mükafat, ölçüsünün bir sınırı olmayan tek Varlık tarafından ödenecektir. Bu esnada oruçlunun elinde kalan şey ise daha küçük ve daha anlıktır: Her günün sonunda açılan bir oruç ve açılışı bizzat Allah ile buluşmak olan o son oruç.

Ertelenen bu mükafat, nihayetinde somut bir mimari forma bürünür: bir kapı.

إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لَا يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، فَإِذَا دَخَلُوا أُغْلِقَ، فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ أَحَدٌ

Cennette Reyyân adında bir kapı vardır. Kıyamet gününde oradan sadece oruçlular girer, onlarla birlikte başka hiç kimse giremez. Onlar girdikten sonra kapı kapanır ve artık oradan kimse giremez.

— Sahih-i Buhârî, baskısı, sayfa 3/25, 1896 numaralı hadis, Sehl bin Sa’d’dan rivayet edilmiştir.

Reyyân kelime anlamı olarak “suya kanmış” demektir; günlerini susuz geçiren insanlar için seçilmiş bir isim. Hadisin tasvir ettiği şey, hak edenler için daha geniş açılmış genel bir giriş değildir; tam olarak tek bir gruba göre boyutlandırılmış ve sonuncusu da geçtikten hemen sonra kapanan özel bir kapıdır. Başka hiçbir iyilik, kişiyi o özel kapıdan geçirmeye yetmez. Bunu sadece oruç sağlar.

Ay boyunca oruç tutmak, tek başına otomatik bir bağışlanma olarak tanımlanmaz. Buna bağlanan şart, vaat her tekrarlandığında dile getirilir: İman ve ihtisab (mükafatını içtenlikle ummak). Yani bir alışkanlık, toplumsal bir baskı veya sadece takvimin gerektirdiği bir şey olarak değil.

مَنْ قَامَ لَيْلَةَ الْقَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

Kim Kadir Gecesi’ni inanarak ve mükafatını umarak ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır. Kim de Ramazan ayını inanarak ve mükafatını umarak oruçlu geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.

— Sahih-i Buhârî, baskısı, sayfa 3/26, 1901 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiştir.

İki ayrı ibadet —gündüz orucu ve gece ibadeti— her birine aynı sonucun bağlandığı şekilde yan yana zikredilir. Bu yüzden bu ikisini, önemli olan bir oruç ve sadece isteğe bağlı bir gece ibadeti olarak değil, birlikte ele almak gerekir. Bu hadisin ikinci yarısında adı geçen gece ise tahmine bırakılmamıştır:

تَحَرَّوْا لَيْلَةَ الْقَدْرِ فِي الْوِتْرِ، مِنَ الْعَشْرِ الْأَوَاخِرِ مِنْ رَمَضَانَ

Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on gününün tekli gecelerinde arayın.

— Sahih-i Buhârî, baskısı, sayfa 3/46, 2017 numaralı hadis, Âişe’den rivayet edilmiştir.

Aranan şeyin büyüklüğü bizzat Kur’an’da açıkça ifade edilmiştir: Bu arayışın tek bir gecesi, sıradan ibadetle geçen bin aydan daha hayırlı olarak tanımlanır — Kadir Suresi, 97:3. Bir kameri yıldaki yaklaşık üç yüz elli dört geceden belirli on tanesi, onsuz yaşanmış seksen üç yıldan daha değerli bir şeyi bulmak için en muhtemel yer olarak işaret edilir.

Yukarıdaki her vaat üstü kapalı bir mühletle gelir: Ay biter. Kaynakların, bu mühletin sonuna hiçbir şey elde edemeden ulaşmak hakkında söyledikleri ise pek nazik değildir.

رَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ أَنْ يُغْفَرَ لَهُ

Ramazan ayına giren ve bağışlanmadan bu ay çıkıp giden adamın burnu sürtülsün.

— Câmiu’t-Tirmizî, baskısı, sayfa 5/513, 3545 numaralı hadis, Ebû Hureyre’den rivayet edilmiş ve bizzat Tirmizî tarafından hasen garîb olarak derecelendirilmiştir.

“Rağime enf”, kelime anlamı olarak yüzün toza toprağa bulanması, burnunun sürtülmesi anlamına gelen bir deyimdir; Arapçada hafif bir hayal kırıklığı için değil, mutlak bir hezimet için ayrılmış bir ifadedir. Buradaki ciddiyet asıl meseledir: Yukarıda sayılan her şey —açık kapılar, Kur’an mukabelesi, sınırı olmayan mükafat, özel kapı, iman ve samimi çabaya bağlanan bağışlanma, bir ömre bedel tek bir gece— kaçırılma ihtimali olan şeyler olarak tasvir edilir. Üstelik ayın dışında duran bir inançsız tarafından değil; oruç tutan, tüm bu süre boyunca ayın içinde olan ve yine de onun hiçbir şey elde edemeden kapanıp gitmesine izin veren kişi tarafından.


Bu altı vaadin hiçbirine ulaşmak için sıra dışı bir şey gerekmez: Gündüzleri oruç tutmak, geceleri ibadet etmek, bir mushaf açıp okumak. Ramazan’ın kendi katkısı yeni yükümlülükler getirmek değildir; bu sıradan amellerin bu özel ayda tam olarak ne kadar değerli olduğunu önceden haber vermesidir. Bu kapıların ve bu ayın adını aldığı metin olan Kur’an’ın bizzat kendisini Quran Gallery okuyucusundan okuyun.

Eğer yukarıda yanlış bir şey varsa —Arapça metni tam yansıtmayan bir çeviri, asılsız bir alıntı veya kaynağın izin verdiğinden daha iddialı bir derecelendirme— bize bildirin. Bu düzeltme bizim için, yazının itiraz edilmeden öylece durmasından çok daha değerlidir.

Allah ﷻ hiçbirimizin bu ayın sonuna burnu sürtülmüş bir halde ulaşmasına izin vermesin.